Biz tercihimizi “kaba” olandan yana gerçekleştirecek, ille de örgüt ve hatta ille de öncü örgüt diyeceğiz.

Sosyalistlerle biraz olsun ilişki kurmuş herkes örgütlenme çağrılarına ve örgütlülüğün değerine ilişkin tartışmalara aşinadır. Hatta bu çağrılar kimi zaman aşırı, gereksiz veya kaba olarak da değerlendirilir: Ne yani, birey kendi başına doğruyu bulacak akıldan ve yetenekten yoksun mudur? Ya da devrim mücadelesinin bir aracını bu kadar vurgulamak, onu amaç haline getirme tehlikesini taşımıyor mu? Nihayetinde bireyi güçsüz, örgütü ise her şeye muktedir olarak tanıtmak bireysel yaratıcılığı ve insan iradesini hiçe saymak değil mi? Benzer sorular ve itirazlar üretilebilir. Bizim için bu kadar yeterli. Biz tercihimizi “kaba” olandan yana gerçekleştirecek, ille de örgüt ve hatta ille de öncü örgüt diyeceğiz.

Öncü örgüte ilişkin sözümüzü söylemeden önce geniş anlamıyla örgütlülüğe dair bir çerçeve çizerek başlamak yararlı olacaktır.

Genel Örgütlülük

İnsanı elbette yalnızca fiziksel ya da biyolojik bir varlık olarak göremeyiz. Onu toplumsal bir varlık olarak değerlendiririz. Ve bu toplumsal varlık kendisini sosyal ilişkilerinde ve bu ilişki biçimleri dahilindeki eylemleri ile ifade eder. Bu eylemler ise tarihin belirli aşamalarında o aşamalara uygun düşecek karmaşıklıkta ilişki yumaklarına ihtiyaç duyar. İşte ihtiyaç duyulan bu ilişki biçimlerinin genel karşılığı örgütlülüklerdir. En basitten en gelişkine tüm örgütlülük biçimleri tarihin belirli aşamalarına ve o aşamalardaki zorunlu insan eylemlerinin – ki bunların temelinde üretici eylemler yer alır- ihtiyaçlarına karşılık gelir.

Aile1Aile yapısındaki değişimden ilk akla gelen genelde çekirdek aileye geçiş olur. Ancak üretim ilişkileri bugünkü konumuna erişmeden çok önce, insanların aile yapısı oldukça başkaydı. Bkz. Friedrich Engels, “Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni,” Yordam Kitap, Eylül 2019, İstanbul. gibi tarihin belirli aşamalarında ortaya çıkmış ve bugünkü haline zamanla dönüşmüş olsa bile bize doğal görünenin yanı sıra, eğitim kurumlarındaki ve iş yerlerindeki örgütlülük gibi amacın yerine getirilebilmesi için iradi olarak ayakta tutulduğu açık olan örgütlülükler de bahsettiğimiz zorunluluğa göre şekil alırlar. Bu örgütlenmelerin önemli bir bölümü mevcut üretim biçiminin sürdürülmesine hizmet eder.2Burada mekanik bir bakış açısıyla yalnızca kârlılığı artıran örgütlenmelerin varlığı anlaşılmamalı. Elbette patron sendikaları gibi bu amaç için örgütlenmiş yapılardan bahsedebiliriz. Ancak kapitalist düzen, sürekliliği için kolluk kuvvetleri gibi zor araçlarına ya da tarikatlar gibi ideolojik yönü ağır basan başka kimi araçlara da ihtiyaç duyar. Dahası, üretim ilişkilerinin çelişkili yapısı gereği düzenin sürekliliğini tehdit eden, ya da en azından onu zorlayacak başka araçlar da yine aynı toplumsal ilişkilerden doğar.

Ancak birey dediğimiz kategori bu örgütlülüklerin parçası olmasına rağmen tek başına ele alınıyor, insanlar arasındaki ilişkiler yalnızca bireylerin davranışları ve beklentileri üzerinden tanımlanıyor. Bu durumda bireye özgürlük alanı tanınıyormuş gibi görünmesine karşın aslında bireyin kendisinin tercih ettiği, etkide bulunduğu çok az konu var. Gerçekte bireyin iradesi, istekleri, beklentileri yalnızca kendi hayatına dair -çoktan seçmeli- kararlara sıkışıyor.3Düzenin bireyi yalnızlaştırıcı etkisinden de bahsedebiliriz. Ayrıca bireyin “örgütsüzlüğü” derken kapitalist üretimin sürdürülmesi için gereken asgari düzeyin ötesindeki örgütsüzlükten bahsetmiş oluruz. Yani örneğin bir işçi, çalıştığı iş yerinin örgütlenmesine doğal olarak her zaman dahildir. Ancak sendika veya başka dayanışma araçları gibi örgütlülüklerden yoksun kalır, yalnızlaşır. Hatta bunun ötesinde yaşamının çalışma saatleri gibi üretici gücünü kullandığı kısmına dair karar verme yetisi elinden alınıyor, bireyin iradesi -eğer yeterince şanslıysa- boş vaktin nasıl değerlendirileceğine bırakılıyor. Bu durumun özgürlük kavramı ile uyuşmadığı açık.4“…özgürlük, insanın ve insanlığın önünde yer alan doğa tarafından ya da insanlığın kendisi tarafından konulmuş engellerin, zincirlerin ve prangaların ortadan kaldırılması iken serbestlik kişinin veya grubun herhangi bir durumda herhangi bir eylemi gerçekleştirme ya da gerçekleştirmeme tercihini yapabilmesi anlamına gelir.” Ercan Bölükbaşı, “Bugünün Haziran’ı,” Devrim, Sayı: 6, Haziran 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-6/bugunun-hazirani/

Yıkıcılık ve Kuruculuk

Bireyin büyük zorlukları göze alarak toplumdan tamamen kaçması elbette mümkün. Ancak bu durumda bizim onu tartışmamız anlamsız hale gelir. Tersine bireyi özgürleştirecek olan bu düzenin devamlılığını sağlayan örgütlenmelerden kurtulma ve bu amacı gerçekleştirmek için verilecek mevcut düzeni yıkma, yani toplumun özgürleşme mücadelesidir diyebiliriz.5Bu durum elbette “kişisel gelişim” önerileri ile karıştırılmamalı, genele sunulacak bir mutluluk reçetesi anlamında kullanılmamalıdır. Devrim mücadelesinin parçası olmak tarihsel gelişime bireyin özgün katkısını yapması anlamında özgürleşme olarak değerlendirilebilir, ancak bambaşka bir olgu olan kişisel fayda üzerinden değerlendirilemez. Bu yıkım, toplumsal ilişkiler uzay boşluğunda süzülemeyeceği için, ancak ve ancak üretim biçiminde de bir ilerlemeye karşılık gelecek yeni bir kuruluş ile birlikte gerçekleşebilir. Yani ilerlemenin önündeki yapısal engelleri kaldırmak, ilerlemenin kendisi ile eşdeğer sayılamaz. Yeni ve daha ileri bir ilişkiler bütününün tesis edilmesi ve bu ilişki biçimine uygun örgütlülüklerin yaratılması için kurucu bir özne ihtiyacı da kendisini dayatır.

Tekrarlayalım, ilerlemenin önündeki engelleri kaldırmak yetmez. Eğer insanlık kontrolü ele alacaksa6İnsanlık, varoluşundan itibaren önce doğa ile, sonra da kendi yarattığı koşullar ile çetin bir mücadele içinde oldu hep. Bu mücadelede yaşamın kontrolüne ait ibrenin “bilinçli insan edimi”ne doğru kaymasına ilerleme; hayatımızın doğal felaketlerin, kimi gerici batıl inançların ya da azınlıkta olanların bireysel ekonomik çıkarlarının tarafından daha fazla belirlenir hale gelmesine ise gerileme diyoruz.” Ercan Bölükbaşı, “Devrimcilik ve Gelecek Kavgası,” Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/devrimcilik-ve-gelecek-kavgasi/, toplum kendi kendisini yönetecekse, bunun örgütsel araçlarına ihtiyaç duyar. Bu örgütlenme araçları toplumun karar alma süreçlerine katılımını, hayatın ortak bir şekilde planlanmasını ve insanlığın komünizme doğru ilerleyişini tesis etmek durumunda. Dolayısıyla bizim mücadele programımız mevcut düzenin sürekliliğini sağlayan örgütlenmelerin dağıtılmasının yanında, insanlığı bir sonraki hedefe götürecek örgütlenmelerin yaratılmasını da içeriyor. Bugün örgütlü mücadeleye katılsın ya da katılmasın, yarının toplumunda herkesin örgütlü olacağı, insan toplumsallığı için zorunlu olan bu davranışın insanların yalnızca boş zamanlarını değil üretici emekleri başta olmak üzere tüm zamanını etkili bir biçimde planlamasına olanak tanıyacağı, bugün bize çözümsüz görünen birçok sorunun çözülebilmesi için fırsat sağlayacağı açık.

Bugünün Ötesi İçin: Öncü Örgüt

Yıkma ve kurma eylemlerinin tarihsel sorumluluğu için ise hem bugünün toplumsal ilişkiler bütününden ve onun gerilimlerinden doğan, hem de ufku onun ötesinde yer alan bir araca, öncü örgüte ihtiyaç var. Öncü örgüte gelene kadar genel olarak örgütlülükten bahsetmiştik. Ancak biz örgütlenmeye çağırırken aslında genelin ötesine yönelik bir çağrı yapıyoruz. Basitçe bir sendikaya ya da herhangi bir demokratik kuruluşa değil de öncü bir örgütlenmenin parçası olmaya insanları çağırırken aslında “siyasal ve ideolojik bütünlüğün işçi sınıfına ve geniş halk kitlelerine öncülük etmesinin güvencesi olacak devrimci örgütün inşası”na7Devrim Çetinocak, “Lenin’den Türkiye’ye Devrimci Strateji,” Devrim, Sayı: 5, Mayıs 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-5/leninden-turkiyeye-devrimci-strateji/ davet ediyoruz.

İnşasına çağırdığımız araç, yani “sağlam ve sürekliliği sağlayan bir önderler örgütü”8V.İ. Lenin, “Ne Yapmalı? Hareketimizin Acil Sorunları,” Evrensel Basım Yayın, 2. Basım, İstanbul, s. 180., icat edildiği dönemde ekonomist ve terörist eğilimlere karşı devrimci yaklaşımı temsil ettiği gibi bugün de gündelik mücadelenin boğucu ve oradan oraya savuran etkisine karşı program ve strateji etrafında devrimci eylemin birliğini sağlayacak en temel araç olma özelliğini sürdürüyor. Uyaran sayısının kat be kat arttığı, dikkat dağıtıcı unsurların her yanı sardığı, düzenin ideolojik araçlarının ağırlıklarının hayatın her alanında hissedildiği bu gericilik çağında önümüzü görmek ve hedefe yürümek ancak bu temel aracı kullanarak mümkün olabilir.

Öncü örgütün yalnızca bir araçtan ibaret olmadığını, onun ve onun çevresinde örgütlenme eyleminin amaçla kurduğumuz en dolaysız bağ olduğunu vurgulayarak bitirelim. Devrim mücadelesinin bir adımı olarak bu örgüt ve onun üyeleri kendilerini değiştirmeyi ve devrim mücadelesi için etken hale getirmeyi, toplum içerisinde de bu göreve aday unsurları bulup kendi bünyesine katmayı ve aynı zamanda da topluma önderlik etme görevlerini yerine getirerek ilerleyecek.

Notlar:

[1] Aile yapısındaki değişimden ilk akla gelen genelde çekirdek aileye geçiş olur. Ancak üretim ilişkileri bugünkü konumuna erişmeden çok önce, insanların aile yapısı oldukça başkaydı. Bkz. Friedrich Engels, “Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni,” Yordam Kitap, Eylül 2019, İstanbul.

[2] Burada mekanik bir bakış açısıyla yalnızca kârlılığı artıran örgütlenmelerin varlığı anlaşılmamalı. Elbette patron sendikaları gibi bu amaç için örgütlenmiş yapılardan bahsedebiliriz. Ancak kapitalist düzen, sürekliliği için kolluk kuvvetleri gibi zor araçlarına ya da tarikatlar gibi ideolojik yönü ağır basan başka kimi araçlara da ihtiyaç duyar. Dahası, üretim ilişkilerinin çelişkili yapısı gereği düzenin sürekliliğini tehdit eden, ya da en azından onu zorlayacak başka araçlar da yine aynı toplumsal ilişkilerden doğar.

[3] Düzenin bireyi yalnızlaştırıcı etkisinden de bahsedebiliriz. Ayrıca bireyin “örgütsüzlüğü” derken kapitalist üretimin sürdürülmesi için gereken asgari düzeyin ötesindeki örgütsüzlükten bahsetmiş oluruz. Yani örneğin bir işçi, çalıştığı iş yerinin örgütlenmesine doğal olarak her zaman dahildir. Ancak sendika veya başka dayanışma araçları gibi örgütlülüklerden yoksun kalır, yalnızlaşır.

[4] “…özgürlük, insanın ve insanlığın önünde yer alan doğa tarafından ya da insanlığın kendisi tarafından konulmuş engellerin, zincirlerin ve prangaların ortadan kaldırılması iken serbestlik kişinin veya grubun herhangi bir durumda herhangi bir eylemi gerçekleştirme ya da gerçekleştirmeme tercihini yapabilmesi anlamına gelir.” Ercan Bölükbaşı, “Bugünün Haziran’ı,” Devrim, Sayı: 6, Haziran 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-6/bugunun-hazirani/

[5] Bu durum elbette “kişisel gelişim” önerileri ile karıştırılmamalı, genele sunulacak bir mutluluk reçetesi anlamında kullanılmamalıdır. Devrim mücadelesinin parçası olmak tarihsel gelişime bireyin özgün katkısını yapması anlamında özgürleşme olarak değerlendirilebilir, ancak bambaşka bir olgu olan kişisel fayda üzerinden değerlendirilemez.

[6] “İnsanlık, varoluşundan itibaren önce doğa ile, sonra da kendi yarattığı koşullar ile çetin bir mücadele içinde oldu hep. Bu mücadelede yaşamın kontrolüne ait ibrenin “bilinçli insan edimi”ne doğru kaymasına ilerleme; hayatımızın doğal felaketlerin, kimi gerici batıl inançların ya da azınlıkta olanların bireysel ekonomik çıkarlarının tarafından daha fazla belirlenir hale gelmesine ise gerileme diyoruz.” Ercan Bölükbaşı, “Devrimcilik ve Gelecek Kavgası,” Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/devrimcilik-ve-gelecek-kavgasi/

[7] Devrim Çetinocak, “Lenin’den Türkiye’ye Devrimci Strateji,” Devrim, Sayı: 5, Mayıs 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-5/leninden-turkiyeye-devrimci-strateji/

[8] V.İ. Lenin, “Ne Yapmalı? Hareketimizin Acil Sorunları,” Evrensel Basım Yayın, 2. Basım, İstanbul, s. 180.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.