Varlık gerekçesi işçi sınıfı iktidarı olan öznenin kendini güçlendirmesi, sözünü bir eylem kılavuzu haline getirerek emekçilere öz gücüyle ulaştırmanın yolunu bulması gerekir.

Yeni bir yola çıktık. Bundan dört ay önce kullandığımız ifadeye başvuracak olursak “günü geldiğinde dünyayı bu kez Türkiye’den sarsacak, adını koyalım, Türkiye’de devrim yapacak iradeyi oluşturma” yoluydu çıktığımız.1“Başlıyoruz”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, s. 6.

Uzun bir yolun henüz başındayız. Bu yazıda benzer bir yolculuğu 103 yıl önce zaferle taçlandıran ve 22 Nisan’da 150. yaş gününü kutladığımız bir ustanın yine yolun başlarında yaptığı “Devrimci teori olmadan devrimci hareket olmaz”2V.İ. Lenin. 2018. Ne Yapmalı, çev. Barış Zeren, İstanbul: Yazılama Yayınları, s. 32. vurgusuna kulak vererek tarihin devrimcilerin sırtına yüklediği öncülük görevine dair kimi temel sorulara yanıt arayacağız.

Bilinç Nereden Doğar?

Öncülük sorununun temel alanlarından olan bilinç konusunu tartışmaya muhtemelen her devrimcinin işittiği – ve doğruluk payı da olabilen – bir anonim sözü hatırlatarak başlanabilir: “Halk solculardan daha bilinçli.”

Bu anonim sözün doğruluğunun temel ölçütü, bilinçten neyin kast edildiği. Konu yoksulluk, hatta sınıfsal eşitsizlik ve sömürü olduğunda, ortalama işçinin bilincinin işçi kökenli olmayan bir solcununkinden daha yüksek olması muhtemeldir. En bilgisiz ve en gerici işçi bile olduğu gibi patronuna bıraktığı serveti yaratanın kendisi olduğunun bilincindedir. İşçinin sömürüyü nasıl deneyimlediği, üretim sürecinin hangi noktasında nasıl direnç gösterebildiği, ortak deneyimlerin sınıf kültürünü nasıl biçimlendirdiği ve tüm bunların işçilerin kolektif bir sınıf kimliği geliştirebilmesi için taşıdığı olanaklar gibi konularda işçilerin solculardan değil, solcuların işçilerden öğrenmeye ihtiyacı vardır.

Emek-sermaye çelişkisi için yapılan saptama, kimi durumlarda geniş halk kitleleri ve halk hareketleri ile siyasi taraflaşmalar için de geçerli olabilmekte. Örneğin bu yazıda ayrıntısına giremeyeceğimiz kimi tarihsel süreçlerin sonucunda “Kemalizmden kopuş” gereğini ifrada taşıyarak Kemalizm dahil tüm burjuva devrimciliği mirasını ve Cumhuriyet kazanımlarını reddeder hale gelen Türkiye solu, bir dönem gericilikle mücadelede içinde siyaset yaptığı toplumsallığın gerisinde kalabilmiştir. Ancak devrimi arayan bir özne için bilinç bunlardan ibaret olamaz.

Toplumun sınıflardan oluştuğunun ve işçilerle patronların çıkarlarının çatıştığının bilgisi anlamında sınıf bilincinin üretim süreci içindeki işçilerde kendiliğinden doğması mümkün. Gericilik karşıtlığıyla ya da işçilerin ekonomik, sosyal ve siyasal haklarına yasal güvence kazandırılmasıyla sınırlı bir siyasal bilinç için de aynısı geçerli. Sosyalist bilinç ise bunlardan farklı olarak dışardan taşınmak durumunda.

Lenin, sosyalist bilincin dışardan taşınma zorunluluğunu açıklarken I. Dünya Savaşı ve Sovyet Devrimi’nin ardından ipleri tamamen koparacağı Karl Kautsky’nin şu sözlerini aktarıyor:

“(…) sosyalizm ile sınıf mücadelesi yan yana doğarlar, biri diğerinden doğmaz; bunlar farklı öncüllerden ortaya çıkarlar. Çağdaş sosyalist bilinç yalnızca derinlikli bilimsel bilgiden doğabilir. (…) Bilimin taşıyıcısı proletarya değil, burjuva entelijansiyadır.” 3V.İ. Lenin. A.g.e., s. 48.

Buradaki vurguyu proleter kökenli kişilerin bilimi taşıyamayacağı değil, sınıf mücadelesi ve kültürünün bilimsel sosyalizmi kendiliğinden üretemeyeceği şeklinde okumak daha yararlı olacaktır. Bilimsel sosyalizm elbette işçi sınıfına taşınabilir, öncü işçiler tarafından savunulup yeniden üretilebilir, işçi kökenli kadroların katkılarıyla zenginleştirilebilir. Ancak doğum anı sınıf mücadelesinin dışında, bilimsel çalışmanın içinde gerçekleşmiştir. Bu anomali değil, sınıf mücadelesi ve bilimsel sosyalizmin doğasıyla ilgili.

Öncülük Şart mı?

Öncülüğe dair en temel sorunun yanıtlanması, yukarıda tanımlanan sınıf bilinci ve sosyalist bilinç kategorilerinin farkları ve birbirleriyle ilişkilerini ayrıntılandırmakla mümkün.

Kendiliğinden doğan sınıf bilinci neleri kapsar? İşçilerin birlik olup ücret ve sosyal hak artışı için, iş güvencesi için patronlarla mücadele etmesini… devamında tüm bu haklar ile bunların teminatı olan örgütlenme ve grev hakkının ve tabii işçilerin siyasal haklarının genişletilerek yasal ve anayasal güvence altına alınmasını… Ancak hak bilinci ve mücadelenin zemini, içinde yaşanan kapitalist sistem, yani burjuva egemenliğince tanımlanmıştır. İşçilerin siyasal iktidarı anlamında sosyalizm, sınıf bilinciyle uyumlu olsa da onun doğrudan sonucu değil.

Üstelik sınıfın bileşenindeki bir dizi farklılığın farklı işçi bölmelerinde birbirlerine karşıtlık olarak yansıması da sınıf bilincinin dışladığı bir durum değil. Mavi yakalı-beyaz yakalı, göçmen işçi-yerli işçi, kayıtlı-kayıt dışı, işçi-memur, kamu işçisi-özel sektörde çalışan işçi, kadrolu-taşeron, sektörel ayrımlar… tüm bunların yarattığı sınıf içi gerilimleri sınıf bilinci eksikliğiyle değil, farklı işçi bölmelerinin gündelik çıkarlarının farklılaşmasıyla açıklamak daha gerçekçi. Sınıf bilinci, işçilerin devrimci bir çizgide politizasyonunun kaldıracı olmakla birlikte bu zaaflarla malul.

Sosyalist bilinç ise üretim süreci ve sınıf mücadelesinde kendiliğinden doğan bir görüş değil, aklın ve bilimsel çabanın ürünü olan bir tasarım.

Sınıfın farklı katmanlarının gündelik çıkar farklılaşmasının sınıfın tarihsel çıkarlarının ortaklığı lehine silikleştirilmesi, sınıfın tarihsel çıkarlarının devrim arayışına ve devamında devrimci iktidara kılavuz olması…

Tüm üretim araçlarının kolektif mülkiyeti ve kolektif mülkiyet biçimleri içinde ağırlığın özyönetime sahip kooperatiflerdense devlet mülkiyetine verilmesiyle sosyalist ülkenin işçileri arasında çıkar farklılığı ve eşitsizliğin ve sosyalist ekonomide piyasa ilişkilerinin filizlenmesinin önüne geçilmesi…

“(…) tüm kaynakların emekçilerin ortak aklı tarafından insan yararına kullanılması” anlamında merkezi planlama4“Pandemi Günlerinde Devrimcilik”, Devrim, Sayı: 4, Nisan 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-4/pandemi-gunlerinde-devrimcilik/

Maddi esaretten kurtuluşa tüm zihinsel esaretlerden kurtuluşun eşlik etmesi, yeni bir Aydınlanma dalgası ve bilimsel atılım…

Bunların sınıf mücadelesi içinde kendiliğinden doğmasını beklemek hayalcilik. Sosyalizmin maddi dayanağı olan işçilere işte bu tasarımın taşınması ve sınıf mücadelesinin bu tasarıma dayalı bir iktidarın kuruluşuna seferber edilmesi ve bu seferberlikle iktidarı almaya yönelik doğru politik hamlelerin kurgulanması için öncülük şart.

İşçi Sınıfı Nasıl Temsil Edilecek?

İşçi sınıfının farklı biçim ve düzeylerde temsili mümkün ve öncülük iddiası, sosyalizmin temel dayanağı olan sınıfın temsil biçimlerinin tümünü – açıkça sağ olan biçimler dahil –ciddiye almayı zorunlu kılıyor. Ancak öncülük bağlamındaki temsil biçiminin sınırlarının ve ayırt edici yanlarının net bir biçimde tanımlanması gerekiyor.

Sendikal örgütlenmeler sınıfı ekonomik mücadele alanında temsil ederler. Kuşkusuz önemlidir, ancak öncülük sınıfın siyasal alanda temsilidir ve ekonomik mücadele örgütlerince taşınamaz.

Siyasal temsilin de farklı biçimleri mevcut. Geleneksel sosyal demokrat partiler çoğunlukla ülkelerinin işçi sınıfını siyasal alanda temsil eden büyük kitle partileridir. Bunların bir bölümü militan işçi hareketlerine dayanarak doğmuş olup halen ülkelerindeki işçilerinin kitlesel biçimde içinde bulunduğu partiler. Ancak süreç içinde programları itibariyle devrimciliklerini yitiren bu partiler, işçilerin güncel siyasal temsilcisi olmayı başarmışlarsa da sınıfın öncüsü sayılamazlar.

Bu geleneğin öne çıkan örneklerinden olan Brezilya’nın İşçi Partisi’nin Porto Alegre’deki belediye deneyiminin tetiklediği iç tartışma ve dönüşüme dair bir aktarım açıklayıcıdır:

“Bir defasında belediyede, aslında İşçi Partisi’nin şehri işçiler için mi yönetmesi gerektiği, yoksa toplumun bütünü için işçilerin bir hükümetini mi kurduğu tartışılmıştı. Hararetli tartışmaların ardından, sorun çoğunlukla, bu tarz bir dinamiğin ‘yeni toplumsal sözleşme’ ile (…) sonuçlanacağı varsayılarak ilk seçenek doğrultusunda çözüldü. Ancak bu ‘toplumsal sözleşme’ Avrupa’da uğrunda onca çaba harcanan ‘sosyal huzur’ ile eşdeğer değildir. (…) herkese yarar sağlasa da daha çok en yoksullara yaramakta.”5Marion Gret, Yves Sintomer. 2004. Porto Alegre: Farklı Bir Demokrasi Umudu, çev. Azer Kılıç, İstanbul: İthaki Yayınları, s. 35-36.

Aktarılan yaklaşımın öncülükle ilgisi yok. Brezilya’da sağcı Bolsonaro yönetiminin mide bulandırıcı halleri ve İşçi Partili eski devlet başkanı Lula’nın sağcıların komplosuyla hapse atılmış olması, konuyu soğukkanlılıkla tartışmaya engel olmamalı.

Devrimciler açısından işçi sınıfının temsili, öncelikle siyasal temsildir ve sınıfın tarihsel çıkarlarının temsilini ifade eder. Sınıfın tarihsel çıkarlarının temsili ise sınıfın içinde güncel olarak ne kadar etkili olunduğundan bağımsız olarak yukarıda da belirtildiği gibi “aklın ve bilimsel çabanın ürünü olan bir tasarım” olan sosyalizmin temsilidir.

Öncülüğün gerektirdiği temsil biçimine dair saptamalar, öncülüğün nasıl icra edileceğinin de ipuçlarını veriyor. Öncülükten kasıt işçi sınıfının siyasal öncülüğü olduğuna göre öncülüğün konusu, devrimin yolunun geçtiği politik hedefler. Öncü açısından mücadelenin konusu da haliyle sınıfın gündelik ekonomik çıkarlarının ötesinde toplumsal formasyonun analizinden hareketle şekillendirilen devrim stratejisinin öncelikli kıldığı siyasal ve toplumsal mücadele başlıkları ve devrimci özneye bu mücadelelere önderlik edecek güç ve yeteneğin kazandırılması.

Öncülük Teorisi mi, Örgüt Teorisi mi?

Leninizmin temelde neyin teorisi olduğuna da açıklık getirilmesi gerekiyor. “Leninist örgüt teorisi” kavramı, öncülük iddiasındaki özneye meşruiyet kazandırdığı ve onu mücadelenin merkezine yerleştirdiği ölçüde işlevsel olabilse de Leninizmin temelde örgüt değil öncülük teorisi sunduğu kanısındayız.

Sosyalizm hedefi bağlamında evrensel doğruluk taşıyan bir örgüt ya da parti modeli var mı? Olması eşyanın tabiatına aykırı.

Türkiye tarihi sosyalist devrim görmediyse de devrim hedefiyle girişilen ciddi çabalar gördü ve bunların bir bölümü sosyalizme geçiş olasılığını artıracak biçimde mesafe almayı da başardı. Peki, bunlar belirli bir parti ya da örgüt modeline evrensel geçerlilik kazandırdı mı?

60’lı yılların öne çıkan deneyimlerine bakalım. Bir yanda sendikacıların kurduğu, devamında aydınların, gençlerin, köylülerin, işçilerin bir araya geldiği bir platforma dönüşen bir açık kitle partisi. Diğer yanda sosyalizmle henüz tanışmış ve kendilerine yol gösterecek eski tüfek ağabeyler arayan gençlerin kurduğu gençlik örgütleri ve bunlardan doğan illegal partiler. Bir de kimisi geleneksel Cumhuriyet aydınının rengini taşıyan ve bir ayağı asker-sivil bürokrasiye uzanan aydın çevreleri.

Sosyalizmin bir iktidar alternatifi haline gelmesine katkıda bulundukları ölçüde bu deneyimlerin her biri “bizim tarihimizin parçasıdır ve sosyalizmin iktidar yürüyüşüne yapılmış değerli katkılardır.”6Mithat Çelik, “60’lardan Bugüne Strateji Sorunu”, Devrim, Sayı: 2, Şubat 2020, s. 11.

Çeşitlilik Türkiye’yle sınırlı değil. 50’ler Küba’sında öncü savaşı veren ve ulusal kurtuluşçu damarı ağır basan, komünist karakteri o kadar da görünür olmayan dar bir devrimciler örgütü etkili oldu. Canavar’ın yanı başında onca komploya, ambargoya, kuşatmaya direnerek varlığını sürdüren ve pandemi günlerinde bir kez daha göğsümüzü kabartan emekçi destanı onlarla var oldu.

70’ler Portekiz’inde bir ayağı sömürgelerdeki ulusal kurtuluş mücadelelerine diğer ayağı genç subaylara uzanan bir mücadele hattı, Karanfil Devrimi’yle Salazarcı diktatörlüğün sonunu getirdi.

Ya da günümüze gelelim ve soralım: Bolivarcı iktidarla Amerikancı muhalefet arasındaki kavgayla belirlenen Venezuela, Siyonist işgal altındaki Filistin, AKP gericiliğinin işgali altındaki Türkiye ve pandeminin altüst ettiği İtalya gibi ülkelerde öncülük görevleri nelerdir ve nasıl bir örgüt ya da parti modeline ihtiyaç vardır?

Bunca çeşitlilikten tüm deneyimleri kapsayan bir örgüt teorisi değil, öncülük teorisi çıkar.

Partinin adı, biçimi, darlığı ya da genişliği, en katı ve tanımlı çekirdek olarak partinin dikey ekseninin niteliği, tanımlanacak yatay eksenler ve bunların gerek birbiriyle gerekse dikey eksenle ilişkilerinin karakteri… bunların teorisi olmaz. Bunlara öncülük teorisinden hareketle üretilecek yanıtlar olur.

Bu yaklaşım Bolşevik hareketin kurucu yayın organı İskra’nın ilk sayısında şöyle ifade ediliyor:

“Sosyal demokrasi kendi ellerini bağlama, kendisini önceden düşünülmüş planlar ya da politik mücadele kabulleriyle sınırlamaz; o her türlü mücadele aracını kabul eder, yeter ki partinin o anki gücüyle uyumlu olsun.”7V.İ. Lenin. A.g.e., s. 56

Örgüt Sorunu Önemsiz mi?

Leninizmin bir örgüt değil öncülük teorisi olduğu saptaması, isabetli olmakla birlikte örgüt sorununu önemsizleştirmenin kılıfına da dönüştürülebilmekte. Konuya girmişken buna da açıklık getirmek gerekiyor.

Teorinin en soyut düzleminden somuta doğru giderken yapılan yöntem hataları, somuta yaklaşımda hata yaptırmakla kalmayıp en soyut düzlemin kavranışını da sakatlayabilmekte. Öncülük ve örgüt sorununa yaklaşımda yapılan hatalar da burada kalmayıp hata sahibinin materyalistliğine halel getirebiliyor.

Lenin’in düşüncesinde önsel olan bir örgüt ya da parti modeli değil, işçi sınıfı devrimcilerinin siyasal öncülüğü. Haliyle örgüt sorununun belirleyeni öncülük görevleri, öncülük görevlerinin belirleyeni ise “bir ülke ölçeğinde sınıflar mücadelesi ile sosyalizm hedefi arasındaki güncel boşluğa” oturan devrim stratejisi.8Devrim Çetinocak, “Devrimi Aramak: Strateji Tartışmalarına Giriş”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, s. 14-15. Peki, bunlar örgütü önemsizleştirir mi?

Soruyu daha farklı formüle edelim: Devrim stratejisini inşa edecek ve ondan hareketle öncülük görevlerini saptayacak olan kimdir? Ya saptanan görevleri yerine getirecek olan?

Her iki sorunun da yanıtının “Örgüt” olduğu açık. Peki her örgüt ya da parti her türlü görevi yerine getirebilir mi?

Düzenin ideologlarıyla ideolojik mücadele, halkın genelinin gündemindeki siyasal taraflaşmaya dalıp burada yer tutma ve bayrak gösterme, işçi havzalarında kapalı örgütlenme aracılığıyla yerleşip derinleşme, sınıfın yakıcı taleplerini yaygın biçimde örgütleyip halk yığınlarına ulaştırma ya da öncelik verilecek sektör ya da havzaları belirleyip tüm gücünü buralara yığma… Tüm bunlar ve eklenebilecek bir dizi başka örnek, herhangi bir zaman ya da mekanda başlıca öncülük görevi haline gelebilir. Bu önceliklerin tümüne uygun bir parti modelinin mevcut olmadığı, öncelik bunlardan hangisiyse örgütün buna göre kurulması gerektiği açık.

Haliyle örgüt sorununu el yordamıyla çözülecek önemsiz bir ayrıntı saymak ağır bir yanılgı. Öncülük görevleri belirlendiği anda örgüt sorunu da buna uygun olarak ve hak ettiği ciddiyetle tartışılmalı. Bu tartışma, belirlenen öncülük görevlerini öz gücüyle yerine getirecek bir örgütün inşa edilmesi hedefi ekseninde yapılmak zorunda.

“Maddi bir güç ancak maddi bir güç ile yenilebilir” ise ve “teori de yığınları sardığı anda maddi bir güç haline gelir”9Karl Marx. A Contribution to  the Critique of Hegel’s Philosophy of Right, Kaynak: https://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/critique-hpr/intro.htm ise…

Sözden ibaret kalan teorinin yığınları saramayacağı açık olmalı. Bu sözün varlık gerekçesi işçi sınıfı iktidarı olmayan öznelerin işiteceği mesafede dile getirilmesi de fayda etmeyecektir. Varlık gerekçesi işçi sınıfı iktidarı olan öznenin kendini güçlendirmesi, sözünü bir eylem kılavuzu haline getirerek emekçilere öz gücüyle ulaştırmanın yolunu bulması gerekir.

Ve tabii öncülük tartışmasının temel ilkelerin ötesine geçilerek içinde iktidar mücadelesi verilen ölçek bağlamında geliştirilmesi…

O da gelecek ayların konusu olsun.

Notlar:

[1] “Başlıyoruz”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, s. 6.

[2] V.İ. Lenin. 2018. Ne Yapmalı, çev. Barış Zeren, İstanbul: Yazılama Yayınları, s. 32.

[3] V.İ. Lenin. A.g.e., s. 48.

[4] “Pandemi Günlerinde Devrimcilik”, Devrim, Sayı: 4, Nisan 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-4/pandemi-gunlerinde-devrimcilik/

[5] Marion Gret, Yves Sintomer. 2004. Porto Alegre: Farklı Bir Demokrasi Umudu, çev. Azer Kılıç, İstanbul: İthaki Yayınları, s. 35-36.

[6] Mithat Çelik, “60’lardan Bugüne Strateji Sorunu”, Devrim, Sayı: 2, Şubat 2020, s. 11.

[7] V.İ. Lenin. A.g.e., s. 56

[8] Devrim Çetinocak, “Devrimi Aramak: Strateji Tartışmalarına Giriş”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, s. 14-15.

[9] Karl Marx. A Contribution to  the Critique of Hegel’s Philosophy of Right, Kaynak: https://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/critique-hpr/intro.htm

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.