Her koşulda devrimi arayanlar yurtseverliğe bugün daha da güçlü bir şekilde sarılmak zorunda. Ülkemizi yerli ve yabancı asalaklardan ve her türlü gericinin pençesinden kurtarmak için…

Yurtseverlik Türkiye sosyalistleri açısından özellikle son dönemde oldukça tartışmalı bir konu. Kimileri yurtseverlik kavramını işçi sınıfı devrimciliği ile asla yan yana gelemeyecek bir sapma olarak değerlendirirken; kimisi için de yurtseverlik sosyalist hareket tarafından içerilmesi ama tadında bırakılması gereken, aksi halde milliyetçiliğe açılan bir kapıya dönüşme potansiyeli taşıyan bir parça sadece. Bize göre yurtseverlik, Türkiye’de herhangi bir sosyalist öznenin devrim iddiasına ve devrimin güncelliğine ilişkin konumlanışının en önemli göstergelerinden biri.

İşçi sınıfı hareketinin coğrafyamızda kendisini göstermesi ve Marksist düşüncenin Osmanlı topraklarına gelişi daha eskiye dayansa da Türkiye sosyalist hareketi için kuruluş tarihi 10 Eylül 1920 kabul edilir. Bunun birinci nedeni olarak sosyalist örgütlenmelerdeki ağırlığın azınlık hareketlerinin içinde yer alması ve dolayısıyla Osmanlı’dan bağımsızlığın kazanılması ya da bu hareketlerin tasfiye edilmeleri sonucunda ileriye doğru bir uç bırakamamış olmaları sayılabilir. İkinci nedeni ise Osmanlı’nın bütününe yönelik iddiaları olan ilericilerin yıkıp yenisini kurmak yerine Osmanlı’yı kurtarmaya yönelik arayışlara yönelmeleri, dolayısıyla sosyalizmle olan mesafeleri olarak değerlendirilebilir. İki kalıba da uymayan sosyalist unsurların biriktirdikleri ise 10 Eylül kuruluşunun parçaları olarak değer kazandılar.

Nerenin, Hangi Ülkenin Devrimcisi Olacağız?

Sosyalistler, komünistler elbette kenarda süs olsun diye parti kurmuyorlar. İktidara gelmek için çaba gösterilmek zorunda. Ancak ortada bir sorun var. Henüz iktidarına talip olunacak bir ülke yok. Sınırları tanımlı bir siyasal alan mevcut değil. Bir kavganın ortasındayız: Türkiye’nin varlık yokluk kavgası. Meşruiyet zemini bu topraklarda yaşayanlara ve onların verdiği savaşa dayanan bir meclise ve hükümete dayanan bir ülke mi kurulacak, yoksa işgalci süngüsünün maddi gücüne ve hanedanın kutsallığına dayanan bir sömürge mi olunacak? Temel sorun bu. İşte Türkiye’de sosyalist hareketin siyasal anlamda kuruluşu bu soruya verilen yanıt ile gerçekleşir: Yurtseverlik.

Devam etmeden önce milliyetçiliğe ilişkin birkaç hatırlatma yapmak zorundayız. Bugünün dünyasında Latin Amerika dışında neredeyse hiçbir yerde olumlu ve ilerici çağrışımlar yaratmayan bu ideolojik akım aslında tarih sahnesine büsbütün ilerici bir atılım olarak adımını atmıştı. Ayrıcalıklı hanedanlar arasında paylaşılan iktidarlara karşı ortaya çıktı Ulus. Ayrıcalıklı olmaları için hiçbir maddi neden kalmamış olan soylular Ulus’un diğer üyeleriyle eşitlendi, onların kanının da aynı renk olduğu bizzat gösterildi. Artık milletin her ferdi aynı tarihin parçasıydı. Bu eşitlikçi ve bir o kadar da ilerici atılım eşitliğin zıt anlamına dönüşmekte olan sınıf, yani burjuvazi için de oldukça faydalıydı: Tanımlı ve kurallı bir ticari hayat, ulusal sınırlar içinde tek bir otoriteye vergi ödeme, otoritenin belirlenmesinde söz hakkı ve ticareti kolaylaştıran dil birliği. Şimdi madalyonun diğer yüzü kendisini gösterebilir. Aynı milletten olan soyluyu silen milliyetçilik, aynı milletin burjuvasını gizleyebilir. Varlığı için maddi neden ortadan kalkmış olanları süpüren dalga, birebir aynı dalga, artık çoğunluğun sefaletini ve aynı anlama gelmek üzere azınlığın refahını yaratan maddi koşulları örtecek. Milliyetçilik ilerici misyonunu tamamladıkça adım adım gerici bir ideolojik akıma dönüşecek.

Türkiye’ye, savaş yıllarına dönelim. Kuruluşun üzerinden henüz 6 ay geçmemiş. Varlık yokluk sorusuna yanıtın yurtseverlik olduğunu söylemiştik.  Mustafa Suphi ve yoldaşları Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya geliyorlar. Bu yolculuğu gerçekleştirenleri tarihsel açıdan değerli kılan üç özellik öne çıkıyor. Birincisi, emperyalist işgale karşı ulusal savaşı sınıf savaşımının bir parçası olarak değerlendirip onun parçası olurlar. İkincisi, bu savaşın neferi olmalarına rağmen Ankara hükümetinin uzvu olmaya, onun içinde erimeye yeltenmezler. Yani kendi bağımsız varlıklarını korumak amacını taşırlar. Üçüncüsü ise, devrimsel bir uğrakta yalnızca konum almakla yetinmezler. Bizzat sürecin içinde olmayı önemserler, savaş sürerken savaşın önderliğiyle iktidar yarışına girmeyi de hedeflerler. Yani bu topraklarda milliyetçiliğe, en ilerici olduğu dönemde onun ilerisinde yer alarak açıkça meydan okurlar. Hikâyenin gerisi malum. Kanlı bir katliamla, hem de ilericilik-gericilik kavgasında aynı cephede yer alanlar tarafından tasfiye edilirler.1Katliamı kimin yaptırdığına dair farklı iddialar var. Bu iddialardan herhangi birinin doğruluğunu teyit edemiyoruz. Yalnızca dönemin TKP’sinin liderlerinin ortadan kaldırılmasının Ankara Hükümeti’nin politikası ile uyumlu olduğunu belirtmekle yetinelim. Bkz. Yalçın Küçük. 2005. Türkiye Üzerine Tezler – II. Cilt, İstanbul: Tekin Yayınevi, s. 669.2Yeni Yazılar dergisinin Mart 2015 tarihli sayısı için yazılan yazıdaki kimi örnekler geçerliğini yitirdi belki ama yazıda yer alan burjuva devriminin önderliğine dair ana fikrin halen doğru olduğunu düşünüyoruz. https://gencgazete.org/mustafa-kemal-ve-devrimcilik/

Devrim Güncel, Yurtseverlik de

Sosyalist hareket açısından yurtseverliğin öne çıktığı bir başka uğrak da 27 Mayıs 60 ile 12 Mart 71 darbeleri arasında geçen süreç. Suphiler nesnel olarak bir devrim dönemine, Osmanlı’nın yıkıldığı ve Cumhuriyet devrimlerinin gerçekleşeceği döneme yurtseverlikle yanıt vermişlerdi. 60’ların devrimcileri ise sosyalizmin toplumsallaştığı ya da önceki örneğe benzer bir ifade ile toplumsal olarak kurulduğu döneme benzer yanıtı verdiler. Bu kez devrimin kendisi nesnel bir olguya dönüşememişti belki ama devrimcilerin önemli bölümü açısından devrimin güncelliği fikri oldukça nesneldi. Tartışma devrimin karakterine ve onu getirecek araçlara ilişkindi. Devrim mutlaka gerçekleşecekti. Ama aşamalı mı yoksa doğrudan mı olacaktı? Hangi sınıfları veya zümreleri temel alacaktı? Seçimle mi yoksa zorla mı gerçekleşecekti? Sorular bunlardı. Birçok önermenin merkezinde ise yine yurtseverlik vardı.3Bu dönem sosyalist hareket yaygın olduğu kadar çok parçalıdır da. Öne çıkan öznelerin yurtseverlik açısından konumlarına ilişkin çokça veri var. Ancak bunları tek tek değerlendirmek yazının ağırlık noktasının buraya kayması sonucunu verebilirdi. Durum kabaca şu şekilde ifade edilebilir: TİP, TKP, THKO, THKP-C gibi öne çıkan hareketlerin tamamı emperyalizme karşı bağımsızlığı savunuyor, Kurtuluş Savaşı’nın tarihsel meşruiyetinin ve Cumhuriyet’in ilerici rolünün hakkını veriyorlardı. Sosyalist olmasına karşın özellikle Kemalizm konusunda aykırı düşen en ciddi örnek Kaypakkaya’nın TKP/ML’si iken Doğan Avcıoğlu çevresi ise sosyalistliği tartışmalı diğer bir ucu temsil ediyordu.

Elbette Vietnam Savaşı’nın, Küba Devrimi’nin yaşandığı ve emperyalist kamptan kopuş için verilen mücadelelerin heyecan uyandırdığı ve sosyalizmin prestijinin yüksek olduğu bir dönemde yurtseverliğin karşılığı olacaktı. Ancak dışarıdan kaynaklanan tek basınç bu değildi. Karşı taraf da boş durmuyordu. Aynı dönemde ABD cephesi milliyetçiliği “ehlileştirme” çalışmalarında kalıcı sonuçlar almaya başlamıştı. Sovyetler Birliği’nin etkisiyle emperyalizme karşı bağımsızlık için sosyalizmin etki alanına giren milliyetçi hareketler rahatsızlık veriyordu. Geçmişte emperyalistler tarafından palazlanmış ancak kontrolden çıkmış olan faşist denemeler ise pahalıya mal olmuş olsa da deneyim kazandırmıştı. En çok bahsedilen örneği İtalya’da Gladio ismi ile bilinen örgütlenmelerin bir benzeri olarak Türkiye’de bugün MHP ve Ülkü Ocakları’na dönüşecek olan yapıların tohumu çoktan atılmıştı.4Takip eden dönemde diğeri kadar hızlı bir şekilde etkili olmasa da sonrasında Türkiye gericiliğine Fetullah Gülen gibi nice yobazı kazandırmış(!) olan Komünizmle Mücadele Dernekleri yine CIA destekli bir başka oluşum olarak not edilmeli. Ayrıca ilerici misyonlarını tüketmiş olan milliyetçiliği, gericiliğin güçlü ve kalıcı bir neferi haline getirmesi konusunda ABD’nin ciddi başarısının da hakkını vermek gerekiyor. Dolayısıyla tek gerekçe dünyadaki durum sayılamazdı.

Devrimin güncel olduğu fikri, ülkeyi dönüştürmeye yönelik iddiaları ve somut önerileri hem ortaya atanlar açısından hem de toplum açısından ciddiye alınır kılıyor. Ülkeyi ileri taşıma iddiasındaki ciddiye alınır öneriler, yurttaşların hem dışarıdaki hem de içerideki sömürücü sınıflara karşı çıkarlarını etkili bir biçimde savunmayı gerektiriyor. Devrimin güncelliği, aynı zamanda öznenin kısa vadeli iyileştirme ya da korunma vaadiyle düzen içi unsurlara yedeklenmesine karşı da bir panzehir olarak değerli. Bir başka deyişle devrim hedefine kilitlenen özne, yurtseverliği çağırdığı gibi milliyetçilik gibi düzen içi akımlara karşı da bağışık hale geliyor. Tersi de geçerli. Devrim iddiasının geri çekildiği, devrimciliğin yalnızca bir kimliğe dönüştüğü dönemlerde yurtseverliğin geriye çekilmesi; milliyetçilik ve liberalizm gibi düzen içi akımların sol içinde etkili hale gelmesi ile çakışıyor.5Özellikle 90’lı yıllar bu konuda ayrı bir analizi hak ediyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması, tüm dünyada işçi sınıfı hareketinin geri çekilmesi gibi gelişmeler sosyalistliğin bir tür “çile çeken dervişlik” olarak değerlendirilmesi için nesnel bir zemin de sağladı. Bu dönemin yarattığı tahribatın etkisini hala sürdürdüğünü düşünüyoruz. Sosyalizm, devrimci iddialarını geri çektikçe kendisini kurcalamaya başlıyor. Kendisini kurcaladıkça ya büsbütün ilkesizleşiyor ya da tarihten ve bağlamdan soyutladığı kimi doğruları ilke haline getirerek kımıldayamaz hale geliyor.

Devrimin güncelliği ve yurtseverlik, bugün karşı devrim vahşice saldırırken çok daha önemli. Devrimi aramaktan bıkanlar, AKP’nin ilk yıllarında “Bari demokrasi olsun” bahanesiyle iktidar trenine binmişlerdi. Devrimi kovalamaya niyeti olmayan başkaları “Bari üç beş de bize düşer” dediler; milliyetçilik zırhını kuşanıp kaçakların bıraktığı boşluğa yerleştiler. Şimdi de “Bari Erdoğan olmasın” diye her derde Deva’lar, emperyalizmin güdümünde İYİ Gelecek’ler pazarlanıyor. Her koşulda devrimi arayanlar ise yurtseverliğe bugün daha da güçlü bir şekilde sarılmak zorunda. Ülkemizi yerli ve yabancı asalaklardan ve her türlü gericinin pençesinden kurtarmak için…

Notlar:

[1] Katliamı kimin yaptırdığına dair farklı iddialar var. Bu iddialardan herhangi birinin doğruluğunu teyit edemiyoruz. Yalnızca dönemin TKP’sinin liderlerinin ortadan kaldırılmasının Ankara Hükümeti’nin politikası ile uyumlu olduğunu belirtmekle yetinelim. Bkz. Yalçın Küçük. 2005. Türkiye Üzerine Tezler – II. Cilt, İstanbul: Tekin Yayınevi, s. 669.

[2] Yeni Yazılar dergisinin Mart 2015 tarihli sayısı için yazılan yazıdaki kimi örnekler geçerliğini yitirdi belki ama yazıda yer alan burjuva devriminin önderliğine dair ana fikrin halen doğru olduğunu düşünüyoruz. https://gencgazete.org/mustafa-kemal-ve-devrimcilik/

[3] Bu dönem sosyalist hareket yaygın olduğu kadar çok parçalıdır da. Öne çıkan öznelerin yurtseverlik açısından konumlarına ilişkin çokça veri var. Ancak bunları tek tek değerlendirmek yazının ağırlık noktasının buraya kayması sonucunu verebilirdi. Durum kabaca şu şekilde ifade edilebilir: TİP, TKP, THKO, THKP-C gibi öne çıkan hareketlerin tamamı emperyalizme karşı bağımsızlığı savunuyor, Kurtuluş Savaşı’nın tarihsel meşruiyetinin ve Cumhuriyet’in ilerici rolünün hakkını veriyorlardı. Sosyalist olmasına karşın özellikle Kemalizm konusunda aykırı düşen en ciddi örnek Kaypakkaya’nın TKP/ML’si iken Doğan Avcıoğlu çevresi ise sosyalistliği tartışmalı diğer bir ucu temsil ediyordu.

[4] Takip eden dönemde diğeri kadar hızlı bir şekilde etkili olmasa da sonrasında Türkiye gericiliğine Fetullah Gülen gibi nice yobazı kazandırmış(!) olan Komünizmle Mücadele Dernekleri yine CIA destekli bir başka oluşum olarak not edilmeli. Ayrıca ilerici misyonlarını tüketmiş olan milliyetçiliği, gericiliğin güçlü ve kalıcı bir neferi haline getirmesi konusunda ABD’nin ciddi başarısının da hakkını vermek gerekiyor.

[5] Özellikle 90’lı yıllar bu konuda ayrı bir analizi hak ediyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması, tüm dünyada işçi sınıfı hareketinin geri çekilmesi gibi gelişmeler sosyalistliğin bir tür “çile çeken dervişlik” olarak değerlendirilmesi için nesnel bir zemin de sağladı. Bu dönemin yarattığı tahribatın etkisini hala sürdürdüğünü düşünüyoruz.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.