Yurttaşlığın ve cumhuriyetin tasfiyesi sınıfsal bir zeminin ürünü olduğu ölçüde bunların kazanılmasına yönelik mücadele aynı zemine yerleşmek zorunda.

Yurttaş kategorisi düzen siyasetinde uzunca bir süredir referans noktası değil. Ulus ve cumhuriyet kavramları da benzer bir kaderi paylaşıyor. AKP’de son noktasına ulaşan süreçte, ulus geri plana itilirken bunun yerine millet kavramı geçirildi. Bu tek başına basit bir kelime tercihini ifade etmiyor. Gericilik millet kavramını ulusun yerine koyarken bu kavramın altını dinsel referanslarla dolduruyor. Bu biçimde karşısında siyasi süreçlerde söz sahibi olması gerektiği varsayılan yurttaşlar değil, biçimsiz bir kütle görmek istediğini de gösteriyor. Millet kavramındaki ısrar ve kimi zamanlar daha açık hali ile yapılan ümmet ve tebaa göndermeleri tam olarak böyle bir zemine oturuyor.

Bu durum gericiliğin tek başına güncel ve Türkiye’ye özgü değil aynı zamanda tarihsel ve evrensel bir karakterine işaret ediyor. Cumhuriyet ve yurttaşlık kavramları birbiriyle iç içe var oldu. Gericilik ise bunlardan ilkini karşısına aldığı ölçüde diğeri ile de kavgalı olmak zorunda.

Sosyalistler açısından ise bu iki kavram önemli tarihsel ilerlemeleri temsil ediyor ve içerilip aşılması gereken bir zemini ifade ediyor. İçerip aşma aynı zamanda kavramların altının sınıfsal bir perspektifle tekrar doldurulması anlamına geliyor. Devrimci cumhuriyetçilik kavramı ve yurttaşlık kategorisinin halkçı bir içerikle yeniden üretilmesi noktasında daha önce yaptığımız vurgular da bahsettiğimiz sınıfsal perspektifin ürünü. Dolayısıyla cumhuriyeti ve yurttaşlığı yeniden kazanmak, geçmişte olduğu gibi bugün de sınıflar mücadelesinin konusu.

Bu mücadeleyi sonuç alıcı bir eksen üzerine inşa etmek için ise sorunun tarihsel köklerini anlamamız gerekiyor.

Nasıl Kazandık, Neden Kaybettik?

Cumhuriyet kavramının ortaya çıkmasının temelinde egemenliğin kaynağında yaşanan çarpıcı bir değişim yatıyordu.

Feodal üretim tarzında siyasal egemenlik dine ve bu dinin işaret ettiği bir kan bağına dayanıyordu. Eski rejimlerin hakim anlatısı, siyasi erkin tanrı tarafından belirli ailelere bahşedildiği varsayımı üzerine kuruluydu. Bu anlatı aynı zamanda rejimlerin sınıfsal karakteriyle de tutarlıydı. Siyasal egemenliğin bir aileye, dar bir gruba sıkıştırılması eski rejimin tüm toprakların bir ya da birkaç aile arasında paylaşılmasına dayalı mülkiyet ilişkileri ile de bir örtüşme içerisindeydi.

Burjuva devrimleri çağı, feodal rejimleri tek tek yok ederken yeni ve laik bir egemenlik kaynağının kendisini göstermesi sonucunu verdi. İktidarın birkaç aileye tanrı tarafından bahşedildiği fikri eski rejim ile birlikte yenilirken yeni bir siyasi kategori olan ulus, egemenliğin ana kaynağı olarak ortaya çıktı. Egemenliğin kaynağındaki bu değişim aynı zamanda iktidarın gökyüzünden yeryüzüne taşınması anlamına geliyordu. Bu sürecin en radikal örnekleri, o zamana kadar hep kendisini siyasal alanın merkezine yerleştirmiş olan din kurumunun siyasal ve toplumsal alanlar üzerindeki belirleyiciliğini azaltma savaşı verdi ve dini özel alana yerleştirmeye çalıştı.

Buna karşın bahsettiğimiz devrimlerin sınıf karakteri cumhuriyetçiliğin de sınırlarını belirliyordu. Burjuvazinin iktidarını güvencede hissettiği andan itibaren gericileşmeye başlayan bir sınıf oluşu, bu sınıfın imzasını taşıyan devrimleri de eksikli kılıyordu. Burjuvazi, kendi devrimlerinden ve bu devrimlerle ortaya çıkan eşitlik, özgürlük ve kardeşlik fikirlerinin mantıksal sonuçlarından korkuyordu. Bu fikirleri mantıksal sonuçlarına ulaştırabilecek bir sınıfın varlığı ise korkunun daha da artmasına neden oluyordu. Sonuç, burjuvazinin işçi sınıfının karşısında daha önce savaştığı güçleri yardıma çağırması oldu. Bu ise cumhuriyetçiliğin ve yurttaşlığın ve bunlara eşlik eden laiklik zemininin uzun süren tasfiyesini hazırladı. Tasfiyenin uzun sürmesinin nedeni, sınıflar mücadelesinin dengeleriydi. Ancak burjuvazi dengelerin elverişli olduğunu hissettiği her süreci, tasfiye yönünde adımlarını hızlandırmak için kullanmakta tereddüt etmedi.

Bu anlamıyla, günümüzde dünyanın birçok ülkesinde iktidarda olan gericiliği bir sapma ya da anomali olarak görmemek gerekiyor. Aksine, bu çizgi kapitalizmin ana yönelimini temsil ediyor. Gericilik burjuvazinin sınıf çıkarlarının ve bu çıkarların ürünü olan siyasal tercihlerinin ürünü olduğu ölçüde düzen siyasetinin içerisindeki güçlerden medet ummak da anlamsız hale geliyor.

Yurttaşlığın ve cumhuriyetin tasfiyesi sınıfsal bir zeminin ürünü olduğu ölçüde bunların kazanılmasına yönelik mücadele aynı zemine yerleşmek zorunda. Bu anlamıyla yurttaşlık ve cumhuriyet için verilecek mücadele işçi sınıfın için tali bir konuyu değil sınıfın siyasi mücadelesinin temel bir unsurunu ifade ediyor. Daha açık biçimde ifade etmek gerekirse yurttaşlığı ve cumhuriyeti kazanmak için bunları işçi sınıfı perspektifi ile yeniden üreten bir devrimci mücadelenin inşası gerekiyor.

Yurttaşlığı Yeniden İnşa Etmek

Yurttaşlığı yeniden kazanmak için bu kategorinin tasfiyesine zemin hazırlayan yanılsamalardan da kurtulmamız gerekiyor. Bu yanılsamaların en önemlisi, yurttaşların parçası olduğu ve egemenliğin kaynağı olan ulusun içerisindeki çelişkilerin yok sayılması. Daha önceki bir değerlendirmemizde bu sorunu şu şekilde tarif etmiştik:

Yurttaşlık kategorisi tarihsel olarak ulusun kendi içerisindeki çelişkilerin silikleştirilmesi ve hatta yok sayılması üzerine inşa edilmişti. Ancak ulus çıkarları birbiri ile uzlaşmaz bir biçimde çelişki içerisinde olan farkı sınıflardan oluştuğu ölçüde yurttaşlık kategorisinin altındaki zemin de kayganlaşıyordu. Günümüzde yurttaşı ayakları üzerine oturtmak için yapılması gereken ise ulusun içerisindeki sınıfsal çelişkileri belirginleştirmek.”1Devrim Çetinocak, “Tebaadan Yurttaşa, Yurttaştan Halka; Devrimci Cumhuriyetin Egemenlik Kaynakları”, Yeni Yazılar, Sayı: 18, Güz 2019, s. 7

Bu tablonun karşısında devrimcilere düşen görev açık: Sınıfsal çelişkileri silikleştirmeyen, aksine onların üzerine giden bir yaklaşımla yurttaşlık kategorisini yeniden üretmek. Bunun, yani ulusun içerisindeki farklı sınıfsal çıkarların belirginleştirilmesinin yolu ise sınıfsal çağrışımları daha güçlü olan halk kategorisinin ön plana çıkarılmasından geçiyor.

Yurttaşlığın halkçı bir içerikle yeniden üretilmesi vurgusu tam da yukarıda tarif etmeye çalıştığımız durumun ürünü. Bu yeniden üretimin bir boyutunu yurttaşlık, halk ve cumhuriyet kavramları üzerine girişilecek bir hegemonya mücadelesi oluşturuyor. Ama ikinci ve daha önemli boyut ise bütün bu kavramların temsiliyetini kazandıracak siyasal bir mücadelenin inşası. Bu mücadelenin ürünü olarak, bir tarafta ülkenin geniş emekçi yığınlarını ifade eden halkın ve bu halkı oluşturan yurttaşların temsil ettiği devrimci cumhuriyetçiliğin, diğer tarafta burjuvazinin çıkarlarının ifadesi olan ve onun tarafından beslenen gericiliğin olduğu sadeleştirilmiş bir tablonun yaratılması.

Bitirirken Türkiye’ye ilişkin birkaç not düşecek olursak… Bahsettiğimiz sadeleşmenin henüz Türkiye siyasetinde oluşturulamadığı açık. Hatta Haziran Direnişi’nde kendisini belirgin bir biçimde gösteren laiklik talebi, cumhuriyetçilik ve eşit yurttaşlık eksenleri bugün siyasal düzlemde tümüyle sahipsiz durumda. Düzen muhalefeti bu alanları neredeyse tümüyle boşaltırken sosyalist sol da geçmişte bu düzlemlerde yarattığı birikimin epey gerisine düşmüş durumda. Buna karşın, bu taleplerin toplumsal karşılığında bir azalma yok, aksine bir artıştan söz etmek mümkün. Ancak, talepler siyasal düzlemde temsil edilmediği ölçüde cumhuriyeti ve yurttaşlığı kazanabilecek bir stratejinin ve programın ortaya çıkması mümkün değil. Bu anlamıyla devrimcilerin önündeki görev, toplumsal düzlemde var olan ilerici talepleri devrimci cumhuriyetçilik programı altında yeniden üretmek. Bu programın aynı zamanda AKP karşıtı geniş toplumsal kesimlere siyasal olarak yön verebilecek bir örgütlü gücü temsil etmesini sağlamak.

Notlar:

[1] Devrim Çetinocak, “Tebaadan Yurttaşa, Yurttaştan Halka; Devrimci Cumhuriyetin Egemenlik Kaynakları”, Yeni Yazılar, Sayı: 18, Güz 2019, s. 7

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.