Yazar

Devrim Çetinocak

Browsing

Türkiye siyaseti uzunca bir süredir meclis ve seçim hesapları arasında ciddi bir sıkışmaya ve kuraklığa mahkum edilmişti. Bu tablo, iktidar cephesinin toplumsal alanda oluşan tepkilere dönük ölçüsüz saldırganlığı ve meclis muhalefetinin “gerilim AKP’ye yarar” siyasetinin bileşkesi olarak ortaya çıktı. Temel olarak, iktidar bloğunun çözülüşünü frenleyici ve bu bloğun yeni hamlelerle ömrünü uzatması için fırsat sunucu bir işlev gördü. Pandemi döneminin başları da süregiden siyaset tablosunun bir uzantısı görüntüsü veriyordu. Hatta, COVID-19 önlemleri kitlelerin siyasette aktör…

Uzunca bir süredir düzen muhalefeti cephesi toplumsal düzlemde herhangi bir hareketlenme gördüğünde “İktidarın oyununa gelmemek lazım” diyerek bir çeşit itidal çağrısı yapıyor ve toplumun biriken taleplerinin seçimlere kadar rafa kalkması gibi tuhaf bir beklenti içerisinde hareket ediyor. Dolayısıyla, Boğaziçi Üniversitesi Direnişi sonrasında muhalefet cephesinden gelen tepkilerin bu yaklaşıma dayanması da şaşırtıcı değil. Bu yaklaşım, sadece toplumun aktör olmadığı bir siyasal düzlem tahayyül ettiği için yanlış değil. Düzen muhalefeti, aynı zamanda iktidara da sahip olmadığı bir…

İktidarın Melih Bulu’yu Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak ataması aradan geçen üç haftaya yakın sürede üniversite kamuoyunda kimseyi ikna edebilmiş değil. Üstelik üniversite bileşenleri, ikna olmamakla kalmayıp tepkilerini güçlü bir biçimde dile getirmeyi sürdürüyor. Atamaya yönelik tepkilerin kitleselliği, kararlılığı ve yaygınlığı, öğrenci gençlik hareketi açısından da yeni bir canlanma döneminin işaretlerini oluşturuyor. Bu nedenle, tepkileri ortaya çıkartan nedenleri algılamak yeni dönemde etkili ve sonuç alıcı müdahalelerde bulunabilmek için kritik bir öneme sahip. Melih Bulu atamasına yönelik…

Tek başına verili siyasi-ideolojik güç dengesi içerisinde anlık çözümler bulmayı hedefleyen pragmatik yaklaşımların da güncellikle nihai hedef arasında ilişki kuramayan bir apolitizmin de terk edilmesi gerekiyor. Devrim’in yayın hayatında bu sayının özel bir yeri olduğu açık. Bizi ilk kez dergimizi ayın başında değil ortasında yayımlamaya iten de bu özel konum oldu. Bu özel durum Devrim Hareketi’nin yola çıkışıydı. Bu çıkış, bizim için her şeyden önce dergimizin bir senedir dile getirdiği iddiaların siyasi düzlemde bir somutluğa…

Siyaset içerisinde yaşanılan dünyayı ve ülkeyi değiştirme iddiası ile yapılır. Bu iddiaya sahip olmak, değiştirmek için dayanak noktası/noktaları aramayı da beraberinde getirir. Peki, sözcüğün en geniş anlamıyla sol ya da ilerici bir dönüşümü hedefleyenlerin önünde hangi seçenekler durmaktadır? Türkiye örneğinde tarihsel olarak dört ana seçeneğin dayanak noktası olarak gündeme geldiğini görürüz. Bunlardan ilki bürokrasi ve düzen partileri de dahil olmak üzere düzenin yerleşik güçleridir. İki farklı uç sayılabilecek 1960’ların sol cunta arayışları da günümüzün CHP’ye…

Türkiye devrimci hareketinin önünde öncelikli iki ana sorun var. Birincisi, nihai hedef ile sınıflar mücadelesinin mevcut dengesi arasındaki boşluğu dolduracak bir devrimci stratejinin inşası, ikincisi ise bu stratejinin geniş halk kesimlerinin mücadelesine ışık tutmasının aracı olacak programın oluşturulması. Devrim dergisi önümüzdeki sayı ile yayın hayatında bir yılı dolduracak. Bu bir yıl boyunca dergimizin yaptığı tartışmaların merkez noktalarından birini Türkiye devrimci hareketinin strateji sorunu oluşturuyordu. Türkiye sosyalist hareketi, kendi tarihinin en etkisiz dönemlerinden birini yaşarken bizim…

Özellikle muhalefet konumundayken sosyalistlerin bir yandan maksimalist dış politika stratejilerine şüphe ve mesafe ile yaklaşması bir yandan da bölgedeki antiemperyalist ve ilerici güçlerle dayanışma halinde hareket etmesi bir zorunluluk. Deniz yetki alanları, münhasır ekonomik bölge, kıta sahanlığı, kara suları, NAVTEX ilanı… İyimser yaklaşırsak AKP’li yılların en azından ortalama yurttaşın sözcük dağarcığını genişlettiğini söyleyebiliriz. Daha gerçekçi yaklaştığımızda ise çok sayıda kavramı bir anda masaya sürmenin AKP dış politikasının süreklilik sorunu ile bağlantılı olduğunu görebiliyoruz. Yalpalayan Dış…

Din tek başına bir bireysel inanış sistemi değil yüzyıllar boyunca siyasal egemenliğin kaynağı olarak varlığını sürdürmüş bir kurumu ifade ettiği ölçüde siyasal alanla toplum arasındaki bahsettiğimiz mesafenin kaldırılmasının ön koşullarından biri de laikliğin inşası haline geliyor. Türkiye’de İslamcılık, AKP iktidarı döneminde kazandığı mevzilerinin önemli bir kısmını özgürlük ve laiklik arasında kurduğu sahte karşıtlığa yaslanarak inşa etti. Üstelik laiklik ve özgürlük arasında bir çelişki gören sadece İslamcılar da değildi, liberaller ve sosyalist hareketin liberalizm ile içi…

İşçi sınıfının çıkarları toplumun/ülkenin bütününün çıkarları olarak tanımlandıktan sonra sol bir yurtseverliği inşa etmek yalnızca mümkün değil aynı zamanda zorunlu bir hale geliyor. Sosyalistlerin yurtseverlik kavramı üzerinde girişeceği mücadele aynı zamanda içerisinde bulunulan ülkeye ilişkin güncel bir siyasi iddia anlamına da geliyor. Yurtseverlik ve anti-emperyalizm kavramları Türkiye solu için uzunca bir süre tartışma konusu dahi olmadı. Sosyalist hareket Türkiye’de doğuşundan itibaren anti-emperyalistti, yurtseverlik de bu anlamda bir kimlik olarak sosyalistler tarafından net bir biçimde sahipleniliyordu.…

Ayasofya’nın müze statüsünün kaldırılması süreci Türkiye’de düzen siyasetinin geldiği nokta açısından epey öğretici. Zaten sağcı olan İyi Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin bu hamleyi desteklemesi kimseyi şaşırtmadı. Sonuçta, modern görünmek için 140Journos’ta yayımlanan bir videoda Anıtkabir’e yürürken gösterilmeniz ya da Twitter’da Dark dizisi ile ilgili paylaşımlar yapmanız yeterli. Kimse tutup da partinizin programına, meclis faaliyetlerine ya da yöneticilerinizin açıklamalarına bakacak değil. Olur da birileri bakarsa onları da Erdoğan-Bahçeli ikilisi ile korkutmanız mümkün. Beterin beteri…