Türkiye pandemiyi tarihinin belki de en beceriksiz yönetimiyle geçiriyor. Salgın koşullarında bile avantacılıktan, ranttan, bel altı oynamaktan vazgeçmeyen, halkın acil ihtiyaçlarını karşılamaya ayırması gereken vakti muhalefete sataşmaya ve muhalefet belediyelerinin halka ekmek dağıtmasını engellemeye ayıran iktidar, yaptığı işleri de eline yüzüne bulaştırıyor.

Pandeminin hayatı felç etmeyi sürdürdüğü bir dönemde yine sadece dijital olarak yayımlanan bir sayıyla karşınızdayız. Virüsün kaynağı doğa, ama salgın döneminde karşılaştığımız sorunların önemli bir bölümünün kaynağı adına kapitalizm dediğimiz illet.

İnsanlığın salgına hazırlıksız yakalanmasında sermaye egemenliğinin payını Mart ve Nisan aylarında yer verdiğimiz kimi içeriklerle irdelemiştik.1Özgür Gültekin, “Koronavirüs’e Tacını Kapitalizm Giydiriyor”, DSosyal, 16 Mart 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/makale/koronaviruse-tacini-kapitalizm-giydiriyor/, Leigh Phillips, “Serbest Piyasa Koronavirüs Salgınına Karşı Yeterli Değil”, çev. Ezgi Cengiz, Devrim, Sayı: 4, Nisan 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-4/serbest-piyasa-koronavirus-salginina-karsi-yeterli-degil/ Sermaye düzeni, salgının geldiği aşamaya yanıt üretmekte de oldukça çaresiz.

Dünyanın süper gücü, salgınla mücadelede kendince tepeden baktığı birçok ülkeden çok daha başarısız bir sınav vererek pandeminin yeni merkez üssü oldu bile… Bu yazı yazıldığı sırada ABD’de vaka sayısı 1 milyonu aşmış, ölü sayısı 60 bine dayanmıştı. İyileşen sayısı 140 binin biraz altında, aktif vaka sayısı ise 817 binin biraz üstündeydi. Dünyanın en büyük ekonomik gücü, salgınla mücadelede en başarısızlar arasında. Bu tezadın açıklaması sınıf mücadelesinde gizli.

Korkut Boratav, Türkiye ekonomisinin 1980-85 arasındaki seyrini “sermayenin karşı saldırısı” şeklinde kavramsallaştırır. 12 Eylül ve ANAP’ın özetini sunan bu kavram, Türkiye’nin ötesinde tüm kapitalist dünyanın neoliberal dönüşümü için de geçerli. Şili’de 1973’te Pinochet darbesiyle pilot uygulaması yapılan bu dönüşüm, işçi sınıfının tüm kazanımlarının (ücret, yan haklar, güvenceli istihdam, sosyal haklar, kamucu uygulamalar vb.) burjuvazi tarafından gaspının ifadesiydi.

ABD’de bu dönüşüm 1981’de başkan olan Reagan’la başlayacaktı ve zaten Reagan’ın öncesinde de sonrasında da malum dinamiklerin ürünü olarak sosyalist birikimin ve sınıf hareketinin ezilmiş olduğu bu ülkede sermaye istediği gibi at oynatmakta zorlanmıyordu. “Sermayenin karşı saldırısı” anlamına gelen neoliberalizm bu nedenle belki de en tam uygulamasını ABD’de buldu. Neoliberalizme maruz kalma düzeyi ile salgınla mücadele yeteneğinin ters orantılı olduğu Korona günlerinde ABD’nin çuvallaması sürpriz değil. “İnsanlara dezenfektan enjekte edelim” diyerek ülkesinin bilim insanlarını “Çamaşır suyu içmeyin” uyarısı yapmak zorunda bırakan sivri zekalı, başarısızlığın nedeni değil, onun asıl nedeni olan neoliberal gericilik döneminin sonucu.

Neoliberal gericilik demişken, Türkiye’de ise farklı bir tezat yaşanıyor. Sağlık emekçileri büyük fedakarlıkla görevlerini yerine getirmeye çalışır, halkın önemli bir bölümü de bireysel önlemlerini alıp zorunlu haller dışında evde kalarak salgınla mücadelede üzerine düşeni yaparken patronlar ile onlara hizmette kusur etmeyen iktidar, emekçileri ateşe atıyor. İş yerlerinde salgına karşı gerekli önlemler alınmaksızın üretim devam ediyor. Şehirler arası seyahat ve sokağa çıkma yasakları fabrikalar için esnetiliyor. Kargo ve market emekçileri yetersiz önlemlere karşın artan iş yüküyle karşı karşıya. Bir işçinin testi pozitif çıktığında aile bireyleri gözetim altına alınırken yakın mesafede çalıştığı iş arkadaşlarına herhangi bir kontrol yapılmıyor. Ve DİSK-AR’ın hazırladığı COVID-10 DİSK Raporu’na göre işçiler arasında vaka oranı Türkiye ortalamasının 3,2 katına çıkıyor.2http://disk.org.tr/2020/04/covid-19-disk-raporunun-ucuncusu-yayinlandi/

Ve Türkiye pandemiyi tarihinin belki de en beceriksiz yönetimiyle geçiriyor. Salgın koşullarında bile avantacılıktan, ranttan, bel altı oynamaktan vazgeçmeyen, halkın acil ihtiyaçlarını karşılamaya ayırması gereken vakti muhalefete sataşmaya ve muhalefet belediyelerinin halka ekmek dağıtmasını engellemeye ayıran iktidar, yaptığı işleri de eline yüzüne bulaştırıyor.

Örneğin maske dağıtımları… yazan da okuyan da yorulacak ama içinde yaşadığımız kara mizahı özetlemek için dişimizi sıkıp katlanalım.

Önce eczanelerde satılacak dediler. Muhalefet belediyeleri toplu taşıma araçlarında ücretsiz dağıtınca “Tamam, biz de dağıtıyoruz” dediler. PTT’nin sayfasından başvurun dediler, sistem çökünce e-devletten de başvurulacak dediler. Başvurular yapıldı, az sayıda kişiye “Şahsım” imzalı poşetle gönderildi. Sonra SMS atacağız, eczanelerden alacaksınız dediler. Haftalar geçti, SMS alan da oldu alamayan da. Kimi eczanelerde maske kalmadığı için SMS işe yaramadı. Bu arada maske satışı da yasaklandığı için parasıyla da maske bulunamadı. Bu yazı yazıldığı sırada tüm sigortalı çalışanların çalıştığı kurumdan maske alacağı açıklanmıştı. Siz bu yazıyı okuyana kadar uygulama değişti mi bilmiyoruz. İş yerlerine maske kaç zamanda ulaşacak, evden çalışma düzenine geçilen iş yerlerinin çalışanları sosyal mesafe kuralını ihlal etmeden maske alabilecek mi zaman gösterecek..

10 Nisan gecesi aniden ilan edilen sokağa çıkma yasağıyla yaşanan kaos, ardından gelen istifa ettim-kabul etmedim şovları, Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyelerinin ve salgınla mücadele eden birçok ülkenin yaptığının aksine testi pozitif çıkmadığı halde bilinen semptomları gösterdiği için COVID-19 tedavisi gören hastaların vaka sayılarına dahil edilmemesi, yani salgının boyutunu gizlemek için istatistiklerin maniple edilmesi… Türkiye bu saçmalığı hak etmiyor.

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’a böyle bir yıkımla girdik. 12 Eylül günlerinin ardından ilk kez ülkemizde 1 Mayıs sokak ve meydanlarda kutlanamayacak. Sebep salgınla mücadele olduğu için şikayet edecek değiliz. Ancak emek örgütlerinin verdiği görüntüyle ilgili bir çift söz etmek durumundayız.

Salgın döneminde hayatın akışı için ihtiyaç duyulmayan alanlarda çalışmaya zorlanan, servislerde ve üretim alanlarında sosyal mesafe ve koruyucu malzemelerden yoksun bırakılarak salgının pençesine atılan, sokağa çıkma yasağı olan günlerde ve 1 Mayıslarda yasa dışı biçimde çalışmaya zorlanan işçiler için anlamlı bir çalışma yapmadan 1 Mayıs kutlansa ne olur? Açık konuşalım, bunlar olmadan “yeni toplumsal düzen” gibi söylem düzeyinde ileri ama içeriği belirsiz bir sloganla açıklama yapıp “balkonlardan balon uçurmak” gibi neye yaradığı belli olmayan tuhaf bir eylemlilikle kutlanacak 1 Mayıs kutlanmasa daha iyi.

İşçi sınıfımızı siyasal alanda temsil edecek devrimci iradeyi yaratarak sınıfı tüm mücadele düzlemlerinde yeniden ayağa kaldırma kararlılığıyla,

Yaşasın 1 Mayıs!

Yaşasın sosyalizm!

Notlar:

[1] Özgür Gültekin, “Koronavirüs’e Tacını Kapitalizm Giydiriyor”, DSosyal, 16 Mart 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/makale/koronaviruse-tacini-kapitalizm-giydiriyor/, Leigh Phillips, “Serbest Piyasa Koronavirüs Salgınına Karşı Yeterli Değil”, çev. Ezgi Cengiz, Devrim, Sayı: 4, Nisan 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-4/serbest-piyasa-koronavirus-salginina-karsi-yeterli-degil/

[2] http://disk.org.tr/2020/04/covid-19-disk-raporunun-ucuncusu-yayinlandi/

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.
Dsosyal
Yazar