Üç yıldır süregelen ekonomik kriz bugün vatandaş için daha sert ve katlanılamaz boyuta ulaştı. Herkesi sınıfına ve eldeki birikimlerine bağlı olarak farklı boyutlarda etkileyen kötü gidişata bir de toplumsal boyutta bakmak, sorunun artık tek başına ekonomik daralmadan çıktığını ve toplumun sefalete mecbur edildiğini anlamayı kolaylaştıracaktır.

Metropoll’ün Şubat ayında yaptığı araştırmanın sonuçlarına dikkatle bakılması gerekiyor. Özel araca sahip olmayı bir “lüks” olarak kabul edip görmezden gelirsek, nüfusun yarıdan fazlası geçinmek için; öğün azaltıyor, zaman zaman aç kalıyor, et tüketmeyi kesiyor ve/veya ısınamıyor.1https://twitter.com/ozersencar1/status/1512416195319943174 Kısacası, temel ihtiyaçlarından birer birer kısıyor.

Halkın yaşadığı güçlüğü anlamak için oranları sayılara çevirmek gerekiyor. Bunu yaparken en iyi olasılığı düşünüp hata payını yüzde 2,5 alarak araştırmanın sonuçlarını bu oranda azaltalım. Araştırmanın “adrese dayalı nüfus kayıt istatistiklerine” dayandığı varsayımıyla (2021 yılı için TÜİK verisi toplam 64.215.375 kişi), ekonomik durumundan dolayı zaman zaman aç kaldığını belirten en iyi ihtimalle yaklaşık 19 milyon yurttaş olduğunu çıkarabiliriz. Yemek öğünlerini azaltan ise 30 milyon 694 bin insan! Et tüketmeyi bıraktım diyenlerin sayısı 38 milyon iken beslenebilenin de ne kadar sağlıklı ve yeterli beslendiğini öngörmek çok zor değil.

Hiç uzatmadan bugün şunu açık açık söylemek gerekiyor: Servet aktarımıyla birileri daha zengin edilir ve birileri makamlarını koruma peşindeyken, Türkiye halkı açlığa ve sefalete mahkûm ediliyor.

Genel durum bu iken bir yandan da seçim tartışması sürüp gidiyor. Adı var kendi yok bir seçimin tartışılmasından başka vatandaş için hiçbir şey yapılmayan bu süreçte, kamuoyunun erişimine açık araştırma sonuçlarından hareketle halkın seçimlere ve ülke gündemlerine dair tutumunu masaya yatırmak faydalı olacaktır. 

Seçimi muhalefet çoktan kazandı mı?

Geçen sene sonbaharından başlayarak, Türk lirasının ivmelenerek yaşadığı değer kaybıyla ekonominin gidişatı üzerine endişeler daha da yaygınlaştı.  MetroPoll’ün Ekim 2021 tarihli araştırma sonuçlarına göre, o tarihte ekonominin kötü yönetildiğini düşünenler yüzde 80,6, iyi yönetildiğini düşünenler ise yüzde 16,3.2https://twitter.com/ozersencar1/status/1455072786808967170 Bu oranın bugün, en azından, değişmediğini varsayabiliriz. Ne ki ekonomik sorunların tek başına iktidar değişikliğine sebep olacağı kanısını sorgulamak gerekiyor.

Yine MetroPoll’ün geçen yıl Ekim ayında yürüttüğü araştırmamın sonuçlarına baktığımızda, ekonomik sorunları iktidarın çözebileceğine inananların oranı yüzde 28,4,3https://twitter.com/ozersencar1/status/1461948352992534532 muhalefet partilerinin çözebileceğine inananların oranı ise yüzde 37.4https://twitter.com/ozersencar1/status/1461947626262351875 Buradan şu sonucu çıkarmak çok zorlama bir yorum olmayacaktır: AKP’nin kendini soktuğu durumun doğalında kendilerine iktidar olma fırsatı sunacağını düşünen bir muhalefet var, fakat halkı ikna etmekte hâlâ yetersiz. Çünkü iktidarın da muhalefetin de ekonomik problemleri çözeceğine inananların oranı Eylül 2021 tarihine göre azalmış durumda. Aralık 2021 araştırması sonuçlarına göreyse, ekonomiyi iktidarın daha iyi yöneteceğine inananların oranı yüzde 35,4, muhalefetin daha iyi yöneteceğine inananların oranı yüzde 36,7.5https://twitter.com/ozersencar1/status/1480509174102507522 Yani, ekonomik darboğazla girilen bir seçim sürecinde (henüz nasıl şekilleneceği belirli olmayan) muhalefet, halkı ekonomideki sorunları çözebileceğine iknada yetersiz kalmaya devam ediyor. Tehlikeli noktaysa iktidara ve muhalefete olan güven oranlarının birbirine yaklaşması. Bu yüzden, muhalefetin özgüvenini ve henüz tarihi ilan edilmemiş bir seçimi çoktan kazanmış gibi söylemlerde bulunmasına yol açan aritmetik hesabın ne kadar çalışacağını da sorgulamak gerekiyor. Çünkü, benzer aritmetik hesaplamalar AKP tarafından da yapılıyor ve çeşitli iktidar imkanları ile kamu kaynakları bu süreçte şüphesiz en agresif şekilde kullanılacak.

Ekonomik kriz içerisinde girilecek bir seçimde ne iktidarın ne de muhalefetin halkı ikna edebiliyor olmasının temel sebebinin ne olduğunun da açıkça ortaya konması gerekiyor. Sağın alanında yapılan bir siyasetten halkın payına kırıntılardan başka bir şey düşmeyeceği gün gibi ortada. MetroPoll’ün Ocak 2022 tarihli araştırma sonucu sisteme olan güvenin kırıldığını gösteriyor. Zenginlerin son yıllarda daha çok zenginleştiğini düşünenlerin oranı yüzde 84,5 gibi ezici bir oranda.6https://twitter.com/ozersencar1/status/1495043922405511170 AKP iktidarının sermaye gruplarının çıkarlarına uygun politikaları uyguladığını bilen halk, yüzünü muhalefete çevirdiğinde ne görüyor peki? 2022 yılının başında artan grev ve protestolarda gerçek bir destek göremediğini, bireysel fatura ödememe çıkışlarını, sermaye gruplarından bir ses beklentisini ve seçimler kazanıldığı takdirde izlenecek ekonomi politikalarının açıkça ortaya konulmuyor oluşunu. Hakkını aramaya çıktığında, pazarda alışveriş yaptığında, elektrik faturası geldiğinde gördüğü tek şey yalnız bırakıldığı. Bu dayanılmaz ekonomik şartların toplumsal patlamalar yarattığı durumlardaysa muhalefetin tek gerçek politikası bu toplumsal patlama anlarının önüne geçip var olan öfkeyi yatıştırmak ve sandığı bekleme çağrısı yaparak düzeni korumak.

Siyasette partilerin kitleleri harekete geçirmek gibi temel bir görevi vardır. Muhalefet partilerinin kitleleri bırakın harekete geçirmeyi, harekete geçen kitlelerin önüne geçip bekleme çağrısı yapmasındaki çelişkiye burada tekrar değinmek gerekiyor. Bize göre muhalefetin esas ekonomi politikası, 2002 AKP’sini referans alan, sermaye sınıfının elde ettiği kazanımların korunduğu ve emekçilerin dışarıda tutulduğu bir restorasyon politikası. Yoksa düzen muhalefeti de halkın sabrının kalmadığının farkında. Fakat yalnızca edilgenleştirilen bir halka bu ekonomik politikaları dayatabilirsiniz. Halkın müdahil olduğu süreçlerse bu politikaların önünde engeldir. Muhalefetin bu sınıfsal tercihi, belki de halkı ikna etmede yetersiz kalmasının ana sebebi.

Son olarak daha yakın tarihte yapılmış araştırma sonuçlarıyla ara başlıktaki soruyu cevaplamaya çalışalım.7https://twitter.com/ozersencar1/status/14873802480354754588https://twitter.com/ozersencar1/status/1492434253094793219

Bu iki araştırmaya bakıldığında halkın kendi taleplerine muhalefetten cevap bulamadığı fakat AKP’den kurtulmak adına karşısındakine yöneleceği çıkarımı yapılabilir. Evet, erken veya zamanında yapılacak bir seçim var. Muhalefet partileri her ne kadar önde görünse de araştırmanın hata payı, yukarıda sözünü ettiğim sisteme olan güvensizlik, iktidar imkanları ve muhalefet partilerinin çıkar çatışmaları göz önüne alındığında, şimdiden seçimin mutlak bir galibi olduğunu söylemek çok zor.

Siyaseti sağın alanına sıkıştırmak

Yukarıda belirttiğimiz durumu esas alıp devam edersek, ortada halkın sefalete itildiği ekonomik bir çıkmaz varken, muhalefetin dinci gericileri hoşnut ederek seçim kazanma stratejisinin gerçekle ne kadar örtüştüğünü de sorgulamalıyız. Çünkü yine aritmetik hesaplamalara dayanarak bu süreçte AKP’den uzaklaşan seçmenin oyunu kazanmanın tek yolunun gericileri hoşnut etmek ve sağcılık yapmak olduğunu dillendirenler var. Peki, bir numaralı laiklik düşmanı AKP iktidarının halkı dincileştirmek adına izlediği politikaların halktaki etkisi ne oldu?

Tekrar kamuoyuna açık araştırma sonuçlarına bakarak bu soruyu cevaplamaya çalışalım. Konda’nın “Türkiye 100 Kişi Olsaydı?” başlıklı verilerinebaktığımızda, kendini “dindar muhafazakâr” olarak tanımlayanların oranının 2012 yılında yüzde 27 iken 2021 yılında yüzde 24 olduğunu görüyoruz. Buna karşın kendini “modern” olarak tanımlayanların oranı 2012 yılında yüzde 27 iken 2021 yılında yüzde 31’e yükseliyor. Yani 9 yıl içinde kendini “dindar muhafazakâr” olarak tanımlayan kişi sayısı yaklaşık 2 milyon azalırken, kendini “modern” olarak tanımlayan kişi sayısı 2,5 milyon artmış. “Dindarlık Seviyesi” başlığı altındaki göstergeler ise daha çarpıcı. Kendisini “dindar” olarak tanımlayanların oranı 2011 yılında yüzde 57 iken 2021 yılında yüzde 50’ye geriliyor. “İnançlı” oranı aynı yıllarda yüzde 3 artarken, kendisini “inançsız ya da ateist” olarak tanımlayanların oranı yüzde 2’den yüzde 7’ye yükseliyor. Oranları sayısallaştırırsak, son 10 yılda “dindar” tanımından vazgeçenlerin sayısı yaklaşık 5 milyon iken, “inançsız ya da ateist” tanımını benimseyenlerin sayısındaki artış 3 milyonun üzerinde.9https://interaktif.konda.com.tr/turkiye-100-kisi-olsaydi

Bu şekilde tanımlama tek başına bir gösterge olmayacağı için dindarlık seviyesini ölçmede kullanılan dini pratiklerle ilgili sonuçlara bakılması yararlı olacaktır. “Oruç tutma” pratiğine baktığımızda, düzenli oruç tutanların oranı 2008 yılında yüzde 78 iken 2021 yılında yüzde 67. Hiç oruç tutmamış vatandaşların oranı yüzde 8’den yüzde 16’ya yükselmiş durumda, yani 10 milyon 200 bin kişi. Burada önemli iki detayı vurgulamak gerekiyor. Birincisi, anket çalışmasında ortaya çıkabilecek en temel problemlerden biri katılımcının gerçekle örtüşmeyen bir cevap verebilmesidir. Toplumda kabul gören gerçeklerin doğru olduğunu düşünen katılımcı, aksini düşünse bile öyleymiş gibi cevap verebilir. Haliyle, Müslüman olduğunu söyleyen bir kimse dini pratikleri yerine getirmese bile toplumsal olarak onaylanmak adına öyleymiş gibi yapabilir. Anket çalışmasında bunu tespit etmek zordur. Buna rağmen hiç oruç tutmadığını söyleyenlerin oranın 13 yıl içinde iki katına çıkması dikkate değerdir. İkincisi, AKP’nin dinci gerici grupları palazlandırarak ve çok ciddi kaynaklar kullanarak uyguladığı toplumu dinci gericiliğe teslim etme politikasına rağmen bu değişimlerin olması.

Aynı doğrultuda, namaz kılma pratiğine bakarsak; düzenli namaz kılanların oranı 2008’den 2021’e yüzde 2 artmış, nadiren veya bazen namaz kılanların oranıysa yüzde 9 azalmış, hiç namaz kılmamışların oranı yüzde 7 artmış. “Kadınların örtünme durumu”na baktığımızda, çarşaf ve türbanla örtünenlerde ciddi bir değişiklik yokken, 2011’den 2021’e başörtülülerin oranı yüzde 5 azalmış, örtünmeyenlerin oranı yüzde 4 artmış. Kısacası, yıllardır süregelen toplumsal yaşantıyı dinselleştirme dayatmasının pek bir sonuç vermediği açıkça görülüyor. 

Toplumda yaşanan bu değişimlerle birlikte, AKP’li yılların dinci gericiliği ve laiklik düşmanlığının toplumda ne ölçüde tutunduğunu irdelemek, muhalefetin laikliğe açıkça ve tutarlı bir biçimde sahip çıkmama tercihinin “gerçekçiliğini” sorgulamak adına faydalı olacaktır. Halkın İstanbul Sözleşmesi’ne ve cemaat yurtlarına yönelik tutumuna bakalım.

Konda’nın Ağustos 2020 tarihinde “İstanbul Sözleşmesi” başlığıyla yayımladığı raporda, “Sizce Türkiye olarak İstanbul Sözleşmesinde kalmalı mıyız? Çıkmalı mıyız?” sorusuna verilen çıkılmalı cevabının oranı yalnızca yüzde 7. Kalınmalı cevabının oranı ise yüzde 36. O tarihte çıkılmalı cevabını verenlerin oranı AKP’li seçmen içinde dahi yüzde 13, MHP’li seçmen içindeyse sadece yüzde 10. Buna rağmen aynı seçmen grupları içinde kalınmalı cevabını verenlerin oranı, sırasıyla, yüzde 19 ve yüzde 29.10KONDA İstanbul Sözleşmesi Ağustos 2020. Konda.  tarihinde, Kaynak: https://konda.com.tr/tr/rapor/istanbul-sozlesmesi/ Erişim tarihi: 4 Mayıs 2022 Bu verilere bir de tartışmanın gündeme oturduğu ve sözleşmeden çıkıldığı ayda yapılan MetroPoll’ün araştırma sonuçlarını ekleyelim.11https://twitter.com/metropoll/status/1377180297557549056

Bu iki araştırmaya göre, toplumun çoğunluğunun sözleşmeye taraf olduğu ve bu sözleşmenin uygulanmasından yana olduğu açıkça görülüyor. AKP ve MHP seçmenlerinin bile onca propagandaya rağmen %50’nin üzerinde ikna edilememesi ise bir diğer önemli gösterge. Çünkü, esasında “toplumun değerleriyle” uyuşmayan çağdaş yaşam tarzı değil, dinci gericiliğin kendisi.

Muhalefetin hoşnut etmeye çalıştığı cemaatlerin toplumdaki meşruiyeti de çok düşük. Enes Kara’nın hayatına son vermesinden sonra yapılan MetroPoll’ün Ekim 2021 tarihli araştırmasına göre cemaat ve tarikatların öğrenci yurtları işletmelerini doğru bulmayanların oranı yüzde 80,4.12https://twitter.com/ozersencar1/status/1480889657147723778 Dahası, çocuğumu cemaat ve tarikat yurtlarına asla vermem diyenlerin oranı yüzde 81,5 ve vermek istemeyen ama çaresiz kalırsa vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 6,9. AKP seçmeni içinde dahi “asla vermem” ve “vermek istemem ama çaresizsem veririm” cevabını verenlerin toplam oranı 82,5.13https://twitter.com/ozersencar1/status/1480890399359176705

Bu iki konuya ek olarak, MetroPoll tarafından Eylül 2021 tarihinde yapılan diğer bir araştırmayı da paylaşayım. Diyanet’in ve din adamlarının siyasetle uğraşmasını doğru bulmayanların oranı yüzde 80,7. Detayına indiğimizde, 2018 milletvekili genel seçiminde AKP’ye oy vermiş yurttaşlar yüzde 71,6 oranında bu durumu onaylamadığını söylüyor. MHP’ye oy verdiğini belirtenler içindeyse bu oran yüzde 80,8.14https://twitter.com/ozersencar1/status/1446437777688743959 Özetle, Türkiye toplumunun laiklik talebi apaçık şekilde ortada. Buna rağmen, düzen içi muhalefetin bu talebi açıkça karşılar nitelikte bir pozisyon almaması ise çok önemli bir çelişki olarak karşımızda duruyor.

Tarafsız Dış Politika Talebi

Son olarak dış politikaya değinmek, düzen muhalefetinin halkın beklentilerinden kopukluğunu anlamaya biraz daha yardımcı olacaktır. Pew Research Center’ın 2019 tarihinde yaptığı araştırma sonucunda Türkiye’de ABD hakkında olumlu fikir belirtenlerin oranı yalnızca yüzde 20 ve bu oran araştırma yapılan ülkeler arasında en düşüğü.15Poushter, J. (2020, August 26). How people around the world see the U.S. and Donald Trump in 10 charts. Pew Research Center. 4 Mayıs 2022 tarihinde, https://www.pewresearch.org/fact-tank/2020/01/08/how-people-around-the-world-see-the-u-s-and-donald-trump-in-10-charts/ üzerinden erişildi. Bu sonucu destekleyen bir diğer araştırma ise Kadir Has Üniversitesi’nin “Türkiye Eğilimleri 2021” başlıklı araştırması. Buna göre, ABD’nin Türkiye için tehdit oluşturduğunu düşünenlerin oranı yüzde 56,1. ABD’nin, Türkiye’nin müttefiki ya da dostu olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 15,7 iken ABD’yi müttefik ya da dost olarak görmeyenlerin oranı ise yüzde 64,7.16M. Aydin, M. Çelikpala, E. Yeldan, M. Güvenç, O. Z. Zaim, B. B. Hawks, E. C. Sokullu, K. Yıldırım, B. Ayhan, M. K. Çoban, S. Kaya, Kantitatif Araştırma Raporu: Türkiye Siyasal Sosyal Eğilimler Araştırması 2021, İstanbul, Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Grubu, Akademetre ve Global Akademi. Kamuoyuna açık diğer bir güncel veri olan MetroPoll’ün Ocak 2021 tarihli araştırma sonucuna göre, Türkiye’nin ABD’yi müttefik olarak görmemesi gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 44,8. Araştırma sonuçlarının parti seçmenlerine göre dağılımına baktığımızdaysa yüzde 50 üzerinde ABD’nin müttefik olarak görülmesini belirten tek seçmen grubu HDP ve fakat bu fark da sadece 0,6 kadar düşük bir oran.17https://twitter.com/ozersencar1/status/1359441734166589440 Özetle, halkın önemli bir bölümünün ABD ve ABD emperyalizmi yanlısı politikalardan taraf olmadığını söylemek pekâlâ mümkün.

Halkın, Batı emperyalizminin bir diğer bileşeni olan AB üyeliğine ilişkin tutumuna da bakmak gerekiyor. Bu doğrultuda, yıllara ve parti seçmen gruplarına göre en kapsamlı kamuoyuna açık veri Kadir Has Üniversitesi’nin “Türkiye Eğilimleri 2021” başlıklı araştırması olduğu için, onu doğrudan paylaşmak yeterli olacaktır.

Bu araştırma sonuçlarına bakıldığında çarpıcı olan tek gerçek, toplumun AB üyeliğine mutlak anlamda taraf ve ikna olmadığıdır. Düzen muhalefetinin toplumun çoğunluğun ikna edilemediği veya talebi olmayan Batı emperyalizmine yandaşlıktan başka bir alternatif yokmuş gibi hareket etmesi elbette tesadüfi değil, bilinçli bir dış politika tercihi. Bu tür emperyalizme hizmet eden/ eklemlenen dış politika tercihinin en çarpıcı örneği, aslında bir savaş durumunda görünür oldu. Meral Akşener’in Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin tarafsız kalmasını değil de sürece dahil olması ve Rusya’ya yaptırım uygulaması gerektiğini söylediği grup konuşmasını hatırlayalım.18Yazıcıoğlu, Y. (2022, March 2). Akşener: “Vakit çekimser Kalma Vakti Değil”. Amerika’nin Sesi | Voice of America – Turkish. Kaynak: https://www.amerikaninsesi.com/a/aksener-vakit-cekimser-kalma-vakti-degil-/6466828.html Erişim tarihi: 4 Mayıs 2022 Bu sözlerle halkın beklentisi arasında yine bir tezat var. MetroPoll’ün Mart 2022 tarihli araştırma sonucuna göre,19https://twitter.com/ozersencar1/status/1509100951914913796 ankete katılanların yüzde 48,3’ü savaştan ABD-NATO’yu sorumlu tutarken, Rusya’yı sorumlu tutanların oranı yüzde 33,7. Partiler bazında ise ABD-NATO’yu sorumlu tutanların oranının en yüksek olduğu iki grup MHP ile İYİP’in seçmenleri (sırasıyla yüzde 68,2 ve yüzde 67). Savaşın sorumluluğuyla ilgili fikirler bir tarafa, Türkiye’nin bu savaşta ne yapması gerektiğine ilişkin sonuçlar daha çarpıcı.20https://twitter.com/ozersencar1/status/1508688900725825539

Görüldüğü üzere, halkın beklentisi Türkiye’nin bu savaşta tarafsız kalması. Özetle, ABD/AB’ye yanaşmayan, emperyalizme geçit vermeyen ve bölgesinde emperyalist planlara dahil olmayan tarafsız bir dış politikanın halkta önemli bir karşılık bulacağı sır değil. Düzen muhalefetinin bundan kaçınması ise tercih meselesi.

Seçime giderken

Bu ülkenin AKP ile kaybedecek bir gününün dahi kalmadığı, hepimizin tartışmasız kabul edeceği bir gerçeklik. Fakat yalnızca seçim gününe odaklanılması da hem muhalefette geleceğe ilişkin gerçekçi olmayan bir iyimserlik yaratıyor hem de seçim gününe kadarki süreçte toplumun yüz yüze kaldığı sorunların tartışılmasının ötelenmesine sebep oluyor. Birincisi, ortada AKP için ne mutlak bir galibiyet ne de mutlak bir mağlubiyet durumu var, çünkü düzen muhalefetinin halkı ikna etmedeki başarısı da en az AKP’nin açmazları kadar önemli. İkincisi, seçim sürecine ve sonrasına ilişkin görünenden çok daha fazla belirsizlik var ve bu belirsizlikler, yapılan aritmetik hesapların ne kadar tutacağına ilişkin soru işaretlerini artırıyor. En önemlisi ise bu süreçte ve sonrasında en çok kaybeden ve kaybedecek olan yine ülkemiz ve halk oluyor. Bir krizin daha bedelini yalnızca halk üstleniyor ve seçime giderkenki süreçte yine bedel ödetilecek olan halkın kendisi.

Türkiye’nin ve halkın karşı karşıya bırakıldığı şu anki durumda tartışma sandığa indirgenirse haliyle yalnızca aritmetik hesaplar konuşulur. Aritmetik hesaplara sıkışıldığında ise, 20 yıllık yıkımın birinci dereceden sorumluları dahil, her türlü gerici unsur ve politika meşruiyet kazanır. Böyle olunca da AKP’yi ortaya çıkaran koşullar, AKP’li yılların Türkiye’yi getirdiği nokta ve AKP sonrası döneme ilişkin asıl tartışmalar ıskalanır. Bu doğrultuda bu makaleyle birlikte Devrim dergisinin 13. sayısında yayımlanan Ercan Bölükbaşı’nın “AKP’nin Gidişi, Gidemeyişi ve Faşizm Tartışmaları” başlıklı makalesinin de okunması faydalı olacaktır.

Son olarak ülkenin gerçekten kurtuluşundan bahsediyorsak, bunu başarmanın da ne şimdinin AKP’siyle ne de 2002 AKP’siyle mümkün olacağını görmemiz gerekiyor. Haliyle bugünden seçimlere ve sonrasına uzanan dönemde halka umut verecek, gerçek bir kurtuluşun rotasına işaret edecek, yurttaşları karşı devrimle mücadelede özne kılacak bir siyasi odağın şekillenmesi gerekiyor.

Kamucu, yurtsever ve laik bir çıkış hedefiyle bir araya gelen sosyalistlerin bugün ülkede tek yetkili makam olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bu doğrultuda değerlendirmesi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçek alternatifin tartışılacağı bir düzleme dönüştürmesi bu odağın şekillenmesine katkıda bulunabilir.

Notlar: 

[1] https://twitter.com/ozersencar1/status/1512416195319943174

[2] https://twitter.com/ozersencar1/status/1455072786808967170

[3] https://twitter.com/ozersencar1/status/1461948352992534532

[4] https://twitter.com/ozersencar1/status/1461947626262351875

[5] https://twitter.com/ozersencar1/status/1480509174102507522

[6] https://twitter.com/ozersencar1/status/1495043922405511170

[7] https://twitter.com/ozersencar1/status/1487380248035475458

[8] https://twitter.com/ozersencar1/status/1492434253094793219

[9] https://interaktif.konda.com.tr/turkiye-100-kisi-olsaydi

[10] KONDA İstanbul Sözleşmesi Ağustos 2020. Konda.  tarihinde, Kaynak: https://konda.com.tr/tr/rapor/istanbul-sozlesmesi/ Erişim tarihi: 4 Mayıs 2022

[11] https://twitter.com/metropoll/status/1377180297557549056

[12] https://twitter.com/ozersencar1/status/1480889657147723778

[13] https://twitter.com/ozersencar1/status/1480890399359176705

[14] https://twitter.com/ozersencar1/status/1446437777688743959

[15] Poushter, J. (2020, August 26). How people around the world see the U.S. and Donald Trump in 10 charts. Pew Research Center. 4 Mayıs 2022 tarihinde, https://www.pewresearch.org/fact-tank/2020/01/08/how-people-around-the-world-see-the-u-s-and-donald-trump-in-10-charts/ üzerinden erişildi.

[16] M. Aydin, M. Çelikpala, E. Yeldan, M. Güvenç, O. Z. Zaim, B. B. Hawks, E. C. Sokullu, K. Yıldırım, B. Ayhan, M. K. Çoban, S. Kaya, Kantitatif Araştırma Raporu: Türkiye Siyasal Sosyal Eğilimler Araştırması 2021, İstanbul, Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Grubu, Akademetre ve Global Akademi.

[17] https://twitter.com/ozersencar1/status/1359441734166589440

[18] Yazıcıoğlu, Y. (2022, March 2). Akşener: “Vakit çekimser Kalma Vakti Değil”. Amerika’nin Sesi | Voice of America – Turkish. Kaynak: https://www.amerikaninsesi.com/a/aksener-vakit-cekimser-kalma-vakti-degil-/6466828.html Erişim tarihi: 4 Mayıs 2022

[19] https://twitter.com/ozersencar1/status/1509100951914913796

[20] https://twitter.com/ozersencar1/status/1508688900725825539

Aziz Utku
Author