Author

Deniz Ali Gür

Browsing

AKP iktidarı bir süredir Ortadoğu politikasında ciddi revizyonlar yapmaya çalışıyor. Ekonomik, siyasi ve zaman zaman da askeri açılardan ilişkilerin çok gerildiği, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bağlayıcı beyanlarla hedef aldığı kimi hükümetlerle arayı düzeltmek için ciddi bir çaba içindeler. Söz konusu gerilimlerin ortak özelliği, AKP’nin İhvancı Ortadoğu politikasından kaynaklanıyor olmalarıydı. Haliyle bu kavgalarda atılan geri adım da İhvancı çizgiden taviz anlamına geliyor. Dünya Kupası vesilesiyle gidilen Katar’da Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah es-Sisi’yle verilen fotoğraf, bu tavizlerden biriydi.…

İran’da protestolar bir aya yakın süredir devam ediyor. Molla rejiminin belirlediği biçimde türban takmadığı için gözaltına alınan Mehsa Emini adlı genç kadının şiddete maruz kalarak ölmesi İran halkında büyük öfke uyandırdı. Son eylem dalgasının uzun bir süreye yayıldığı, ölçeğin de geçmişteki örneklerden büyük olduğu görülüyor. Siyasi tutukluların tutulduğu Tahran’daki Evin Hapishanesi’nde çıkan yangına halkın verdiği refleks de rejimin işinin kolay olmadığını gösteriyor. Cumartesi gecesi dumanların yükseldiği ve silah seslerinin duyulduğu cezaevinde isyan çıktığı, isyana silahla…

Formasyonunu aşırı sağ gençlik örgütlerinde almış… Faşizmi bir siyasal kavram olarak tedavüle sokan Mussolini’ye hayranlığını gizlemeyen bir siyasi lider. İtalya seçimlerinde birinci olarak başbakanlık için en güçlü aday haline gelen, “İtalyan’ım, anneyim” temalı konuşması Türkiye’de de çok tartışılan Giorgia Meloni’den söz ediyoruz. Köklü bir sınıf hareketi ve devrimci geleneği olan İtalya’da 80 yıl sonra Mussolini artıklarının iktidara gelme ihtimalinin doğması, önemsiz bir gelişme değil. Üstelik sağ yükseliş İtalya’yla sınırlı da değil. Bir dizi Avrupa ülkesinde…

Uzun sayılabilecek bir hazırlık döneminin ardından Sosyalist Güç Birliği’nin kuruluşu ilan edildi. Siyaset, düşünce ve kültür alanlarında faal olan 200’ün üzerinde sosyalistin ve dört siyasi hareketin kamuculuk, yurtseverlik ve laiklik ekseninde bir araya gelme iradesi göstermesi başlı başına önemli sayılmalı. Sıcağı sıcağına gelen yorumlar, Sosyalist Güç Birliği’nin toplumsal algıda nereye oturacağının işaretlerini verirken bir yandan da ondan beklenenin ne olduğunu berraklaştırıyor. Sosyal medya sataşmalarını bir kenara bırakıp ciddiye alınması gereken soru ve endişelere yanıt vermek…

Seçimlere en fazla 10 ay kaldı. Zaman geçtikçe düzen muhalefetinin stratejisine ilişkin daha fazla veri birikiyor. Türkiye’nin karşı devrim iktidarı ile karşı devrimle uyum vadeden düzen muhalefeti arasında sıkışmak ve bunlardan birini tercih etmek zorunda olmadığını defalarca yazdık. Seçim aritmetiği hatırlatılarak yapılacak bol “ama”lı uyarıların önümüzdeki süreçte daha fazla artacağını öngörebiliriz. Ne var ki, olası uyarıları elimizin tersiyle itme gerekçeleri de eş zamanlı olarak artıyor. Seçim kazanmak için yapılacak manevraların bir yere kadar makul olduğunu…

Şarkı sözü için dil koparma tehdidi, sahne kıyafetleri üzerinden koparılan yaygara, bir Çerkez atasözünü andığı için tutuklanan gazeteci… Kimisi AKP’li Cumhurbaşkanı ile maiyetindeki bakanların kimisi de sosyal medya trollerinin imzasını taşıyan bu eylemlerin tümü, dinci gericiliğin halka karşı sistematik saldırısının parçası. Fahrettin Altun’un “akredite” gazetecilere AKP’li Cumhurbaşkanı’nın “dil koparma” tehditli konuşmasının yazılmaması talimatını verdiği, görüntülerin Cumhurbaşkanlığı bilgisi ve onayı yayıldığı iddiası – medyaya yansıyan görüntülerin profesyonel kameradan değil cep telefonundan çekilmiş olması ve havuz medyasının…

Bir genç öldü. “Yaşama sevincimi kaybettim” diyerek neden yaşamaktan vazgeçtiğini anlattı, kendisini pes ettiren karanlıktan hiç değilse kardeşlerini kurtarmak için son kez seslendi. Artık aramızda olmadığı için göremediyse de çaresizlik içinde sarf ettiği son sözleri milyonlarca gencin çığlığına dönüştü. Utanmaz gericiler diyor ki ruhsal sorunları varmış, kaldığı yurtla ilgisi yokmuş, zaten içine kapanık bir gençmiş… İntiharın toplumsal bir olgu olduğunu toplum bilimlerine aşina olan herkes bilir. Enes’in intiharı hem toplumsal hem siyasal. Bir tıp fakültesi…

Bir 29 Ekim’i daha geride bıraktık. Kısmen süreklileşmiş, kısmen de bu yıla özgü anekdotlarla… Süreklileşmiş olanlar malum: AKP’li Cumhurbaşkanı yine 29 Ekim’i kendi şovuna çevirdiği bir açılışa (bu kez AKM) denk getirdi, Diyanet 29 Ekim hutbesinde Mustafa Kemal Atatürk’ü anmadı, Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı’nın 29 Ekim kutlamasında açılan Erdoğan posteriyle yılın iktidar kaynaklı 29 Ekim provokasyonu eksik bırakılmamış oldu, Cumhuriyet’in ekonomik varlıklarını yağmalayıp tasfiyesine alkış tutan sermaye grupları her zamanki gibi bu yıl…

“Dün itibariyle kayyum Melih Bulu’nun bu göreve devam edip etmeyeceği tartışması bitmiştir. Üniversiteyi yönetemeyeceği bir kez daha ortaya çıkan Bulu’nun o göreve devam etmesinin imkanı kalmadı. Mesele artık Bulu’ya görevden ne zaman ve hangi biçimde el çektirileceğiyle ilgili.” Bu satırlar, yazıldığı 2 Şubat’tan 5 ay sonra, yani kayyum Bulu’nun “krizin biteceğini öngördüğü” 6 aylık süre zarfında resmen doğrulandı. Zamanlama ve görevden el çektirilme biçimiyle ilgili belirsizliği ortadan kaldırarak… Yazar müneccim değil. Tarihin 15 Temmuz’a döndüğü…

Boğaziçi Üniversitesi’nde tarihi bir dönem yaşanıyor. İktidar işi gücü bıraktı, sabah akşam ülkenin bu köklü üniversitesiyle kavga ediyor. Atadıkları kayyum kontrolü iyice kaybetti, dört yıl boyunca yöneteceğini iddia ettiği kurumun bütün bileşenlerine savaş açıyor. Şirin gözükme çabaları fayda etmeyince sesini kesip kendini unutturmaya bakan kayyum haftalar sonra yarattığı bir bahaneyle üniversite öğrencileri arasında nefret ve düşmanlığı kışkırtacak bir Tweet atıp insanları cinsel yönelimleri nedeniyle hedef gösteriyor. Sonra Valilik ve İçişleri Bakanı devreye giriyor, ayrımcılık temelinde…