AKP açısından sorun, tasfiye ettiğinin yerine yenisini koyma aşamasında ortaya çıkıyor. İktidar, yıkma konusunda gösterdiği başarıyı kurma konusunda gösteremiyor.

18 senedir iktidarda olan bir partinin “fikri iktidarını tesis edememekten” yakınması ya da neredeyse tüm üyelerini kendisinin atadığı devlet kurumları ile kavgaya tutuşması neyi gösteriyor?

AKP iktidara geldiğinden beri hem düşünsel alanda ülkenin ilerici birikiminin tasfiyesini sürdürüyor hem de Cumhuriyet’in kurumları ile hesaplaşmaya devam ediyor. Bu alandaki tasfiyelerde ciddi bir başarı elde ettiği de yadsınamaz. Ancak AKP açısından sorun, tasfiye ettiğinin yerine yenisini koyma aşamasında ortaya çıkıyor. İktidar, yıkma konusunda gösterdiği başarıyı kurma konusunda gösteremiyor.

Anayasa değişiklikleri, referandumlar birbirini izliyor, siyasi davalarla siyasal ve toplumsal alanı dizayn etme konusunda yeni adımlar atılıyor, eğitim sisteminde artık süreklileşen değişimlerle dindar ve kindar nesil hedefinde mesafe alma çabası sürdürülüyor. Buna karşın iktidar önemli bir süredir, zaten kendi yaptığı değişikliklerin sonuçlarından memnun kalmayan ve bu memnuniyetsizliği sürekli mevcut yapı ve işleyişi bozarak gidermeye çalışan bir durumda. Bu döngünün sonucunda AKP iktidarı, yönetmek için artık iktidarda geçirdiği 18 yıl boyunca yerleştirdiği kurumsallığa değil baskıya ve keyfi uygulamalara güvenmek durumunda kalıyor.

İdeolojik Kriz

Bahsettiğimiz tablo aynı zamanda iktidarın ideolojik çerçeve üretme sorununun ürünü. Açmaya çalışırsak… İktidar her ne kadar egemen ideoloji içerisindeki dengeleri İslamcılık lehine çarpıcı bir biçimde değiştirmiş olsa da bu alanda bir süredir duraklama hatta gerileme yaşıyor. İktidarın son dönemde daha sıklıkla milliyetçiliği yardıma çağırmasının arkasındaki nedenlerden biri de bu sıkışma.

AKP bir yandan da ülkenin nereden gelip nereye gittiğine ilişkin bütünlüklü bir anlatı kurma yeteneğinden yoksun. Tam da bu nedenle, 2023, 2053, 2071 vizyonu gibi sloganlar ortaya atarak ya da devlet televizyonlarında yayımlanan diziler üzerinden yeni bir tarih yazımına girişerek bu boşluğu kapatmaya çalışıyor. Ancak, tek başına sloganlarla ya da TRT dizileriyle yapılabileceklerin sınırı olduğu da ortada. Bütün devlet mekanizmasının hareket kalıplarını şekillendirebilecek, siyasal ve toplumsal aktörlerin önemli bir ağırlığının etrafında hareket edebileceği bir ideolojik bütünlük yaratmak bu sınırlar içerisinde yer almıyor.

Sosyalist Strateji

AKP iktidara geldiği günden beri sürekli değişen ittifaklar da bu tablonun ürünü, gericiliği ve sermayeye hizmeti sabitler olarak tutarak politikalarında çizdiği zikzaklar da… Bu alanlarda gösterilen esneklik her ne kadar iktidarın ömrünü uzatan bir işlev görse de birçok başka sorunu tetikliyor. Kurulan ittifakların sıklıkla değişmesi, devlet mekanizmasında da sürekli altüst oluşları beraberinde getiriyor. Dış politika örneğinde ise mevcut tutarsızlık hali her yeni krize hazırlıksız girme sonucunu doğuruyor.1Bu konuda daha ayrıntılı bir değerlendirme için: Devrim Çetinocak, “Mavi Vatan ve Sosyalistler Açısından Dış Politika,” Devrim, Sayı: 10, Ekim 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-10/mavi-vatan-ve-sosyalistler-acisindan-dis-politika/

Böylesi bir tabloda rejimin kurumsallığına işaret eden kavramlar üzerinden içerisinden geçtiğimiz süreci tanımlamak ve bu referans üzerinden politika geliştirmek de anlamsızlaşıyor. Karşımızda, kurumsallaşma krizi yaşayan ve tam da bu kriz nedeniyle saldırganlaşan bir iktidar var. Sosyalistlerin bu durumun arkasında yatan kriz dinamiklerini önemsizleştirerek politikalarını tek başına saldırganlığın kendisine odaklayarak geliştirmeleri durumunda etkili olmaları bu nedenle olanaklı değil. Sosyalizmin bir çıkış yapması, siyasi krizin sürekliliği olgusunu kavrayan ve bu süreklileşmiş siyasi kriz ortamında güç biriktirmeye odaklanabilen bir yaklaşım ile olanaklı. Sosyalistlerin geniş kitleleri bu tarz dönemlerde etkisi altına alması olağan sayılabilecek olan kısa vadeli düşünme tarzına sıkışmaması kritik önemde. Bunun için krizin süreklileşmesinin sosyalist hareketin müdahale için bulabileceği pencereyi de genişlettiği ölçüde zaman kazandıran bir faktör olduğunun kavranması gerekiyor.2Devrim Çetinocak, “Yedi Yılın Ardından: Haziran Direnişi Üzerine Notlar”, Devrim, Sayı: 6, Haziran 2020 Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-6/yedi-yilin-ardindan-haziran-direnisi-uzerine-notlar/

Normalleşme Mümkün mü?

İktidar cephesine dönecek olursak… AKP’nin burada istikrarlı bir biçimde başarı gösterdiği konu ise siyasi krizin süreklileştiği bir süreci yönetme başarısı. Bunun için ise tüm denge ve kontrol mekanizmalarını ortadan kaldırarak ilerlemeye ve siyasal gücü tek bir merkezde toplamaya ihtiyacı var. İktidarlarının ömrünü bu merkezileşmiş siyasal güç aracılığıyla toplumun geniş kesimleri ile siyasal alan arasındaki mesafeyi açmalarına ve egemen ideoloji içerisinde sağ kodların ağırlığını koruyabilmelerine borçlular.

Bir diğer önemli yardımcıları ise düzen muhalefetinin bu tabloyu büyük ölçüde kabullenmiş olması. Düzen muhalefeti stratejisini AKP’nin yarattığı tahribatla hesaplaşma değil, bu tahribatı belirli sınırlar içerisinde tutma üzerine kuruyor. Bunun sonucu ise gericiliğin son 18 yılda elde ettiği mevzilerin üstü kapalı olarak benimsenmesi oluyor.

Muhalefetin perspektifi, “normalleşme” adı altında AKP gericiliğinin bugüne kadar elde ettiği mevzileri sorgulamayan bir kurumsallaşma dönemi kurgusundan öteye gidemiyor. AKP artıkları ile kurulan yakınlaşmanın da gericiliğin AKP döneminde elde ettiği mevzilerin sorgulanmamasının da arkasında bu perspektif yatıyor.

Bu perspektif sadece gericiliği kabullendiği için değil aynı zamanda gerçekçi olmadığı için de hatalı. Gericiliğin kurumsallaşamaması tek başına AKP iktidarı açısından özgür bir tercihi değil bir zorunluluğu ifade ediyor. Başka bir ifade, Türkiye bugün iktidarda olanların tercihlerinden dolayı değil bir seçenek olmadığı için normalleşemiyor. Muhalefetin yapabilecekleri en fazla gericiliğin enerji toplayarak tekrar saldırıya geçmesi için bir ara dönem yaratmakla sınırlı olabilir.

Açıkçası bu olasılık bizi pek heyecanlandırmıyor. Üstelik muhalefetin stratejisinden heyecan duymama durumu sadece sosyalistler için değil, AKP karşıtı geniş kesimler için de geçerli. Ancak bu heyecan duymama hali AKP ile daha kökten bir hesaplaşma arayışına yol açmıyor, aksine ülkeye yönelik bir umutsuzluk ve atalet üretiyor.

Umutsuzluğu umuda çevirmek ve ataleti ortadan kaldırmak ise AKP gericiliği ile bütünlüklü bir hesaplaşmayı hedefleyen bir siyasi çizginin etkin kılınması ile mümkün. Burada sorumluluk, bahsedilen bütünlüklü hesaplaşmayı gerçekleştirme perspektifine sahip tek kesim olan sosyalistlere düşüyor.

Notlar:

[1] Bu konuda daha ayrıntılı bir değerlendirme için: Devrim Çetinocak, “Mavi Vatan ve Sosyalistler Açısından Dış Politika,” Devrim, Sayı: 10, Ekim 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-10/mavi-vatan-ve-sosyalistler-acisindan-dis-politika/

[2] Devrim Çetinocak, “Yedi Yılın Ardından: Haziran Direnişi Üzerine Notlar”, Devrim, Sayı: 6, Haziran 2020 Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-6/yedi-yilin-ardindan-haziran-direnisi-uzerine-notlar/

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.