Üretim araçlarının özel mülkiyetinin kaldırılmasının önünde siyasal iktidarın fethinin dışında herhangi bir engel görmüyor, dolayısıyla sosyalizmin temel prensiplerinin uygulanmasının öncesine dair ayrı bir aşama tarif etmiyoruz. Biz, Devrimci Cumhuriyetçilik derken cumhuriyetçiliğe ilişkin bir nitelemede bulunuyoruz.

Modern anlamda cumhuriyet kavramı, devletin ve onun birimlerinin yönetimi konusunun herhangi bir dar kesimin veya ailenin özel işleri olarak değil de toplumsal bir faaliyet olarak tanımlandığı yönetim tarzını anlatır. Cumhuriyetten bahsedildiğinde aynı zamanda kraliyetin ve saltanatın yokluğundan ve egemenliğin kaynağının gökyüzünde değil yeryüzünde olduğundan da söz edilmiş olur. Yani modern dönemde cumhuriyet, daha tanımlandığı anda önceki dönemin inkârıdır.1Modern dönem vurgusunu yapmamızın nedeni cumhuriyet (Latince respublic) kavramının temel aldığı antik dönem yönetimleri ile karıştırılmamasıdır. Benzer isimlere sahip olsalar da toplumsal yapıya dair farklar hem biçimsel hem de öz olarak modern dönem cumhuriyetleri ile antik dönemdeki yönetimleri birbirinden ayırır.

Tanımlar ise keyfi değil elbette. Bizzat tarih tarafından yapıldılar. ABD’nin bağımsızlık savaşı İngiliz monarşisinden kurtulurken ülkenin anayasal bir cumhuriyet olmasının yolunu açtı ve sürecin Amerikan Devrimi olarak adlandırılmasını sağladı. Fransız İhtilâli, ancak Bourbon hanedanının temsilcisine taht yerine giyotini göstermeyi başaran devrimci iradenin elinde cumhuriyete yönelebildi. Büyük Ekim Devrimi, Romanov’ların kökünü kazıyacak kararlılığın sergilenmesiyle muzaffer olabildi. Kurtuluş Savaşı, aynı zamanda işbirlikçi Osmanoğulları’na karşı bir isyan anlamına geldiği için Cumhuriyet’le taçlanabildi. Hanedanın ülkeden kovulmasıyla sonuçlandı.

Tamamı birçok şeyin yanında soylulara başkaldırıdır. Tamamı devrimcidir. O halde cumhuriyet daha başından itibaren devrim, cumhuriyetçilik ise daha başından devrimcilik anlamı taşır. Peki, o zaman neden cumhuriyetçiyiz deyip geçmiyoruz? Neden başına bir de sıfat ekleyip uzun uzadıya devrimci cumhuriyetçi olduğumuzu vurguluyoruz?

Soruya yanıt vermeden önce kısa bir parantez açalım ve Türkçe’nin ek yapısından kaynaklanabilecek bir yanlış anlaşılma ihtimalini de ortadan kaldırmış olalım. Devrimci Cumhuriyetçilik’ten bahsettiğimizde “Devrimci Cumhuriyet diye bir toplumsal düzen hedefi var ve o hedefe yönelenler kendisini bu şekilde tanımlıyorlar” gibi bir anlam pekâlâ çıkarılabilir. Ancak bize göre, Türkiye’nin önündeki bir sonraki aşama doğrudan sosyalizmdir. Üretim araçlarının özel mülkiyetinin kaldırılmasının önünde siyasal iktidarın fethinin dışında herhangi bir engel görmüyor, dolayısıyla sosyalizmin temel prensiplerinin uygulanmasının öncesine dair ayrı bir aşama tarif etmiyoruz. Türkiye sosyalizminin hangi isimle adlandırılacağını ise bugün önemsemiyoruz. Biz, Devrimci Cumhuriyetçilik derken cumhuriyetçiliğe ilişkin bir nitelemede bulunuyoruz.

İşte bu cumhuriyetçilik, nasıl kuruluş döneminde tarihsel pratik sayesinde devrimcilik ile ayrılmaz bir bütün olarak gündeme geldiyse; yine tarihsel süreç içerisinde devrimciliğini yitiren Cumhuriyet’in içinin boşaltılması ve ölüme terkedilmesinin sonucunda başlangıçta taşıdığı anlamdan da uzaklaşmış oldu. Devrimciliğin yitimi ise kadroların yapabileceklerinin sınırlarını da belirleyen bir nesnel gerçekliğe işaret ediyor: Sınıfsallık.

Devrimler hâkim üretim biçiminin hızlı bir değişime uğradığı, üretimin kapitalist biçiminin ve sermaye birikiminin dünya ölçeğinde egemen hale gelmeye başladığı dönemde gerçekleştiler. Kapitalist üretim sürecinde karşıt çıkarları olan iki yeni toplumsal sınıf, yani burjuvazi ve proletarya, hanedanların ve eski egemen sınıfların tasfiyesi sürecinde aynı safta yer aldılar. Eşitlik ve özgürlük gibi idealler bu dönemin ortak sloganları olarak ve hatta burjuva düşünürleri tarafından ortaya atılsalar da gerçekte yalnızca işçi sınıfının çıkarlarını ve özlemlerini yansıtıyorlardı. Bu durumun net olarak anlaşılması için ortak düşmanın yenilmesi ve burjuvaların siyasi temsilcilerinin iktidara gelmesi gerekti. Gerçeğin önündeki iyimser perde, ancak iktidardaki patron sınıfının devrime ihanetinden sonra aradan çekilecekti. İşçi sınıfı ve patronlar arasındaki çıkar çatışması yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve tarihseldi. Burjuvazi henüz iktidara gelir gelmez, tarihteki tüm ilerici rolünü tamamlamıştı. Burjuvanın iktidarında geçen her gün; devrimlerin biraz daha geriye çekilmesi, cumhuriyetlerin devrimsizleşmesi ve temelinin çürümesi anlamına geliyordu. Bu nedenle destekleri ile iktidara geldikleri toplumsal sınıflara rağmen devrimin ideallerine tutunan ve Fransa’da bugün dahi aşırı kabul edilen Jakobenler şiddetle tasfiye edildiler.2Robespierre’in, Saint Just’ün ve arkadaşlarının, kısacası Jakobenlerin trajedisi şu idi: Onlar ve arkalarından yiğitlik yoluna çekip götürdükleri sıradan insanlar, özlemlerine ve dileklerine karşın, insanların genel iyiliği ve mutluluğu için değil zenginlerin çıkarı için savaşmış oldular. Uzun süre, yürüttükleri savaşın gerçek anlamını anlayamadılar ve, aralarından kimisi, örneğin Robespierre işin püf noktası hakkında kuşkuya düştüğü anda ise, iş işten geçmişti.”, Server Tanilli, Dünyayı Değiştiren On Yıl Fransız Devrimi Üstüne (1789-1799), İstanbul: Adam Yayınları, Ekim 2002, s. 110 Tarihten öğrenen ve Marksist-Leninist öğretiyle silahlanan Bolşevikler ise işçi sınıfının örgütlülüğünü temel alarak bir burjuva devrimi olarak başlayan süreci mantıksal sonucuna götürmeyi başardılar. 70 yıl boyunca ayakta kalmayı başaracak olan insanlık tarihinin en ileri deneyimini yaratabildiler.

Aynı sınıfsallık Türkiye’de de devrim ve Cumhuriyet için saatini kurmuştu. İşgale ve işbirlikçi saltanata karşı Kurtuluş Savaşı’nı kazanan ve süreci Cumhuriyet’le taçlandıran önderlik için pusula maalesef Emperyalist-Kapitalist sistemi gösteriyordu. Oysa sürecin zorunlu kıldığı radikallik ve Ekim Devrimi’nin sarsıcı etkisi Genç Cumhuriyet’in hayatına diğer burjuva devrimlerinin de ilerisinde bir konumdan başlamasını sağlamıştı. Saltanatın ve eski ayrıcalıklı sınıfların tüm unvanlarının ortadan kaldırılmasını, aklın ve özgür düşüncenin önündeki dini engellerin yok edilmesine yönelik hamleler izlemiş; saltanat ve şeriat özlemini taşıyanlar siyasal alanın dışına itilmişlerdi. Ancak burjuva sınıfı için ilerleme ancak kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece değerliydi. İşçi sınıfı ve onun devrimcileri patronlar ve onun iktidarı için asıl tehlike haline geldiğinde daha önce tasfiye edilen gerici unsurlar sırayla göreve çağırıldılar.

Elbette Türkiye’de devrimin ve Cumhuriyet’in seyri yalnızca aşağıya doğru inen düz bir çizgiden ibaret görülemez. Bir asra yakın süreçte gelgitler, yükselmeler, geriye çekilmeler ve sıçramalar da yaşandı. Ancak gelinen noktada, Cumhuriyet ve onun temsil ettiği değerler devlet katından dışlanmış oldu. Şimdi yalnızca kavramsal olarak metinlerde yer alıyor ve zamanı gelince bütünüyle ortadan kaldırılmayı bekliyorlar. Toplumsal alanda ise durum oldukça farklı. Cumhuriyet boşlukta süzülmüyordu. Varlığını sürdürdüğü süre boyunca kendi toplumsallığını da yaratmıştı. Bu toplumsallık en geniş anlamıyla modern Türkiye tarihinde kendisini en çok gösteren kavgada, ilericilik ve gericilik arasındaki kavgada, ilericiliğin safında yer alıyor; önemli kırılma anlarında gericiliğin önünde ciddi bir engel oluşturuyordu. Hâlâ da oluşturuyor.

Cumhuriyet’le birlikte ifade edilen ilerici değerlerle barışık olan bir toplumsallıktan söz ediyoruz. Ancak bu toplumsallığın hiçbir gündemde birbiriyle karşıt pozisyonlar almadığı ya da tek bir siyasi aktörü desteklediği düşünülmemeli. Türkiye’de cumhuriyetçiler, en genel anlamda gericiliğin karşısında yer alsa da ilericilik gerçek bir güce ve programa sahip olmadığı için sağa sola çekiştirilmeye oldukça uygun bir görüntüye sahipler. Kimisi Cumhuriyet’i yalnızca hamasi söylemler ve sembolizm üzerinden temsil ettiğini iddia edenlerin yönlendirmesiyle pasif bir konuma sıkışırken, kimisi farklı milliyetçiliklerin peşinden gidebiliyor. Ya da ülkedeki gericileşmeyi değişik unsurlar arasında yeterince demokratik bir diyalog zemini kurulamamasına yoran gerçek dışı açıklamalara kendini kaptırabiliyor. Tüm bu defolarına ve heterojen yapısından kaynaklı zaaflarına rağmen halen gericiliğin önünde engel oluşturabilen cumhuriyetçi toplumsallığın anlamlı bir bütün oluşturarak gerçek bir karşıt güç haline dönüştürülmesi için ise onun kendisinin de temelden sarsılması ve “ileri bir zeminde yeniden kurulması” gerekiyor.3Fikir Kulüpleri Federasyonu, “Gelecek Günler İçin Gençliğin Sözü: 29 Ekim’de 29 Madde”, 29 Ekim 2018, Kaynak: http://bit.ly/37Ryvz

Devrimci Cumhuriyetçilik; tarihsel sürecin ilk feda edilen unsuru olan “Devrim”i yeniden sahneye çıkarma iddiasını ve Cumhuriyet’in değerlerini taşıyan toplumsallığın bugün bir cumhuriyete sahip olmanın tek gerçek yolu olarak işçi sınıfının tarihsel çıkarları ekseninde harekete geçirilmesini; bu iddia ve harekete geçirilen kuvvete dayanarak gericiliğin üstüne yürünmesini hedefleyen bir yol haritasını ifade ediyor. Bu ifade aynı zamanda cumhuriyetçiliğin bugün tarihsel anlamına uygun olarak var olabilecek tek gerçek biçimi olma özelliğini taşıyor.

Notlar:

[1] Modern dönem vurgusunu yapmamızın nedeni cumhuriyet (Latince respublic) kavramının temel aldığı antik dönem yönetimleri ile karıştırılmamasıdır. Benzer isimlere sahip olsalar da toplumsal yapıya dair farklar hem biçimsel hem de öz olarak modern dönem cumhuriyetleri ile antik dönemdeki yönetimleri birbirinden ayırır.

[2]Robespierre’in, Saint Just’ün ve arkadaşlarının, kısacası Jakobenlerin trajedisi şu idi: Onlar ve arkalarından yiğitlik yoluna çekip götürdükleri sıradan insanlar, özlemlerine ve dileklerine karşın, insanların genel iyiliği ve mutluluğu için değil zenginlerin çıkarı için savaşmış oldular. Uzun süre, yürüttükleri savaşın gerçek anlamını anlayamadılar ve, aralarından kimisi, örneğin Robespierre işin püf noktası hakkında kuşkuya düştüğü anda ise, iş işten geçmişti.”, Server Tanilli, Dünyayı Değiştiren On Yıl Fransız Devrimi Üstüne (1789-1799), İstanbul: Adam Yayınları, Ekim 2002, s. 110

[3] Fikir Kulüpleri Federasyonu, “Gelecek Günler İçin Gençliğin Sözü: 29 Ekim’de 29 Madde”, 29 Ekim 2018, Kaynak: http://bit.ly/37Ryvz

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.