İktidar, son dönemde internet platformları üzerinde denetimini artırmak için yeni yasaları gündeme alıyor. Özellikle Youtube ve Twitter gibi mecralarda “istenmeyen” fikirlerin ve haberlerin yaygınlaşması iktidarın büyük yatırımlar yaparak kurduğu havuz medyası tekeline zarar veriyor. Toplumun bilgi edinme alışkanlıkları dijital alana kaydıkça iktidar da propaganda aygıtlarını buna göre düzenlemek zorunda kalıyor. İnternet için de yeni yasalar ve kısıtlamalar haliyle gündeme geliyor.1 Yazı yayımlanmaya hazırlanırken bu konudaki yasa tasarısı komisyondan geçmişti. https://www.bmo.org.tr/2020/07/23/sosyal-medyaya-yeni-duzenleme-gorme-duyma-soyleme/ https://www.birgun.net/amp/haber/sosyal-medya-sansuru-teklifi-tbmm-adalet-komisyonu-nda-kabul-edildi-309451? Konunun bu boyutuna uzun zamandır aşinayız. O yüzden çok da uzatmayalım. Sosyal medya araçlarına ilişkin tartışmalara son dönemde birçok insanı şaşırtacak bir şekilde dijital yayın platformlarına yönelik denetim arayışı da eklenmiş oldu. Yeni tartışmanın merkezinde ise elbette bu alanın yıldızı Netflix yer alıyor.2Netflix konusu ilk gündeme geldiğinde kullanıcıların kendilerinin bir şeyler paylaştığı sosyal medya platformları ile şirketin sunduğu içeriklerin izlenebildiği bir sitenin aynı cümlede yer alması şaşkınlık yaratmış, olay dil sürçmesi sanılmıştı. Ancak meselenin bu boyutu da çok geçmeden anlaşıldı. https://tr.euronews.com/2020/07/19/turkiye-de-netflix-sansur-iddialar-yla-gundemde https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53519158

Aslında yobaz değilseniz ve mevcut iktidarın devamından yana özel bir çıkarınız yoksa birçok konuda olduğu gibi bu konuda da çok fazla kafa yormanız gerekmiyor. AKP neyi savunuyor, karşınıza ne getiriyorsa ona karşı durmak neredeyse her zaman yeterli. 18 yıllık deneyim bunu öğretti ve ön yargı, sanılanın aksine her zaman kötü bir şey değil. Ancak karşı durmakla yetinmeyecek ve olanı değiştirmeye yönelik bir irade sergileyecekseniz üzerine düşünmeksizin karşı durmak sizi yanlışa götürebilir. Kaçış yok. Gerçekten bir şeyleri değiştirmek isteyenler; nedenleri, tarafları ve kavgayı doğru bir şekilde anlamak için de çaba göstermek zorunda. Biz bu yazıda Netflix merkezli tartışmayı açmaya çalışacağız.

AKP’nin Netflix’le derdi ne?

Kocaman bir hiç. Evet, AKP’nin Netflix’le çözülemeyecek hiçbir derdi yok. Daha doğrusu iktidarın derdi bizimle, içinde bulunduğumuz toplumla ve ilgili site de bu kavgada yalnızca bir araç. Aslında konu tıpkı taksiciler-Uber tartışmasında olduğu gibi. Uluslararası bir tekel ülkeye geliyor. Teknolojinin getirdiği avantaj sayesinde henüz kanunları oturmamış bir alana yerleşirken gelenekselleşmiş (ve haliyle çürümüş) kurum ve şahısların hakimiyetini tehlikeye sokuyor. Bu köhnemiş yapıların iktidarının uzantısı olduğunu çok iyi bilenler olaya el atıyorlar:

Oysa medyayı ele geçirmek için ne çok emek vermişlerdi! Kırk takla atarak, türlü banka manipülasyonlarıyla sağlanan krediler; vergi silahının etkili kullanılması ve sürekli iktidar sayesinde istedikleri gibi bir medya ortamı yaratmışlardı.3 Havuz medyasının nasıl oluşturulduğunu merak edenler için güzel bir yazı dizisi Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştı. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/havuzda-paralar-boyle-depolandi-103021 Bunlar kim oluyordu ki iktidar lehine propaganda yapmadan yayıncılık hakkına sahiptiler. Hem televizyonlar ne de harika bir biçimde güzel ahlakı yayarak silah-kadına şiddet-işkence üçgeninde içeriklerle aile değerlerimizi güçlendiriyordu. Şimdi, Allah affetsin, eşcinselliği gözümüze gözümüze sokanlar türedi.

Kimi liberaller kıvrak zekâları sağ olsun hızla sınırı çekiyorlar: “TV tamam onu anladık, ama parasını verdiğimiz içeriğe karışamazsınız”. Tebrikler. Havuz medyasını, yandaş RTÜK’ün yetkisini kötüye kullanmasını aklamayı başardınız. Kimileri ise okey masasından büyük oyunu görüyor: “Dertleri vergi, paranın kokusunu alınca içeriği önemsemez bunlar”. Haklılar. Zaten Ayasofya konusunda da bilet parasından olmamak için herhangi bir adım atamazlar(dı).

Aslında gerçeği görmek o kadar da zor değil. AKP’ye, onun iktidar döneminde yaptıklarına bakmak yeterli. En alakasız görülebilecek örnekten bile konuyu anlayabilirsiniz. İktidar kendi propaganda alanını genişletmeye, kendi siyasi ve ideolojik süzgecinden geçmeyen her şeyin etki alanını da daraltmaya çalışıyor. İşin mali boyutu da bunun bir aracı. Yoksa Türkiye’de medyanın bütünüyle ele alındığında doğrudan sağladığı kârın yarattığı siyasi kazancın yanında küçük kaldığı uzun zamandır bilinen bir gerçek.4Daha da geriye gidebiliriz. Örneğin Cem Uzan’ın Genç Parti’sinin hiç yoktan aldığı yüksek oylar, Aydın Doğan merkez medyayı elinde tutarken elde edilen ticari başarılardan bahsedilebilir. Aslında Türkiye kapitalizmi için medya uzun zamandan beri siyasi alanın bir aracı olarak değerlendiriliyordu. AKP önce Aydın Doğan’ın yardımıyla Cem Uzan’ı, ardından da Doğan’ı tasfiye ederek bu durumu merkezileştirdi. https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-43724656 Demirören, ya da Katarlılar yüksek kârlarını medyadan kazandıkları paraya değil; medya alanında iktidara sundukları katkının sayesinde başka alanlarda kazandıkları paraya borçlular.

İşte AKP ve Netflix şirketleri arasındaki konu da mevcut araçların etkisinin kaybedilmesi ve yeni araçların iktidar açısından etkili hale getirilip getirilemeyeceği temelinde ortaya çıkıyor. İşin sonunda anlaşırlar ya da anlaşamazlar. Netflix gider de yerine Akflix mi gelir? Orasını biz tahmin edemeyiz. Ancak bildiğimiz bir şey var. Netflix, kâr amaçlı bir uluslararası şirket ve bu şirketin Türkiye dahil herhangi bir ülkenin iktidarıyla hangi koşullarda nasıl bir anlaşma yapacağı da özgürlükler üzerinden değil basit matematik hesabıyla belirleniyor.

Bir tekel olarak Netflix

Kapitalizmin kendisinin tekelleşme yönünde bir eğilime sahip olduğu bugün çok da tartışılamaz bir gerçek. Zaten en güçlüsünden en zayıfına, tüm kapitalist ülkelerde tekelleşme karşıtı yasalar bu eğilimi dizginlemek için varlar. Tekelleşme eğilimini kabaca şu şekilde özetleyebiliriz. Bir ürünün fiyatı için nesnel değerlendirme ölçütü o ürünün değişim değeridir. Değişim değeri de üretimi için harcanan emek-zaman tarafından belirlenir. Bir üretim birimi üretim hacmini büyüttükçe, hem yeni teknikleri geliştirmesi mümkün hale gelir, hem de hammaddeyi daha ucuza alabilir. Bu nedenle daha büyük işletmeler aynı ürünü daha ucuza üretebilirler. Rekabette küçük olanlara göre daha avantajlı hale gelir, zamanla onları yutarlar. Tekelleşme aynı zamanda ürünlerin fiyatının değişim değerinden kurtarılmasına, bir başka deyişle onların fiyatının yukarı doğru çekilmesine de olanak sağlar. Aradaki farka tekel rantı denir. Dolayısıyla büyük üreticiler hem daha verimli üretim yaptıkları için ucuza ürün üretebilir hem de rekabetten kaçınabildikleri için yüksek fiyattan bu ürünleri satabilirler.

Dijital ürünler söz konusu olduğunda ise tekelleşmenin şirkete katkısı katlanarak artıyor. Örneğin Netflix’in üye sayısının artması onun içerikleri açısından herhangi bir ek maliyet oluşturmuyor, yalnızca bant genişliği, sunucu, müşteri hizmetleri gibi çok küçük maliyet kalemlerinde artışa neden oluyor. Yani üye sayısı arttıkça birim ürün/hizmet başına maliyet korkunç miktarlarda düşüyor. Üstelik bu alanların görece yeni alanlar olması hem ilk girenin ciddi sonuç alacağı boşluğu sağlıyor, hem de henüz bu alanlara ilişkin uygulanabilir yasaların oturmamış olması sayesinde engelsizce ilerlemelerini kolaylaştırıyor.5Sistemin nasıl çalıştığına ilişkin Anıl Aba’nın BirGün’de çıkan şu iki yazısının okunması faydalı olacaktır. https://www.birgun.net/haber/abonelik-kapitalizmi-yeni-tuketim-modeline-nasil-alistiriliyoruz-298271 https://www.birgun.net/haber/sifre-paylasma-ekonomisi-308876 Netflix’in ABD’deki fiyat artış grafiğine de şuradan ulaşabilirsiniz: https://www.fastcompany.com/90341399/netflix-prices-just-went-up-again-heres-every-rate-hike-ever Masaüstü işletim sistemi ve ofis uygulamaları açısından Microsoft, arama motoru ve mobil işletim sistemi başta olmak üzere Google, tasarım uygulamaları konusunda Adobe, bilgisayar oyunları için Steam, müzik dinlemek için Spotify gibi Netflix de paralı dijital film-dizi-belgesel platformu olarak alanında tekel konumunda. Disney ve Amazon gibi farklı alanlardaki güçlü aktörler bu alana giriş yapmış olsalar da henüz bu tekel konumunu tehdit etmekten oldukça uzaklar.

Türkiye’de ise tekel konumu çok daha güçlü. Blutv, Puhutv ve iktidar destekli Beinconnect gibi “yerli” alternatifler hem içerik çeşitliliği hem de kullanım kolaylığı açısından Netflix’ten çok uzaktalar. Netflix’in neredeyse tüm dünyayı pazar haline getirebilmiş olması onun yalnızca kendine has içerikler üretebilmesini ve birçok farklı eseri de düzenli olarak bünyesinde tutabilmesini kolaylaştırıyor. Arayüzü kullanıcısını tutmak için uygun, videoların hızlı ve kayıpsız iletilebilmesi için sahip oldukları algoritmalar yerli rakipleriyle kıyas kabul edilemeyecek düzeyde. Ayrıca yeni satılan televizyonların neredeyse hepsinin kumandasında Netflix tuşunun varlığı da kullanımına doğallık katarken muazzam bir reklam anlamına geliyor. Dolayısıyla buraların hâkimi şimdilik onlar ve önümüze ne koyuyorlarsa onu izliyoruz, kaç para diyorlarsa o kadar veriyoruz.

Gerici bir mecra olarak Netflix

Özellikle cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim konusunda Türkiye’de gericiler tarafından hedef tahtasına oturtulan içeriklere sahip olan Netflix, sırf bu nedenle özgürlükçü ve ilerici olarak görülebiliyor.6Açıkçası bu konuda Netflix’in değil ilgili başlıkta mücadele veren örgütlerin hakkını teslim etmek gerek. Onların etkisi olmasaydı birileri için içerikleri bu şekilde üretmek hiç de “fizibil” olmazdı. Oysa tekelleşme ihtiyacı ile birlikte düşünüldüğünde kolayca anlaşılabileceği üzere herkesin kendi meşrebine göre bir şeyler bulabileceği kadar geniş bir içerik havuzu oluşturmuş durumdalar. İbre ortada değil elbette. Bir Amerikan şirketi olan Netflix’in yayılabileceği alan ABD emperyalizminin egemenlik alanı ile doğru orantılı.

Orta Doğu halklarının emperyalist müdahalelere direnişini öven hiçbir içerik bulamazsınız örneğin. Ama en ödüllüsünden beyaz miğferler belgeseli itinayla üretilir.7Beyaz Miğferler belgeseline ilişkin tartışmaların anlatıldığı makalede örgütün üyelerinden birisiyle bir röportaja referans verilmiş. Röportajı veren kişi tarafsızlığını “rejim” ya da “ÖSO” yanlısı olmamak üzerinden anlatıyor. Kafa kesen muhaliflere kendi koyduğu ismi ile hitap ederken Suriye’nin meşru yönetiminden bahsetme biçimi aslında tarafsızlıktan neyi anladıklarını da gösteriyor. https://www.huffingtonpost.in/kabir-taneja/syrian-superheroes-or-propaganda-pawns-netflixs-documentary_a_21469999/ Belgeselin Oscar ödülü almasını kutlayan CNN haberi için: https://edition.cnn.com/2017/02/26/us/white-helmets-oscar/index.html Hani Şam’da Cuma namazı kılmayı hedefleyenlerin iktidar olduğu Türkiye’de örgütlenen, iktidar desteğiyle Suriye’de kafa kesenler lehine propaganda yapan beyaz miğferler…8Beyaz Miğferler ve onların Türkiye’deki ilişkilerine dair detaylı bilgi için Erkin Öncan’ın OdaTV için hazırladığı ekteki makaleler okunabilir: https://odatv4.com/iste-butun-baglantilariyla-beyaz-migferler-13041844.html https://odatv4.com/iste-suriyeyi-karistiran-orgutun-turkiyedeki-sirketi-12091809.html Olmazsa Küba belgeseli verelim. İktidara gelmeden önce Batista (evet o da) dahil herkesin idealleri olan devrimciler olduğu, iktidara geldikten sonra hepsinin (tabi ki Fidel içlerinde) yalnızca kendi çıkarlarını düşünen diktatörlere dönüştüğü Küba’nın yeni ve Amerikancı “devrim”i için birlikte gün sayabiliriz isterseniz.9Hakkını verelim “The Cuba Libre Story” isimli belgesel antikomünist görevini başarı ile gerçekleştiriyor. Özellikle tarihin tekerrürden ibaret olduğuna dair saçma fikrin ne kadar yaygın olduğunu düşündüğümüzde kurdukları döngünün birçok insana oldukça inandırıcı geleceğini tahmin edebiliriz. Sola ve sosyalizme ilgi duyan ama henüz fikirleri oturmamış olan gençlerin Che’yi kapağında görüp de “özgürlükçü” Netflix’e güvenle bu belgeseli izlemesinin hedeflenmediğini iddia eden çıkmaz umarız.

Platformun kendi yapımları yetmezse satın aldıkları BBC üretimi Modern Dünyanın Dahisi belgeselini de önerebiliriz. Belki bizim eksikliğimizdir. Ancak ilk bölümdeki Marx eleştirisinden daha gerici hiçbir fikirle şimdiye kadar karşılaşmadık. Çünkü belgeselin sunucusuna göre Marx’ın hatası karizmatik ve etkileyici fikirlerini yazıya dökmekmiş. Çünkü böylece o fikirler kötü amaçlar için kullanılabilir hale gelmiş.10“Genius of the Modern World”, Marx’ı konu aldığı bölüm boyunca kurduğu çabası değerli ama söylediklerini çok da dikkate almayın temasını şu saçma sözlerle tamamlıyor: “Bana göre Marx’ın hayat hikâyesi, fikirlerin kendi kendine güç sahibi olabileceğine dair bir uyarı niteliğinde. Ve o karizmatik, tartışmalı düşüncelerin, özellikle yazıya geçirildiğinde asıl niyetinden koparılıp manipüle edilerek kötü amaçlar için kullanılabileceğine.” Evet, bildiğimiz yazmaktan bahsediyor. Düşünceleri sistemli ve tutarlı hale getirmenin, onları sınamanın en temel yolu olan yazmaktan… İsteyen Ekim Devrimi’nin her biri tarihe damgasını vurmuş önderlerinin birer serseri olarak resmedildiği Troçki dizisi dahil daha fazla örnek bulabilir.11Amerikan emperyalizmine sözümüzü söyledik ancak Rus oligarklarının da Ekim Devrimi’ne düşmanlık konusunda onlardan geri kalır yanı yok. Putincilerin kontrolündeki “Kanal Bir” yapımı “Trotsky” isimli diziyi incelemeye ya da eleştirmeye değer görmüyoruz. Dizi, çok bilinen antikomünist fıkraların çirkin bir biçimde ekrana yansıtılmasından ibaret. Yine de bir inceleme yazısı okumak isterseniz şuraya göz atabilirsiniz: https://tribunemag.co.uk/2019/02/the-dark-knight-returns

Kalitesiz bir içerik sağlayıcı olarak Netflix

Birçoğumuz için geleneksel TV kanalları izlenemez hale gelmiş durumda. Birbirinin aynısı içeriklere sahip sayamadığımız kadar kanal var. O yüzden farklı bir platform ortaya çıkıp, vasatın dışında ürünler sergilediğinde haliyle ilgi çekiyor. Netflix’in Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon aboneye sahip olması da bu ilginin bir göstergesi.12Ülkelere ve bölgelere göre abone sayısı ve gelirleri için: https://www.comparitech.com/tv-streaming/netflix-subscribers/ Peki neden buranın da kalitesiz olduğunu iddia ediyoruz? Bu sorunun yanıtını yukarıda açtığımız tekel olma durumu ve gerici konumlanış üzerinden verebiliriz.

Birincisi tekel olabilmek için ortalamaya hitap etme ihtiyacı ile ilgili. Piyasaya yeni giren bir ürünün sıra dışı olması ve vasatın ötesinde bir şeyler sunması gerekiyor ki ilgi çekebilsin. Ancak bu ilginin kalıcı olabilmesi, yaygın bir şekilde kitleler tarafından tüketilebilir halde kalması için belirli kalıcı formüllere ihtiyaç var. Türkiye için bu formüller çoktan icat edildi. Formüller en ucuza mal edilen içerikleri bağımlılık yaratan bir biçimde sunmak üzere. Yani mevcut TV kanallarını yönetenler geri zekâlı oldukları için içerikler bu şekilde değil. Bu düzende toplumu salak yerine koymak çok ucuz ve etkili olduğu için bu noktadayız. O yüzden Acun imzalı Exathlon Türkiye’de “youtuber” kapıştırmak bir arıza değil, tam da tekel olarak devam etmek için gitmeleri gereken yolu temsil eden bir örnek.13Örneği verdik de arayıp tarayıp en dandiğini bulduk sanılmasın. Üreticisinin iddiasına göre epey de izlenmiş bu yaratıcı(!) yarışma programı. https://www.acunn.com/haber/exatlon-turkiye-netflix-te-zirveye-oturdu-1174116-haber

İkincisi ise bilinçli olmaktan çok gericiliğin bir sonucu olarak görülmeli. En temel mantıksal önermelerin dahi reddedildiği bir ortamda fikirsel eser üretenlerden de iç tutarlılığı ve bütünlüğü olan, bir şeyler anlatan yapıtlar gelmesi oldukça zor. Tek tük ve rastlantısal olarak ortaya çıkanların ise platformun gerici rolüyle uyumlu hale getirilmesi ya da tümden dışlanması gerekiyor. Çünkü herhangi bir kaliteli içeriğin mistisizmin açıkça övüldüğü dizilerle14Yine platformun popüler yıldızlarından Atiye dizisine ilişkin Handan Dolunay’ın Devrim Dergisi için yazdığı yazıya göz atmanızı öneririz. https://dsosyal.com/devrim/sayi-6/netflix-akilciliga-karsi-gobeklitepeden-mistisizm-cikarmak/ ya da tanıtım metni şu şekilde olan bir filmle aynı platformda yer alması bütünlük kavramına ilişkin bildiklerimizi sorgulatacaktır: “Bir kadın, dominant bir mafya babasının eline düşer. Adam, kaçırıp hapsettiği kadına, ona âşık olması için bir yıl verir.”15 Televizyondaki silah-kadına şiddet-işkence üçlüsünden mi kaçmıştınız? Buyurun size 365 Gün: https://www.nytimes.com/2020/07/02/movies/365-days-netflix.html

İşin özeti AKP kapaksa, Netflix de tencere. Kapağın sığlığına bakıp tencerenin derinliğine aldanmayın. Üzülürsünüz.

Netflix’i anladık da bizim taraf ne yapacak?

Öncelikle saldırının bize yapıldığını; Twitter, Youtube ya da Netflix fark etmez uluslararası tekellerin tek ölçütlerinin kendi kârları olduğunu bilmek ve karşı duruşumuzu buna göre gerçekleştirmek gerekiyor.16Burada Netflix’in birçok içeriğinin zaten ticari nedenlerle ülkemizde izlenebilir olmadığını, bunlara ancak VPN kullanılarak erişilebildiğini vurgulamak gerek. Yani, şirket açısından AKP’nin istemediği birkaç içeriği daha Türkiye’de izlenemez hale getirmek hiç de zor değil. Gerici AKP iktidarının bizim sosyal medyada yazdıklarımızı ve paylaştıklarımızı ya da izlediklerimizi denetleme ehliyet ve hakkının olmadığını vurgulamak, mücadeleyi bu eksende vermek gerekiyor. Türkiye için internet yeni yeni denetlenebilir hale gelen bir alan ve mevcut iktidarın başka alanlardaki baskısının burada da kendisini göstermemesi için özel bir neden yok. O halde yalnızca bu alanlardaki özgün durumu korumanın ötesinde mevcut iktidarın ve gerici kapitalist düzenin bir bütün olarak zayıflatılması ve nihayetinde ortadan kaldırılmasını hedefleyen bir mücadeleyle ancak kalıcı kazanımlar elde edilebilir. Bu mücadelenin güçlenmesi ve alanında üretken olan ilericilerin örgütlenmesi ise şu an oldukça zayıf görünen kimi örneklerin sayısını artıracak17Bunlardan bilinen bir örnek ABD’de işçi kooperatifi olarak kurulan ve eser üretenlerin 2019 yılında kurduğu ve Mart 2020 itibarı ile yalnızca 2200 üyesi olan Means TV. Ülkemizde ise kendi yaptıkları filmlerin yanı sıra eski sosyalist ülkelerdeki filmlere alt yazı üreterek kütüphanesini oluşturan Bağımsız Sinema Merkezi Filmatek benzer denilebilecek bir faaliyet sergiliyor. https://means.tv/ https://www.bagimsizsinema.org/filmatek/, ilerici üretimleri bahsettiğimiz tekelleri tehdit edebilir hale getirecektir.

Notlar:

[1] Yazı yayımlanmaya hazırlanırken bu konudaki yasa tasarısı komisyondan geçmişti.

https://www.birgun.net/amp/haber/sosyal-medya-sansuru-teklifi-tbmm-adalet-komisyonu-nda-kabul-edildi-309451?

[2] Netflix konusu ilk gündeme geldiğinde kullanıcıların kendilerinin bir şeyler paylaştığı sosyal medya platformları ile şirketin sunduğu içeriklerin izlenebildiği bir sitenin aynı cümlede yer alması şaşkınlık yaratmış, olay dil sürçmesi sanılmıştı. Ancak meselenin bu boyutu da çok geçmeden anlaşıldı.

https://tr.euronews.com/2020/07/19/turkiye-de-netflix-sansur-iddialar-yla-gundemde

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53519158

[3] Havuz medyasının nasıl oluşturulduğunu merak edenler için güzel bir yazı dizisi Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştı.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/havuzda-paralar-boyle-depolandi-103021

[4] Daha da geriye gidebiliriz. Örneğin Cem Uzan’ın Genç Parti’sinin hiç yoktan aldığı yüksek oylar, Aydın Doğan merkez medyayı elinde tutarken elde edilen ticari başarılardan bahsedilebilir. Aslında Türkiye kapitalizmi için medya uzun zamandan beri siyasi alanın bir aracı olarak değerlendiriliyordu. AKP önce Aydın Doğan’ın yardımıyla Cem Uzan’ı, ardından da Doğan’ı tasfiye ederek bu durumu merkezileştirdi.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-43724656

[5] Sistemin nasıl çalıştığına ilişkin Anıl Aba’nın BirGün’de çıkan şu iki yazısının okunması faydalı olacaktır.

https://www.birgun.net/haber/abonelik-kapitalizmi-yeni-tuketim-modeline-nasil-alistiriliyoruz-298271

https://www.birgun.net/haber/sifre-paylasma-ekonomisi-308876

Netflix’in ABD’deki fiyat artış grafiğine de şuradan ulaşabilirsiniz:

https://www.fastcompany.com/90341399/netflix-prices-just-went-up-again-heres-every-rate-hike-ever

[6] Açıkçası bu konuda Netflix’in değil ilgili başlıkta mücadele veren örgütlerin hakkını teslim etmek gerek. Onların etkisi olmasaydı birileri için içerikleri bu şekilde üretmek hiç de “fizibil” olmazdı.

[7] Beyaz Miğferler belgeseline ilişkin tartışmaların anlatıldığı makalede örgütün üyelerinden birisiyle bir röportaja referans verilmiş. Röportajı veren kişi tarafsızlığını “rejim” ya da “ÖSO” yanlısı olmamak üzerinden anlatıyor. Kafa kesen muhaliflere kendi koyduğu ismi ile hitap ederken Suriye’nin meşru yönetiminden bahsetme biçimi aslında tarafsızlıktan neyi anladıklarını da gösteriyor.

https://www.huffingtonpost.in/kabir-taneja/syrian-superheroes-or-propaganda-pawns-netflixs-documentary_a_21469999/

Belgeselin Oscar ödülü almasını kutlayan CNN haberi için:

https://edition.cnn.com/2017/02/26/us/white-helmets-oscar/index.html

[8] Beyaz Miğferler ve onların Türkiye’deki ilişkilerine dair detaylı bilgi için Erkin Öncan’ın OdaTV için hazırladığı ekteki makaleler okunabilir:

https://odatv4.com/iste-butun-baglantilariyla-beyaz-migferler-13041844.html

https://odatv4.com/iste-suriyeyi-karistiran-orgutun-turkiyedeki-sirketi-12091809.html

[9] Hakkını verelim “The Cuba Libre Story” isimli belgesel antikomünist görevini başarı ile gerçekleştiriyor. Özellikle tarihin tekerrürden ibaret olduğuna dair saçma fikrin ne kadar yaygın olduğunu düşündüğümüzde kurdukları döngünün birçok insana oldukça inandırıcı geleceğini tahmin edebiliriz.

[10] “Genius of the Modern World”, Marx’ı konu aldığı bölüm boyunca kurduğu çabası değerli ama söylediklerini çok da dikkate almayın temasını şu saçma sözlerle tamamlıyor: “Bana göre Marx’ın hayat hikâyesi, fikirlerin kendi kendine güç sahibi olabileceğine dair bir uyarı niteliğinde. Ve o karizmatik, tartışmalı düşüncelerin, özellikle yazıya geçirildiğinde asıl niyetinden koparılıp manipüle edilerek kötü amaçlar için kullanılabileceğine.”

[11] Amerikan emperyalizmine sözümüzü söyledik ancak Rus oligarklarının da Ekim Devrimi’ne düşmanlık konusunda onlardan geri kalır yanı yok. Putincilerin kontrolündeki “Kanal Bir” yapımı “Trotsky” isimli diziyi incelemeye ya da eleştirmeye değer görmüyoruz. Dizi, çok bilinen antikomünist fıkraların çirkin bir biçimde ekrana yansıtılmasından ibaret. Yine de bir inceleme yazısı okumak isterseniz şuraya göz atabilirsiniz:

https://tribunemag.co.uk/2019/02/the-dark-knight-returns

[12] Ülkelere ve bölgelere göre abone sayısı ve gelirleri için:

https://www.comparitech.com/tv-streaming/netflix-subscribers/

[13] Örneği verdik de arayıp tarayıp en dandiğini bulduk sanılmasın. Üreticisinin iddiasına göre epey de izlenmiş bu yaratıcı(!) yarışma programı.

https://www.acunn.com/haber/exatlon-turkiye-netflix-te-zirveye-oturdu-1174116-haber

[14] Yine platformun popüler yıldızlarından Atiye dizisine ilişkin Handan Dolunay’ın Devrim Dergisi için yazdığı yazıya göz atmanızı öneririz.

https://dsosyal.com/devrim/sayi-6/netflix-akilciliga-karsi-gobeklitepeden-mistisizm-cikarmak/

[15] Televizyondaki silah-kadına şiddet-işkence üçlüsünden mi kaçmıştınız? Buyurun size 365 Gün:

https://www.nytimes.com/2020/07/02/movies/365-days-netflix.html

[16] Burada Netflix’in birçok içeriğinin zaten ticari nedenlerle ülkemizde izlenebilir olmadığını, bunlara ancak VPN kullanılarak erişilebildiğini vurgulamak gerek. Yani, şirket açısından AKP’nin istemediği birkaç içeriği daha Türkiye’de izlenemez hale getirmek hiç de zor değil.

[17] Bunlardan bilinen bir örnek ABD’de işçi kooperatifi olarak kurulan ve eser üretenlerin 2019 yılında kurduğu ve Mart 2020 itibarı ile yalnızca 2200 üyesi olan Means TV. Ülkemizde ise kendi yaptıkları filmlerin yanı sıra eski sosyalist ülkelerdeki filmlere alt yazı üreterek kütüphanesini oluşturan Bağımsız Sinema Merkezi Filmatek benzer denilebilecek bir faaliyet sergiliyor.

https://means.tv/

https://www.bagimsizsinema.org/filmatek/

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.