AKP’nin Türkiye’yi emperyalistlerden aldığı güçle emperyalistler için anlamlı bir silaha dönüştürmek için çıktığı serüvenin sonucunda geldiğimiz noktada kan, şiddet, mülteci krizleri ve belirsizlik ülkenin ve bölgenin gerçeği haline gelmiş oldu.

Konumuz Türkiye’nin AKP döneminde dış politikası. Ancak Türkiye gibi emperyalist-kapitalist sistemin uzun zamandır parçası olan bir ülkede dış politikaya ilişkin bir tartışmanın ülkenin iç dinamiklerine değinmeden yürütülmesi pek mümkün değil. Sonuçta hem dış politikada hem de içeride ağırlık merkezini ülkenin sermaye sınıfının ve onun temsilcilerinin ihtiyaçları belirliyor. Dolayısıyla dışarıda izlenen politikanın içerideki yansımalarının ve aynı zamanda ters yöndeki ilişkinin de değerlendirmelerde hesaba katılması gerekiyor. Üstelik, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği andan itibaren – dış işlerine ilişkin kurumlar ve doktrinler de dahil – Cumhuriyet’in geleneksel kurumlarına ve yaklaşımına karşı yıkıcı bir pozisyona sahipti. Geçmişten gelen sürekliliğin sekteye uğratılması, dış ilişkilerde alınacak pozisyonlarda ülke içindeki gündelik siyaseti daha fazla etkin hale getirirken aynı zamanda içeride izlenecek siyasetin de dışarıdan etkilenmesini kolaylaştırmış oldu.

AKP’nin uzun iktidarı aynı zamanda kapitalist sisteme ve neoliberal rejime ilişkin beklentilerin değiştiği bir dönemle de çakıştı. Sovyet sosyalizminin yıkılışının ardından bir anda yağmaya açılan muazzam zenginlik bir süre sonra tükendi. Doğu Bloku ülkelerinin emekçilerinin geçmişteki birikimleri bir bir burjuva mülkiyetine geçirilirken sisteme yeni eklenen emek arzı, kapitalist dünyadaki emekçilerin kazanımlarını törpüleyen bir basınç kaynağı olarak değerlendiriliyordu. Emperyalistlerin beklenmedik zaferinin yarattığı ideolojik basınç; sınırların ortadan kalkacağı, savaşların biteceği, sonsuz bir demokrasi ve olağanüstü bir bolluk dönemine girileceği gibi beklentileri halklar nezdinde inandırıcı kılmıştı. Gerçeğin tam tersini yansıttığı, reel sosyalizmin yokluğunda insanlığı yeni bölünmelerin, bitmeyen savaşların, baskının ve yoksulluğun beklediği ancak yaşayarak anlaşılabildi.

AKP iktidarının dış dünyayla ilişkilerini bu bağlamda üçe ayırmayı öneriyoruz: Birinci dönem, emperyalist merkezlerdeki henüz yok olmamış iyimserliğe ve yayılmacılığa entegrasyon; bu entegrasyon için Türkiye’nin emperyalistler adına dönüştürülmesi görevinin icracısı olan bir AKP. Oldukça kısa süren ikinci dönemde ise; özellikle art arda gelen ekonomik krizler, Rusya ve Çin gibi ülkelerin kendilerine biçilen rolü kabul etmediğini ilan etmesi ile birlikte durumdan vazife çıkaran ve artık kendisini emperyalist operasyonlarda aktif rol üstlenebilecek yeterlikte hisseden ve alt-emperyal rol taşıma heveslisi bir AKP görüyoruz. Üçüncü ve içinde bulunduğumuz dönemde ise; artık gözden düşen AKP’nin emperyalist merkezlerdeki stratejisizlik ve ne yapacağını bilemezlik ortamında iç siyasette taşıdığı ağırlıkla iktidara tutunduğu ve kendisini zorla kabul ettirdiği bu amaç için de bölgedeki başka aktörlerle onursuz bir rekabet yürüttüğü söylenebilir.

Birinci Dönem: Pijamayla Bile Satarım

”Ne banka bırakacağız, ne fabrika, ne de işletme. Liman da bırakmayacağız, hepsini satacağız. Neymiş, yabancıya satmayalım, yerliye satalımmış. Kimmiş yerli? Parayı veren düdüğü çalar. Tüpraş’ı Ruslara satar mısın, diyorlar. Satarım arkadaş. Stratejik yer imiş. Ne stratejisi, önemli olan müşteri bulmak. Müşteri gece gelsin, pijamayla çıkarım karşılarına. Seviyorum bu işleri arkadaş” Kemal Unakıtan, Eylül 2003 1Cumhuriyet Gazetesi, 20.09.2003

2003’te yukarıdaki sözleri sarf eden dönemin Maliye Bakanı Unakıtan yıllar sonra, sattıkça bitiremediklerini “Ne komünist bir ülkeymişiz” 2 https://www.hurriyet.com.tr/gundem/satiyoruz-satiyoruz-bitmiyor-ne-komunist-bir-ulkeymisiz-6911377 sözleriyle ifade ediyor, ilk dönemin kısa bir özetini veriyordu: Emekçilerin yarattığı birikimin ve ilerici değerlerin toptan tasfiyesi.

2001 yılındaki ekonomik krizin ardından IMF memuru olarak ekonominin başına atanan Kemal Derviş, emekçi düşmanı ve özelleştirmeye dayanan bir ekonomik yol haritası belirlemişti.3 https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/dervisin-2001-bilancosu-45594 2002 seçimlerinde DYP ve erken seçimin çağrısını yapan MHP baraj altında kalmış, meclise yalnızca iki parti girebildiği için AKP yüzde 34 oy ile meclisteki sandalyelerin yüzde 66’sını kazanmış ve bir anda beklenmedik bir parlamenter güce kavuşmuş oldu. 4Aslında emperyalistlerin ilk isteği AKP değil İsmail Cem, Kemal Derviş ve Hüsamettin Özkan tarafından kurulan Yeni Türkiye Partisi’nin Türkiye’yi yönetmesiydi. Ancak bu beklentinin gerçekçi olmadığı kısa sürede anlaşıldı ve pek de hevesli olan AKP’ye yatırım yapıldı. Seçimin sonucunda ise AKP’nin birinci parti olması değil ama meclis aritmetiğindeki ezici üstünlüğü beklenmedikti. O dönemde lideri yasaklı olan bu parti, uzun zamandır hiçbir partinin sahip olmadığı tek başına yasa çıkarma gücüne sahip olmuştu olmasına ama bürokraside ve orduda ağırlığı zayıftı. Seçimlerde birinci parti olmasına rağmen bunlara savaş açacak toplumsal güce henüz kavuşamamıştı. “Hükümet oldular ama iktidar olamadılar” ifadesi oldukça yaygın dillendirilir olmuştu.

O zamanlar demokrat bir görüntü vermeyi önemseyen İslamcı parti, iktidarda kalmak için sermayenin ve emperyalistlerin desteğine muhtaçtı. Ayrıca İslamcı damarın tasfiye etmek istediği kurumlar emperyalistler ve yerli burjuvazi için de ayak bağı haline gelmişti. Özal’dan beri Türkiye’nin önündeki neoliberal program belliydi.5“* Uluslararası ve yerli finans sermayesine, sermaye hareketleri üzerine sınırsız serbestlik sağlayarak, yüksek finansal getiri sunmak,

* İşgücü piyasalarını kuralsızlaştırma ve esnekleştirme yöntemiyle ucuz işgücü deposu haline dönüştürerek katma değeri düşük teknolojilerde uzmanlaşmak ve sanayini uluslararası şirketlerin taşeronu olarak geliştirmek,

* Kamu hizmetlerini ticarileştirerek vatandaşları ‘müşteriye’, kamu hizmeti üreten kurumları ‘Ticari İşletme’ye dönüştürmek; Kamu İktisadi Kuruluşlarını yerli ve uluslararası özel sermaye şirketlerine doğrudan yabancı sermaye cezp etmek uğruna yok pahasına satmak,

* Etkin ve demokratik yönetim, ‘İyi Yönetişim’ söylemleriyle, aslında tüm toplumu ilgilendiren stratejik, ekonomik ve siyasal kararların alınması ve uygulanmasını demokratik denetim mekanizmalarının dışına çıkarırken, devletin neo-liberal anlayışa uygun bir biçimde yeniden yapılandırılmasında toplumun desteğini sağlamaya çalışmak” Bağımsız Sosyal Bilimciler. Aktaran: Tevfik Çavdar. 2008. Bir İnkılâbın Günbatımı 1908-2008. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları. S.207.
Yakın zamanda Derviş eliyle programın nasıl uygulanacağı da belirlenmişti. Cumhuriyet’in birikimleri tasfiye edilirken, toplumun sırtında uzun zamandır kambur haline gelmiş ve çeteleşmiş oluşumlar bahane edilerek dönüşüme ayak direyen herkes siyaseten hedef haline getirilecek, gerici-piyasacı dönüşüm bir kurtuluş reçetesi olarak topluma benimsetilecekti. Dünyada yaşanan para bolluğunun verdiği olanaklar kullanıldı, kredi muslukları sonuna kadar açıldı. Türkiye Şeker Fabrikaları, SEKA, TEKEL, PETKİM, TÜPRAŞ, Türk Telekom …6https://www.birgun.net/haber/cumhuriyet-kurdu-akp-iktidari-satti-256374 Hepsi bu dönemde yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekildi. Ekonomik yağmanın siyasi karşılığı ise gericileşmeydi.

Para bolluğunun yarattığı göreli ekonomik refah ortamı, o dönemde henüz tıkanmamış Avrupa Birliği sürecinin ideolojik etkisi ile birleştiğinde “demokratik” bir perde AKP karanlığını örtme becerisine sahipti. Bu iklimde laiklik geride kalmış ve baskıcı ilan edilirken, şimdilerde terör örgütü olarak anılan Gülen Cemaati dahil tüm tarikatların her türlü devlet kurumunda muazzam bir hızla yayıldığı7https://t24.com.tr/haber/abdulkadir-selvi-akp-doneminde-cemaat-en-az-15-kat-buyudu,247815, şeriat propagandasının iktidar güvencesi altında normalleşebildiği; gerici yığınağın ise türban serbestliği üzerinden verilen kavgada özgürlük mücadelesi gibi yansıtılmasına olanak sağlayan bir iklim oldu. Yobazların yaptığı yığınak, sonrasında bölgede girişilecek maceralar için militan kaynağı olarak değer kazanacaktı. MHP’nin meclise girişi ile çözülen 367 krizi bu dönemde yaşanmış, AKP karşıtı toplumsal muhalefetin ilk sokak deneyimi olan Cumhuriyet Mitingleri başarısız olmuş, iktidar içeride güç kazanmayı sürdürmüştü.8https://www.haberturk.com/367-karari-nedir-367-krizinde-neler-yasandi-2455348 Eski sistemdeki Cumhurbaşkanlığı kurumunun ortadan kaldırılmasına yönelik ilk adım da yine bu dönemin getirdiği toplumsal desteğe dayanarak atılmıştı.9https://www.haberturk.com/gundem/haber/40874-turkiye-21-ekimde-referanduma-gidiyor

AKP’nin ilk döneminde Türkiye henüz dış politikada “aktif” olacak yeterliğe sahip değildi. Elbette Türkiye’de sermaye sınıfı ve onun siyasi temsilcileri, Sovyetlerin dağılmasının ardından Balkanlara ve eski sosyalist cumhuriyetlere yönelen vahşice saldırının parçası olmuştu. Ancak Türkiye hem iç siyasi hayatının dengesizliği nedeniyle aktif bir role hazır değildi, hem de emperyalist merkezlerin planlı hareket etme kabiliyeti Türkiye’ye yerleşebileceği bir aktif rol için boşluk tanımıyordu.10Öyle ki şimdilerde aramızdan su sızmadığı iddia edilen Azerbaycan’da 1995 yılında içerisinde Mehmet Ağar’ın da bulunduğu bir grup tarafından desteklenen/planlanan darbe girişimi dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından baba Aliyev’e önceden haber verilmiş, darbe girişimi başarısız olmuştu. https://www.hurriyet.com.tr/bir-darbe-girisiminin-perde-arkasi-57117 “Görev çağırdığında” ise buna yanıt verecek bir birlik durumu mevcut değildi. ABD’nin Irak İşgali’ne katılmak için AKP tarafından meclise getirilen tezkere bu durumun en önemli kanıtı oldu. İşgale karşı toplumsal tepkinin büyüklüğü, İslamcıların bu konudaki kafa karışıklıkları, AKP’nin o dönemde bugünkü kadar mono blok olamamasının da yardımıyla mecliste AKP çoğunluğu olmasına karşın Türkiye’yi alçakça bir maceraya sürükleyecek olan tezkere reddedilmiş oldu. AKP İncirlik Üssü’nün kullanımı gibi hamlelerle Amerikalılara desteğini göstermeye ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin 11https://2001-2009.state.gov/e/eeb/rls/fs/33375.htm parçası olmaya çalışırken TSK mensubu askerlerin başına “Çuval Geçirme Olayı”na yanıt ise “bizi deliğe süpürmeyin” yakarışı ile temsil ediliyordu.12https://www.yurtgazetesi.com.tr/delige-supurmeyin-kullanin-makale,2949.html

Irak konusu bir yana dış politikada bağımlılık, Erdoğan’ın bağımsızlık yerine karşılıklı bağımlılığa ihtiyaç olduğuna yönelik sözleri ve muhalefete yönelik Amerikan karşıtı olma eleştirisiyle ifade ediliyordu.13https://abcgazetesi.com/erdogan-boyle-dert-yanmis-talihsizlik-chpnin-abd-karsiti-olmasi-300063 Dış politikada dönemin çizgisi AB ve ABD’nin rotasını takip etmek üzerineydi. Şimdilerde “Mavi Vatan” gibi tezlerin öne sürüldüğü Akdeniz’de ise zamanın BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan Kıbrıs planı iktidar tarafından kabul edilmişti. Eğer adanın güneyi referandumda bu plana hayır demeseydi Kıbrıs bugün şoven nutuklar atanların o dönemde desteklediği plan sonucu yeniden birleşmiş olacaktı.14https://www.dw.com/tr/yeniden-birle%C5%9Fme-olmuyor/a-252669615Planın kendisinin ve içeriğinin oldukça tartışmalı olduğunu da mutlaka not etmek gerekir.

İkinci Dönem: Stratejik Derinlik

 “Biz Suriye konusunu bir dış mesele olarak, bir dış sorun olarak görmüyoruz. Suriye meselesi bizim bir iç meselemizdir. Çünkü bizim Suriye ile 850 kilometre sınırımız var, akrabalık, tarih, kültür bağlarımız var. Dolayısıyla burada olanlar bitenler, bizim asla seyirci kalmamıza fırsat vermez. Tam aksine oradaki sesleri duymak zorundayız, duyuyoruz ve tabii ki gereğini de yapmak durumundayız.” Tayyip Erdoğan, Ağustos 201116https://www.amerikaninsesi.com/a/erdogan-suriye-ic-meselemiz-geregini-yapmak-durumundayiz-127078293/898713.html

2008 kapitalist dünya için rüyadan uyanma yılı oldu. ABD’de patlayan emlak balonu ve sonucunda güvenilir bilinen bankaların ve kurumların batması, uzunca bir süredir spekülasyon üzerinden büyüyen tüm sektörleri tartışmalı hale getirmişti. Finansal krize siyasal düzlem de eşlik ediyordu. Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ve Çin’in Olimpiyat şovu; sosyalizm sonrası dönemde kendilerine biçilen role sığmayı reddettiklerinin ifadesi anlamına geliyordu.17Fatih Yaşlı. 2014. AKP, Cemaat, Sünni-Ulus Yeni Türkiye Üzerine Tezler. Yordam Kitap: İstanbul. S. 110. Henüz başka kaynaklardan gelen sıcak para ile sorun çözme yeteneğine sahip olan18https://editor.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/bir-yildonumu-uzerine-80069 Türkiye’de ise iktidar krizin teğet geçeceğini ilan etmiş19https://www.milliyet.com.tr/siyaset/erdogan-kuresel-kriz-insallah-bizi-teget-gececek-1005621 ve iç siyasetteki dönüşümü tamamlama çabasına hız vermiş, bir an önce emperyalistlerden aktif görev kapabilecek hale gelme telaşına düşmüştü.

Geçiş sert olmak zorundaydı: Bugün siyasi davalar olduğu ve düzmece kanıtlar ile açıldığı tartışma dahi götürmeyen Ergenekon, Balyoz, KCK, ODATV, Devrimci Karargah davaları birinci ve ikinci dönemi birbirine bağlayan saldırı süreçleri olarak birbirini takip etti.20https://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2013/02/130217_rengin_ergenekon

http://bianet.org/bianet/hukuk/140996-balyoz-davasi-nedir

https://www.evrensel.net/haber/398113/7-yildir-devam-eden-kck-basin-davasindan-yine-karar-cikmadi

https://haber.sol.org.tr/medya/odatv-davasini-anlama-kilavuzu-1-gazeteciler-neyle-suclaniyor-kanitlar-neler-haberi-49698

https://www.evrensel.net/haber/28181/devrimci-karargah-davasi-bir-akp-projesidir
12 Eylül 2010’da gerçekleşen ve “mezardakilere bile” oy kullandırdıkları anayasa değişikliği referandumu ise bu geçiş sürecinin meşruiyet kaynağı olarak hem kendisinden önce gerçekleşen saldırıları aklıyor, hem de sonrasında iktidar tarafından atılacak adımlara zemin sağlıyordu.21https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39462061 2009 yılında Dünya Ekonomik Forumu’nda Erdoğan tarafından gerçekleştirilen “One Minute” çıkışı ise bir dış politika ifade etmekten çok iç siyasetin malzemesi olarak değer kazandı. 22https://tr.sputniknews.com/roportaj/201607041023703618-peres-erdogan-one-minute-yanit/

Yine bu çıkışa güvenerek yola çıkan Mavi Marmara girişimi ve sonrasında yaşanan saldırı, o zaman iktidar ortağı olan Fetullah Gülen tarafından eleştirilmiş, Erdoğan tarafından ise en azından bir süre görüntüde sahiplenilmişti.

https://t24.com.tr/haber/erdogan-fethullah-gulen-ile-mavi-marmara-konusunda-6-yil-sonra-anlasti,347915

AKP içeriyi toplarken bir an önce dışarıda hamle yapmaya hazırlandığını Dışişleri Bakanlığı’na yayılmacı fantezileri ifade eden “Stratejik Derinlik” kitabının yazarı Davutoğlu’nu getirerek gösteriyordu. Hayat AKP’yi beklemiyordu elbette. 17 Aralık 2010’da Tunus’lu bir seyyar satıcı olan Muhammed Buazizi’nin kendisini yakması ile başlayan protestolar Arap coğrafyasını harekete geçiriyordu.23https://tr.euronews.com/2018/12/25/tunuslu-gazeteci-kendini-yakarak-intihar-etti-ulkede-protestolar-basladi Kendiliğinden başlayan ve büyük ölçüde tepkisel olan isyanların Arap Baharı’na dönüşümü emperyalizmin bölgeye müdahalesi ile gerçekleşti. Öncüsü olmayan bu haklı halk tepkileri, mevcut güç ilişkileri içerisinde emperyalistler tarafından daha önce eski sosyalist coğrafyalarda gerçekleşen renkli devrimlerin benzerlerini gerçekleştirme planının araçlarına dönüştü. Özellikle Tunus ve Mısır’da geç kaldığını hisseden AKP ise daha önce dostane ilişkileri olduğunu iddia ettiği iki ülkeye, Libya ve Suriye’ye karşı Arap Baharı bahane edilerek gerçekleşecek olan emperyalist müdahalelere büyük bir hevesle dahil oldu.24https://www.amerikaninsesi.com/a/arap-bahari-turkiyeyi-abdnin-kilit-muttefiki-haline-getirdi-135294138/901831.html

http://www.mfa.gov.tr/sayin-basbakanimizin-libya_ya-iliskin-olarak-yaptiklari-aciklama_-3-mayis-2011.tr.mfa
Hem emperyalistlerin artık “kurucu” olma yeteneğini yitirdikleri, hem de AKP Türkiye’sine biçilen rolün pek de karşılığı olmadığı çok geçmeden anlaşılacak olsa da işler şimdilik iyi gibi görünüyordu. Mısır’da iktidara gelen müttefik kuvvet Müslüman Kardeşler başka ülkelerde de prestij kazanıyor, AKP’nin himayesindeki Özgür Suriye Ordusu Suriye’de önemli bir gücü ifade ediyor; iktidar kendisini emperyalistlere Müslüman dünyanın modern yüzü olarak pazarlarken, bölgedeki İslamcı aktörlere de emperyalist dönüşümden pay alma fırsatını sunuyordu.25Mısırlı İslamcıların AKP ve onun Türkiye’de verdiği “mücadele”ye olan ilgisi ülkemizde uzun yıllardır konuşulan “derin devlet” kavramının Arapçası olan Davla Âmika’yı Mısır’da da popüler hale getirmişti. Taner Timur. 2019. İslam, Laiklik ve Aydınlanma Savaşı. Yordam Kitap: İstanbul. S. 229. Öyle ki Türkiye’nin uzun yıllardır çözülemeyen düğümü Kürt Sorunu bile Suriye’nin paylaşılması sayesinde(!) çözülebilecek gibi görünüyordu.

Üçüncü Dönem: Değerli Yalnızlık

“Eğer bu işi doğru ve insani bir şekilde yaparsanız tarih de sizi iyi yazar. Eğer iyi şeyler olmazsa, sizi sonsuza dek hep bir şeytan olarak görürler. Sert adamı oynama. Aptallık etme! Seni sonra arayacağım” Donald Trump, Ekim 2019 26https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50077573

Pembe tablo çok uzun sürmedi. Suriye halkının emperyalist operasyonlara beklentilerin çok ötesinde bir direnç sergilemesi, Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarının kalıcı olamaması ve İslami bir parti olan AKP’nin aynı zamanda mezhepsel bir fraksiyonu da temsil etmesi kendisine biçilen rolün pek de gerçekçi olmadığını gösterdi. Üstelik Türkiye içinde AKP’ye karşı biriken öfke, Gezi ile birlikte patlama yapınca iktidar partisinin en azından ülke içinde siyasal istikrarı sağladığına dair görüş de ciddi yara almış oldu. Ülke içerisinde kendisine biçilen misyonu tamamlamış olan, dışarıda ise verilen görevi yerine getirememiş olan iktidar rota almak için gözünü emperyalist merkezlere çevirdiğinde ilginç bir tabloyla karşılaştı: Kaptan dümeni nereye kıracağını bilmiyordu.27https://dsosyal.com/devrim/sayi-2/emperyalizm-kriz-sarmalinda

2008’de ortaya çıkan ekonomik sarsıntının etkilerinin halen devam ediyor olması bir yana emperyalist merkezlerinin düştüğü ideolojik kriz de iyice ayyuka çıkmıştı. Sosyalizm sonrası dünyaya ait vaatler gerçekleşmemekle kalmamış, ne iddia edildiyse tam tersi dünyanın başına musallat olmuştu. Arap coğrafyasında eski yıkılmış, yerine hiçbir şey kurulamamış, kaos hüküm sürer hale gelmişti. Yıkıntılardan doğan IŞİD ise emperyalist dünyanın at koşturduğu dünyanın dönüşmekte olduğu cehennemi haber veren bir zebani gibi dünyanın karşısına çıkmıştı. Emperyalist merkezlerdeki karmaşa hali, bugün “yarı-deli” olarak görülen Donald Trump ve Boris Johnson benzeri liderlere giden kapıyı çoktan aralamıştı.

Bölgede büyük maceralara girmiş, verilen görevleri yerine getirmede başarısız, dahası kendi ülkesinde bile istikrarı sağlayamayan AKP vadesini çoktan doldurmuştu. Fetullahçılar gemiyi terk ediyor, AKP himayesinde bölgede etkili olması istenen PYD ise emperyalistlerle aracısız iş tutar hale geliyordu. ÖSO projesi destekçilerini kaybediyor, AKP’nin şeytan ilan ettiği Esad’ın Suriye’nin yeni döneminde de rol alacağı emperyalist merkezler tarafından dahi kabul edilir hale geliyordu. Artık tek amacı ne olursa olsun iktidarını sürdürmek olanlar yeni konumlarını şu iki kelimeyle anlatıyordu: “Değerli Yalnızlık”.28https://www.hurriyet.com.tr/gundem/dis-politikada-degerli-yalnizlik-donemi-24553602

İçeride her geçen gün artan baskı, parlamenter sistemin tasfiyesi ve darbe girişimi gibi süreçlerle birlikte devam ederken dışarıda tam bir kararsızlık dönemine girilmişti. TSK tarafından Rus uçağının düşürülmesini Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi izleyebiliyor, aynı dönemde bir de Rusya’nın Ankara Büyükelçisi bir Türk polisi tarafından kameraların önünde öldürülüyordu. Amerikalı bir rahip “terör örgütleri adına suç işlediği ve casusluk yaptığı” iddiası ile tutuklanıyor; bir süre sonra Brunson konusu ile birlikte Halkbank, PYD ve Barzani gibi diğer itilaflı gündemlerde ABD Başkanı ile görüşme rüşveti olarak ABD’li Boeing firmasından 11 milyar dolarlık uçak sipariş ediliyor.29https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/trump-erdogan-zirvesinden-sonra-11-milyar-dolarlik-imza-2020732/ S-400 krizi sürerken, içeride “Ey Amerika” nutukları hız kesmezken ABD’de lobi için para saçılması olağan bir faaliyet haline gelebiliyordu.

Dış politikada doktrinsiz, paradigmasız ve rotasız kalan iktidar, çareyi bir oraya bir buraya yalpalamakta bulur hale gelmişti. Politika yerini gündelik kâr dürtülerine, dinci hezeyanlara ve şoven fantezilere bıraktı.

Sınır ötesi operasyonlar, Doğu Akdeniz tartışmaları, bir anda gündeme giren uluslararası krizler… Aslında hepsi bahsettiğimiz sürecin ürünü. AKP’nin Türkiye’yi emperyalistlerden aldığı güçle emperyalistler için anlamlı bir silaha dönüştürmek için çıktığı serüvenin sonucunda geldiğimiz noktada kan, şiddet, mülteci krizleri ve belirsizlik ülkenin ve bölgenin gerçeği haline gelmiş oldu.

Kapitalizmin ötesini göremeyenler, vizyonları emperyalistler arası ilişkilerde konum almaktan öteye geçemeyenler şimdi Amerikan seçimlerine odaklanmış durumdalar. Hangi aktörün planlarına dahil olabileceklerini, karşılığında neleri peşkeş çekeceklerini görmek için envanter taramakla meşguller. Emeği iktidara taşımaya kararlı olanlar ise kendi kaderlerini ellerine almanın tek yolunun emperyalizme karşı mücadeleden geçtiğinin farkındalar.30https://dsosyal.com/devrim/sayi-8/anti-emperyalizm-ve-yurtseverlik Hazırlanıyorlar.

Notlar:

[1] Cumhuriyet Gazetesi, 20.09.2003

[2] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/satiyoruz-satiyoruz-bitmiyor-ne-komunist-bir-ulkeymisiz-6911377

[3] https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/dervisin-2001-bilancosu-45594

[4] Aslında emperyalistlerin ilk isteği AKP değil İsmail Cem, Kemal Derviş ve Hüsamettin Özkan tarafından kurulan Yeni Türkiye Partisi’nin Türkiye’yi yönetmesiydi. Ancak bu beklentinin gerçekçi olmadığı kısa sürede anlaşıldı ve pek de hevesli olan AKP’ye yatırım yapıldı. Seçimin sonucunda ise AKP’nin birinci parti olması değil ama meclis aritmetiğindeki ezici üstünlüğü beklenmedikti.

[5] “* Uluslararası ve yerli finans sermayesine, sermaye hareketleri üzerine sınırsız serbestlik sağlayarak, yüksek finansal getiri sunmak,

* İşgücü piyasalarını kuralsızlaştırma ve esnekleştirme yöntemiyle ucuz işgücü deposu haline dönüştürerek katma değeri düşük teknolojilerde uzmanlaşmak ve sanayini uluslararası şirketlerin taşeronu olarak geliştirmek,

* Kamu hizmetlerini ticarileştirerek vatandaşları ‘müşteriye’, kamu hizmeti üreten kurumları ‘Ticari İşletme’ye dönüştürmek; Kamu İktisadi Kuruluşlarını yerli ve uluslararası özel sermaye şirketlerine doğrudan yabancı sermaye cezp etmek uğruna yok pahasına satmak,

* Etkin ve demokratik yönetim, ‘İyi Yönetişim’ söylemleriyle, aslında tüm toplumu ilgilendiren stratejik, ekonomik ve siyasal kararların alınması ve uygulanmasını demokratik denetim mekanizmalarının dışına çıkarırken, devletin neo-liberal anlayışa uygun bir biçimde yeniden yapılandırılmasında toplumun desteğini sağlamaya çalışmak” Bağımsız Sosyal Bilimciler. Aktaran: Tevfik Çavdar. 2008. Bir İnkılâbın Günbatımı 1908-2008. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları. S.207.

[6] https://www.birgun.net/haber/cumhuriyet-kurdu-akp-iktidari-satti-256374

[7] https://t24.com.tr/haber/abdulkadir-selvi-akp-doneminde-cemaat-en-az-15-kat-buyudu,247815

[8] https://www.haberturk.com/367-karari-nedir-367-krizinde-neler-yasandi-2455348

[9] https://www.haberturk.com/gundem/haber/40874-turkiye-21-ekimde-referanduma-gidiyor

[10] Öyle ki şimdilerde aramızdan su sızmadığı iddia edilen Azerbaycan’da 1995 yılında içerisinde Mehmet Ağar’ın da bulunduğu bir grup tarafından desteklenen/planlanan darbe girişimi dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından baba Aliyev’e önceden haber verilmiş, darbe girişimi başarısız olmuştu. https://www.hurriyet.com.tr/bir-darbe-girisiminin-perde-arkasi-57117

[11] https://2001-2009.state.gov/e/eeb/rls/fs/33375.htm

[12] https://www.yurtgazetesi.com.tr/delige-supurmeyin-kullanin-makale,2949.html

[13] https://abcgazetesi.com/erdogan-boyle-dert-yanmis-talihsizlik-chpnin-abd-karsiti-olmasi-300063

[14] https://www.dw.com/tr/yeniden-birle%C5%9Fme-olmuyor/a-2526696

[15] Planın kendisinin ve içeriğinin oldukça tartışmalı olduğunu da mutlaka not etmek gerekir.

[16] https://www.amerikaninsesi.com/a/erdogan-suriye-ic-meselemiz-geregini-yapmak-durumundayiz-127078293/898713.html

[17] Fatih Yaşlı. 2014. AKP, Cemaat, Sünni-Ulus Yeni Türkiye Üzerine Tezler. Yordam Kitap: İstanbul. S. 110.
[18] https://editor.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/bir-yildonumu-uzerine-80069

[19] https://www.milliyet.com.tr/siyaset/erdogan-kuresel-kriz-insallah-bizi-teget-gececek-1005621

[20] https://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2013/02/130217_rengin_ergenekon

http://bianet.org/bianet/hukuk/140996-balyoz-davasi-nedir

https://www.evrensel.net/haber/398113/7-yildir-devam-eden-kck-basin-davasindan-yine-karar-cikmadi

https://haber.sol.org.tr/medya/odatv-davasini-anlama-kilavuzu-1-gazeteciler-neyle-suclaniyor-kanitlar-neler-haberi-49698

https://www.evrensel.net/haber/28181/devrimci-karargah-davasi-bir-akp-projesidir

[21] https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39462061

[22] https://tr.sputniknews.com/roportaj/201607041023703618-peres-erdogan-one-minute-yanit/

Yine bu çıkışa güvenerek yola çıkan Mavi Marmara girişimi ve sonrasında yaşanan saldırı, o zaman iktidar ortağı olan Fetullah Gülen tarafından eleştirilmiş, Erdoğan tarafından ise en azından bir süre görüntüde sahiplenilmişti.

https://t24.com.tr/haber/erdogan-fethullah-gulen-ile-mavi-marmara-konusunda-6-yil-sonra-anlasti,347915

[23] https://tr.euronews.com/2018/12/25/tunuslu-gazeteci-kendini-yakarak-intihar-etti-ulkede-protestolar-basladi

[24] https://www.amerikaninsesi.com/a/arap-bahari-turkiyeyi-abdnin-kilit-muttefiki-haline-getirdi-135294138/901831.html

http://www.mfa.gov.tr/sayin-basbakanimizin-libya_ya-iliskin-olarak-yaptiklari-aciklama_-3-mayis-2011.tr.mfa

[25] Mısırlı İslamcıların AKP ve onun Türkiye’de verdiği “mücadele”ye olan ilgisi ülkemizde uzun yıllardır konuşulan “derin devlet” kavramının Arapçası olan Davla Âmika’yı Mısır’da da popüler hale getirmişti. Taner Timur. 2019. İslam, Laiklik ve Aydınlanma Savaşı. Yordam Kitap: İstanbul. S. 229.

[26] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50077573

[27] https://dsosyal.com/devrim/sayi-2/emperyalizm-kriz-sarmalinda/

[28] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/dis-politikada-degerli-yalnizlik-donemi-24553602

[29] https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/trump-erdogan-zirvesinden-sonra-11-milyar-dolarlik-imza-2020732/

[30] https://dsosyal.com/devrim/sayi-8/anti-emperyalizm-ve-yurtseverlik/

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.