AKP’nin Kürt politikasının farklı dönemlerinde çelişki değil tutarlılık vardır ve tutarlılık, AKP’nin karşı devrimci karakterindedir. Yaşanan durum kimilerinin iddia ettiği gibi AKP’nin Ergenekon tarafından ikna edilmesi değil, karşı devrimci ajandası bir dönem müzakereyi gerektiren AKP’nin günümüzde savaştan medet ummasıdır.

İç ve dış siyasetin birbirinden ayrılmayacağını biliriz. Bu genel doğru, AKP Türkiyesi için daha fazla geçerli. Ülke içindeki karşı devrimci ajandasını dış desteğe bağlarken dışarıdaki maceracılıklarını da içeride popülizme tahvil eden AKP’nin yönetiminde Türkiye’nin iç ve dış siyaseti çok daha fazla iç içe geçmiştir.

İç siyasette fazlaca yer tutan Kürt sorunu da haliyle AKP dış politikasının önemli başlıklarından biri haline gelmiş durumda. Bu yazıda AKP’nin Kürt politikası, dış politika çizgisine referansla ele alınacak.

Dış Politikada Dönemler

AKP söz konusu olduğunda “fabrika ayarlarına dönme” tuhaflığı zaman zaman ısıtılsa da gerçek bundan çok farklı. AKP’nin Türkiye’ye dair ajandası hep aynıydı (karşı devrim) ve bu ajandayı takip ederken iç ve dış dengeleri gözeterek dönemlik stratejiler geliştirmeyi ve yeri geldiğinde esnek davranmayı başardı. Ajandaya hizmet ettiği ölçüde farklı dönemlerde birbirine taban tabana zıt söylem ve uygulamaları benimsemekten çekinmedi.

AKP’nin Kürt politikası da dış politikasındaki dönemlere paralel biçimde gelişti. Devrim’in bu sayısında Ercan Bölükbaşı’nın yazısında da belirtildiği gibi, AKP dönemi dış politikası üç döneme ayrılıyor. Bu dönemlerin ilki AKP’nin Türkiye’yi dönüştürmesine, ikincisi dönüştürülmüş Türkiye’nin bölgede emperyalizmin planları doğrultusunda aktif rol oynamasına denk düşüyor. Üçüncü dönemde ise emperyalist sistemde doğrultu yitirilirken AKP’nin emperyalist merkezlerle gerilimleri başlıyor.1Ercan Bölükbaşı, “AKP’nin Dış İşleri” Devrim, Sayı: 10, Ekim 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-10/akpnin-dis-isleri/ AKP’nin Kürt politikasının bu dönemlere referansla izlenebileceği kanısındayız.

Kürt Politikasında Dönemler

Ağustos ayında Kürt siyasetinin çizgisindeki değişimi Sovyet faktörünün ortadan kalkışına bağlamış, değişimin Sovyet ekseninden ABD eksenine kayışla ilgili olduğunu savunmuştuk.2Mithat Çelik, “Kürt Faktöründe Emperyalizm Gölgesi,” Devrim, Sayı: 8, Ağustos 2020. Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-8/kurt-faktorunde-emperyalizm-golgesi/ AKP iktidarı, Kürt siyasetinin ABD eksenine kayışının tamamlandığı döneme rastlar ve AKP’nin Kürt politikası da bu bağlamda şekillenir.

AKP’nin Kürt politkası, dış politikasına da paralel olarak demokratik açılım, barış süreci ve savaş dönemlerine ayrılıyor.

Türkiye’nin Bir Kürt Sorunu Vardır”

Tarih 10 Ağustos 2005. Başbakan Erdoğan, iki gün sonra yapacağı Diyarbakır gezisi öncesinde merkez medyanın “aydınlar” diye andığı bir grup kanaat önderiyle buluşup görüş alışverişinde bulunuyor. Kanaat önderlerini uzun uzun dinleyen Erdoğan “Yeni ve beyaz bir sayfa açtık” dedikten sonra şöyle ekliyor: “Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Bu sorunla yüzleşecek özgüvenimiz ve demokratik cesaretimiz vardır.”3https://www.hurriyet.com.tr/gundem/tarihi-3-mesaj-3126679 12 Ağustos’ta Diyarbakır’da TOKİ tarafından yaptırılan 1.600 konutun anahtar teslim töreninde yaptığı konuşmada da “Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur” diye vurguluyor.4https://www.hurriyet.com.tr/gundem/kurt-sorunu-benim-sorunum-341847

İlgili dönemde Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasaklar hafifliyor, AB uyum yasaları kapsamında adımlar atılıyordu. AKP’nin “Milli Görüş gömleğini çıkarma” söylemiyle demokrat bir görüntü vermeyi önemsediği, karşı devrim için güç biriktirirken AB’yi yanına alarak eski devletin geleneksel odaklarına karşı kendini korumaya almaya çalıştığı bir dönemdi. Bu strateji başarılıydı da. Batı medyası AKP övgülerinden, “sessiz devrim” demagojisinden geçilmiyordu.

Naiflikle karşılanacak bir durum yoktu. AKP’lilerin deyişiyle iç ve dış dinamikler örtüşüyordu. Karşı devrimin sol adına teorisyenliğini üstlenen Birikim dergisinin 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından attığı “Muhafazakar Demokrat İnkılap” manşetiyle uyumlu bir gidişat vardı.5https://www.birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-163-164-kasim-aralik-2002/2352 Unutmadan, 10 Ağustos 2005’te Erdoğan’la aynı masaya oturan kanaat önderlerinin listesi, bu isimlerin genelinin sonraki yılların kritik gelişmelerinde aldığı tutumlarla birlikte düşünülürse bu erken tarihte şekillenen ittifakı görmek mümkün olacaktır:

Gençay Gürsoy, Adalet Ağaoğlu, Ali Bayramoğlu, Ahmet Hakan Coşkun, Oral Çalışlar, Mustafa Karaalioğlu, Nuray Mert, Yücel Sayman, Yılmaz Ensaroğlu, Osman Kavala, Tayfun Mater, Hakan Tahmaz.3https://www.hurriyet.com.tr/gundem/tarihi-3-mesaj-3126679

Sonrasında “demokratik açılım” söylemi gündeme geldi. Kamuoyunda “Kürt açılımı” diye algılandıysa da Erdoğan bunu genel olarak reddetti ve Kürt açılımının yanında Roman ve Alevi açılımlarını ortaya attı. Kürt siyasetiyle arayı ısıtmak için yapılan hamleler, genel bir demokratikleşme paradigması içinde sunuldu. Her açıdan daha cüretli olan “barış süreci” ya da “çözüm süreci” bu dönemin üzerine geldi.

İslam Bayrağı Altında Kardeşlik”

2009 yazında 15 Ağustos’ta Abdullah Öcalan’ın bir yol haritası hazırlayarak devlete sunacağı konuşuluyordu. 15 Ağustos, PKK’nin kolluk kuvvetlerine karşı ilk silahlı eylemini yaptığı ve Öcalan’ın yargılandığı davada idam kararının açıklandığı son duruşmanın yapıldığı tarih olması bakımından sembolik bir tarihti. Kamuoyunda ilgiyle beklenen o yol haritası açıklanmadı. Ama ilerleyen dönemde 2009 yılında Oslo’da MİT görevlilerinin PKK yöneticileriyle görüştüğü ortaya çıktı. Sızdırılan sınırlı ses kaydında tarafların gülüp şakalaştığı ve yüzde 95 oranında anlaştıklarını dile getirdikleri görülüyordu. Tam olarak ne konuda anlaştıklarını ve anlaşamadıkları yüzde 5’in ne olduğunu hiç öğrenemedik.

2013’te dönemin BDP’li vekillerinin aracı olarak İmralı’ya gidip Öcalan’la görüşmelerine izin veriliyor, Erdoğan MİT Başkanı Hakan Fidan’ın İmralı’da Öcalan’la görüştüğünü duyuruyordu. Arada Fransa’da öldürülen PKK yöneticisi Sakine Cansız’ın cenazesi Diyarbakır’da herhangi bir engelemeyle karşılaşmadan kaldırılıyor, merkez medya ne hikmetse cenazede “PKK paçavraları” değil “örgüt flamaları” açıldığını yazıyordu. Sonra BDP’lilerin Öcalan’la görüşmelerinin tutanakları bir biçimde basına sızdı. Burada Öcalan’ın “Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz” dediği ve Hakan Fidan’ın savcılıkta ifadeye çağrıldığı 7 Şubat 2012’yi “darbe” diye nitelediği görülüyordu.6https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/iste-ocalan-ve-bdp-heyetinin-gorusme-tutanaklari-haberi-68965 Aynı yıl 21 Mart’ta Diyarbakır’da yapılan Newroz mitinginde ise kürsüden Öcalan’ın mektubu okundu. Mektup Türkler ve Kürtlerin “İslam bayrağı altında kardeşçe yaşadığına” vurgu yapıyor, “Silahlı unsurlarımız sınırın ötesine çekilsin” diyordu.7https://www.haberturk.com/gundem/haber/829399-silahli-unsurlar-disari-ciksin- O kadarki, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarına dair Erdoğan’la birlikte en net karşı çıkış Öcalan’dan geliyordu. 11 Ocak 2014’te HDP heyetiyle görüşen Öcalan, 17-25 Aralık operasyonlarını şu sözlerle değerlendiriyordu:

Ülkeyi bir darbe ateşiyle yeniden yangın yerine çevirmek isteyenler bizim bu ateşe benzin taşımayacağımızı bilmelidir. Her darbe teşebbüsü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da karşısında bizi bulacaktır.”8http://bianet.org/kurdi/siyaset/160243-cozum-surecinin-kronolojisi

Bunların üzerine ne oldu da ipler koptu? Yukarıda tanımladığımız zeminde gelişen müzakereler, kendine ait ajandası olan taraflar arasında yapılıyordu. Başlatılan süreçten iki tarafın kendince beklentileri vardı. Bu beklentiler karşılandıkça süreç ilerledi. Örneğin “barış” sürecinin temelde neye dair olduğunu bağıra çağıra edilen sözlerden değil, satır aralarından okumak gerekir. Öcalan’ın iki ayrı konuşmasında çok fazla dikkat çekmeyen ifadelere odaklanmayı öneriyoruz.

İlki basına sızdırılan 2013 tarihli İmralı görüşmesinden. Öcalan burada PKK’nin Türkiye sınırlarından çekilmesi planından söz ederken “Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz” diyor, laf arasında PKK’nin Suriye’de 50 bin kişilik silahlı gücü olduğunu iddia ediyordu.6 İlgili tarihte Rojava bölgesindeki Kürt özyönetim deneyimi çok yeni başlamıştı ve Kürt birliklerinin mevcudu Öcalan’ın verdiği sayıdan çok daha düşüktü. Öcalan’ın ikinci dikkat çekmeyen satır arası mesajı ise Newroz mektubunda yer alıyordu: “Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz.”7https://www.haberturk.com/gundem/haber/829399-silahli-unsurlar-disari-ciksin- Öcalan ne demek istiyordu?

“Barış” süreci Türkiye’den ziyade Ortadoğu’ya odaklanan bir politik denemeydi. Öcalan ve PKK liderliği burada Türkiye’yle gerilimlerini kontrol altına alarak kendileri açısından önemli fırsatların doğduğu Suriye’de mevzi kazanmaya, adını koyalım, fiilen devletleşmeye kilitlendi. “Suriye’de 50 bin kişilik silahlı güç” iddiası, gerçek olduğu düşünüldüğü ya da kamuoyu böyle olduğuna ikna edilmek istendiği için değil, bir hedef olarak örgütün önüne konuluyordu. “Yeni bir Ortadoğu” vurgusundan kast edilen ise üzerinde Kürt devleti bulunan bir Ortadoğu’dan başka bir şey değildi.

PKK açısından devletleşme hedefi yeni değildi. İşin başında AKP iktidarı da bu sürece soğuk bakmıyordu. Öyle ki IŞİD Kobani’yi kuşattığında Erdoğan bir ara “Kobani düştü düşecek” dese de hükümet peşmergenin Türkiye topraklarından geçerek YPG’ye desteğe gitmesine izin veriyor, Süleyman Şah Türbesi’ni IŞİD’den kaçıran Türk askerlerinin geçişi için YPG koridor açıyordu. Ama Suriye’de işler kendi istediği gibi gitmeyince Erdoğan süreci sonlandırmaya karar verdi.

2015’ten Sonra

2014 sonlarında çatırdayan barış süreci, 2015’te resmen sonlandı. Sürecin sonlanmasına giden yolda yaşanan bir dizi askeri ve politik gelişmeyi hatırlatmak mümkünse de bu yazıda buraya girmeyeceğiz. Çünkü Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışı da başka gelişmeler de sürecin sona ermesinin nedeni değil sonucuydu.

Öcalan’ın Kürt devletleşmesine yol aldırmak için girdiği sürece Erdoğan Yeni Osmanlıcılık oynarken PKK’yi ayak bağı olmaktan çıkarmak, mümkünse Suriye’de ÖSO’ya ve ÖSO dolayımıyla kendi Yeni Osmanlıcı ajandasına eklemlemek için giriyordu. “Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır” sözleriyle başlayan ilk dönemde tarafların ikisi de güçlenirken ikinci dönemde güçlenen Kürt siyaseti oldu. Suriye’de ÖSO’ya eklemlenmeyip kendi ajandasını takip eden Kürt siyaseti egemenlik alanını genişletip devletleşme yolunda hızla ilerledi ve bunu Yeni Osmanlıcılığa eklemlenmeden yaptı. AKP destekli ÖSO ise AKP’nin beklediği başarıyı gösteremedi. Suriye’de Esad iktidarda kalırken muhalefetin IŞİD ve El-Nusra gibi El Kaide artıklarıyla anılır olması emperyalist merkezler açısından Esad’ı devirme hedefinin rafa kalkmasına yol açtı. Böylece “barış” süreci, Suriye’de PKK kendi hedeflerine ulaşırken AKP’nin hayal kırıklığına uğramasıyla sonuçlandı. Tüm bunların üstüne sürecin estirdiği rüzgarda tabanını genişleten HDP yüzde 10 barajını aşarak parlamenter sistemde AKP’nin tek başına iktidarını engelleyen bir faktöre dönüşüyordu. AKP de sürecin kendisine kaybettirdiğini gördüğü noktada masayı devirerek saldırıya girişti ve Kürt siyasetinin ABD’yle bağını koparmaya odaklandı.

Haliyle AKP’nin Kürt politikasının farklı dönemlerinde çelişki değil tutarlılık vardır ve tutarlılık, AKP’nin karşı devrimci karakterindedir. Yaşanan durum kimilerinin iddia ettiği gibi AKP’nin Ergenekon tarafından ikna edilmesi değil (ne Ergenekon’muş!), karşı devrimci ajandası bir dönem müzakereyi gerektiren AKP’nin günümüzde savaştan medet ummasıdır. Umulan medet, ABD’nin PYD’den desteği çekmesi ve ABD ile ilişkilerin AKP’nin tekelinde kalmasıdır. Bunu başardıkları noktada Yeni Osmanlıcılığın bir kez daha gündeme gelmesini umuyorlar.

Bu durumda sola düşen de AKP’yi barış sürecine dönmeye ikna etmek ya da savaşan taraflardan birine angaje olmak değil, emperyalizm ve gericiliğin bölgedeki oyunlarını bozmak olmalı.

Notlar:

[1] Ercan Bölükbaşı, “AKP’nin Dış İşleri” Devrim, Sayı: 10, Ekim 2020, Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-10/akpnin-dis-isleri/

[2] Mithat Çelik, “Kürt Faktöründe Emperyalizm Gölgesi,” Devrim, Sayı: 8, Ağustos 2020. Kaynak: https://dsosyal.com/devrim/sayi-8/kurt-faktorunde-emperyalizm-golgesi/

[3] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/tarihi-3-mesaj-3126679

[4] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/kurt-sorunu-benim-sorunum-341847

[5] https://www.birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-163-164-kasim-aralik-2002/2352

[6] https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/iste-ocalan-ve-bdp-heyetinin-gorusme-tutanaklari-haberi-68965

[7] https://www.haberturk.com/gundem/haber/829399-silahli-unsurlar-disari-ciksin-

[8] http://bianet.org/kurdi/siyaset/160243-cozum-surecinin-kronolojisi

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.