Tayyip Erdoğan Başbakan olduğu 2003 yılından beri iktidarını mutlaklaştırmak, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmak ve özerk kurumları kendisine tabi kılmak için sistematik bir çaba içinde oldu. Bu amacını gerçekleştirmede önemli kazanımlar elde ettiğini de maalesef yaşayarak gördük.

Tek adam rejiminin inşasındaki en önemli uğraklardan birisi, 16 Nisan 2017 yılında gerçekleştirilen anayasa referandumuydu. Bu referandumun ardından yapılan değişikliklerle fiili diktatörlüğe hukuki bir zemin sağlanmış oldu. Başkanlık sisteminin resmen uygulandığı son üç yılda siyasi çürüme hızlandı, meclis tamamen işlevsizleşti, devlet kurumlarının içi boşaldı ve yargı bağımsızlığına dair bütün emareler ortadan kalktı.

Bu yazıda, söz konusu referandumun dört yılı geride bırakması vesilesiyle, AKP’nin cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini savunmak için ortaya attığı iddiaları, referandum öncesinde yayımlanan “Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adlı broşür üzerinden inceleyeceğiz. Son üç yılda yaşananlara kısaca göz atmak, bu broşürde yer alan iddiaların yalanlara dayanan bir propagandanın malzemesi olmaktan öteye gidemediğini bir kez daha göstermiş olacak.

Yönetememe Krizi

AKP hitap ettiği kitleyi ikna etmek için sıklıkla istikrar söylemine başvuruyor. Var olduğu bile şüpheli olan krizlerin biteceği ve ülkenin istikrara kavuşacağı, hükümetin artık bıkkınlık veren vaatlerinden belki de en çok kullanılanı. Söz konusu broşürde de bu söyleme dayanan ifadeler var.

Broşürün 9. maddesinde şöyle söyleniyor: “Yürütmedeki İki Başlılık Sona Erdirilmekte, Gelecekte Muhtemel Devlet Krizi Ortadan Kaldırılmaktadır.”1Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 14. Hemen ardından gelen 10. madde yine benzer bir ifade içeriyor: “Bugün Uyum Var, Sistem Krizi Yok”.2Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 14-15. Son üç yılda gördük ki krizlerin yok olması şöyle dursun, referandumun ardından hükümet kendisini bir yönetememe krizinin içine soktu. Hiçbir makamın ağırlığının kalmadığı, bakanların bile Erdoğan’ın talimatı olmadan adım atamadığı bir düzen var artık. Böyle bir düzende kurum içi liyakatin de tamamen ortadan kalkmasıyla, devlet kurumlarının bütün birikimi yok oldu ve bu kurumların içi tamamen boşaldı. Herhangi bir durumda en ufak bir inisiyatif bile alamayan yöneticiler, yönetememe halini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyorlar.

Merkez Bankası’nın içinde bulunduğu durum, yukarıda söylediklerimize iyi bir örnek teşkil ediyor. Cumhurbaşkanı’nın kişisel beklentileri tutmuyor diye 20 ayda dört kez Merkez Bankası Başkanı değiştiriliyor. Ülkenin finans politikasını yönlendirmede büyük işleve sahip olan bir kurumda bile istikrar sağlanamıyor. Temel işlevlerini bile yerine getiremeyen devlet kurumları, AKP’nin Türkiye’ye armağanı. Konuyla ilgili olarak, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Biontech aşılarının ithali ile ilgili yaptığı açıklamadan da bahsedilebilir. Koca, açıklamasında “‘Haziran ayı için 30 milyon doz aşıyı şimdiden söz verebilirsin’ dediler” diyerek süreçle ilgili doğrudan bilgisi olmadığını göstermişti.3https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-haberi-saglik-bakani-fahrettin-koca-duyurdu-30-milyon-doz-biontech-asisi-sozu-verildi-41786814 (Erişim Tarihi: 13.04.2021)

Yönetememe krizi sadece devlet kurumlarının işlevsizleşmesiyle ilgili değil. Tüm yönetim ve yetkinin tek kişiye bağlanması, kağıt üzerinde bütün gücün de bu kişide toplanması anlamına geldi. Ancak fiilen bir kişi her alana hakim olamayacağı için Tayyip Erdoğan, etrafındaki çıkar grupları arasında denge kurmak zorunda kalıyor. Devlet kurumlarının durma noktasına gelmesiyle birlikte ele alındığında bu durum bir çeşit kabile koalisyonu ortaya çıkardı. Broşürün 15. maddesi “TBMM’de Kabul Edilen Model, Hükümet Kuramama Sorununu Ortadan Kaldıracak, Yönetimde İstikrar Sağlayacaktır” dese de4Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 17., sistemin “ya yüzde 50+1 ya hiç” mantığı nedeniyle iktidar mevcut ittifaklarını sürdürmek zorunda. Bu ise, parlamenter sistemde koalisyon ortağına vermek zorunda olmadığı tavizleri gayrı resmi koalisyon ortakları ile parti içindeki fiili koalisyon ortaklarına vermek zorunda kalması demek. Bu durum hem istikrarsızlığı süreklileştiriyor, hem de iktidar içi çeşitli gruplar arasındaki çatışmaların yıkıcı sonuçlara yol açmasına sebep oluyor.

İktidar içindeki çıkar çatışmalarının halka ne kadar zarar verebileceğini, 10 Nisan 2020’de başlamasına iki saat kala ilan edilen sokağa çıkma yasağı kararının sonrasında gördük. Kimilerinin Erdoğan, kimlerinin ise Berat Albayrak tarafından alındığını söylediği yasak kararını İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sonradan öğrendiği ortaya çıkmıştı. Bakanlığın kararı ve yasağın ayrıntılarını açıklayan genelgeyi 22.08’de duyurmasından5https://twitter.com/TC_icisleri/status/1248689431709614080 (Erişim Tarihi: 14.04.2021) önce 21.45’te TRT sokağa çıkma yasağıyla ilgili haber yapmış6https://www.trthaber.com/haber/gundem/sokaga-cikma-yasagi-basladi-475169.html (Erişim Tarihi: 14.04.2021), 21.59’da ise İstanbul Valisi Ali Yerlikaya kişisel Twitter hesabından kararı paylaşmıştı.7https://twitter.com/AliYerlikaya/status/1248686963537870849 (Erişim Tarihi: 14.04.2021) Berat Albayrak-Süleyman Soylu geriliminin bir yansıması olduğu düşünülen bu kargaşada mağdur olan ise her zamanki gibi emekçi halk oldu. Kaos nedeniyle ortaya çıkan panik hem insanları zor durumda bıraktı hem de salgının yayılma hızını arttırdı.

Tek Adam Rejimi ve Bağımsız Yargının Ölümü

Tayyip Erdoğan’ın 16 Nisan referandumundan önce de yetkilerini sürekli olarak arttırma çabası içinde olduğunu biliyoruz. Rektörlük seçimlerinin kaldırılmasından Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasına kadar, OHAL döneminde çıkartılan bir dizi KHK ile Cumhurbaşkanı yasal yetkilerini oldukça aşan uygulamalara gitti. Bu nedenle olacak, broşürün 11. maddesi savunmacı bir tarzda yazılmış: “‘Fiili Durum’ Eleştirileri Haksız Ve Dayanaksızdır. Cumhurbaşkanı Anayasada Var Olan Yetkilerini Kullanıyor”.8Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 15. Benzer bir üslup 13. maddede de var: “Güçlü Bir Parlamento, Diktatörlük Eğilimlerine Asla Fırsat Vermez”.9Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 16.

Kuşkusuz güçlü bir yasama organı yürütmenin gücünü kısıtlayıcı işlev görür; zaten kuvvetler ayrılığının mantığı da budur. Fakat 2017’deki anayasa değişikliğinden sonra Türkiye’de güçlü bir meclisin kaldığını söylemek imkansız. Biraz önce bahsedilen KHK’ların mecliste hiçbir şekilde tartışılmadan kanunlaşması, meclisin yasama organı olarak işlevini tamamen yitirdiğinin en açık kanıtı.

Meclisin bir kurum olarak anlamını yitirmesini, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkması vesilesiyle yakın zamanda bir kez daha deneyimledik. Yukarıda aktarılan 13. maddenin son cümlesinde “Özetle düzenleyici norm koyma üstünlüğü Meclisin tekelindedir” denilse de uygulamada böyle olmadığı görüldü. Meclis tarafından onaylanmış olan bir uluslararası sözleşme Cumhurbaşkanı tarafından yürürlükten kaldırıldı. Cumhurbaşkanı, norm hiyerarşisinde kendisinden üstte olduğu kabul edilen meclisin kanun yapma yetkisini açıkça çiğnedi ve mutlak yasama gücünün fiilen kendisinde olduğunu göstermiş oldu.

Meclisin güdükleşmesi gibi, yargının bağımsızlığını yitirmeye başlaması da referandumun öncesine dayanıyor. Hükümet, yasama ve yargıyı yürütmeye tabi kılmak için uzun süredir çaba sarf ediyor. 16 Nisan’dan önce de yargının bağımsızlığından bahsetmek pek mümkün değildi. Örneğin yine OHAL döneminde çıkartılan iki KHK’nın iptaline yönelik CHP’nin açtığı davayı reddeden Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararda “Denetim yetkimiz yok” demişti.10https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/aymden-ohal-reddinin-gerekcesi-yetkimiz-yok-626320 (Erişim Tarihi: 14.04.2021) Referandumun ardından gerçekleştirilen değişiklik ile de, tabiri caizse yargının tabutuna son çivinin çakıldığını söyleyebiliriz. Anayasa değişikliğinin ardından yapılan düzenlemeye göre, AYM’nin 15 üyesinin 12’si cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.11https://www.bbc.com/turkce/44845206 (Erişim Tarihi: 14.04.2021) Yani yürütmeyi denetleyecek kurumlar, bizzat yürütmeye bağımlı hale gelmiş durumda.

Broşür, yargı bağımsızlığı konusunda bol keseden atmakta beis görmüyor. 12. maddede “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; Kuvvetler Ayrılığı İlkesine En Uygun Hükümet Sistemidir” denilirken, 18. maddede “Yargı Bağımsızlığı Ve Tarafsızlığı Güçlendiriliyor” vaadinde bulunuluyor. Benzer şekilde 22. madde “Bu Sistemde Tüm İşlemlere Karşı Yargı Yolu Denetimi Açık Hale Getirilmiştir” ifadesi dile getiriliyor.12Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 16, 18, 21. Bu açık yalanlar karşısında Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tutukluluk süreçlerinden kısaca bahsetmek yeterli olacaktır.

AİHM’in 20 Kasım 2018’de Demirtaş’ın tutukluğunun sona erdirilmesiyle ilgili kararın ardından Tayyip Erdoğan “Biz karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz” dedi.13https://www.aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/cumhurbaskani-erdogan-aihmin-verdigi-kararlar-bizi-baglamaz/1316443 (Erişim Tarihi: 16.04.2021) Bu açıklamadan iki hafta sonra ise “karşı hamle” geldi ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, Demirtaş hakkında aynı yılın Eylül ayında verilmiş olan 4 yıl 8 ay mahkumiyet kararını onadı.14https://www.haberturk.com/selahattin-demirtas-in-cezasi-onandi-2247757 (Erişim Tarihi: 16.04.2021) Benzer bir süreç Osman Kavala’nın da dahil olduğu Gezi Davası sanıklarına verilen beraat kararının ardından yine yaşandı. Dava 18 Şubat 2020 tarihinde tüm sanıkların beraatıyla sonuçlanınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kavala’yı hapiste tutmak için bir başka soruşturmadan apar topar gözaltı kararı çıkardı ve Kavala, daha tahliye edilmeden, aynı gün içinde verilen tutuklama kararıyla tekrar cezaevine gönderildi.15https://www.evrensel.net/haber/397621/osman-kavala-yeniden-tutuklandi (Erişim Tarihi: 16.04.2021)

Hesap Vermeyenler İktidarı

Broşürün 17. maddesi, okuyanın yüzüne acı bir tebessüm konduracak cinsten. “Bu Sistemde Hesap Sorulamayan Ve Hesap Verebilir Olmayan Hiçbir Yetkili Söz Konusu Değildir.”16Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 18. En ufak bir eleştirinin bile cumhurbaşkanına hakaret ile suçlanması, Tayyip Erdoğan’ın hesap verebilirliğiyle ilgili çok şey söylüyor. Fakat sadece Erdoğan değil, iktidara bir şekilde tutunmuş herkes benzer ayrıcalıklara sahip. Emekçilere iş çıkışı dışarıda yürüyüş yapmak bile çok görülürken, söz konusu AKP kongresi olunca ortada yasak kalmıyor. Nakşibendi şeyhi Muhammed Emin Saraç için kılınan kalabalık cenaze namazı, iktidarın cenazelerle ilgili yurttaşa getirdiği kısıtlamaları kendine gelince yok sayabileceğini gösteriyor. Öğretmenlerin aşılanacağı vaadiyle yüz yüze eğitime geçen iktidar, aşılanmadığı için hayatını kaybeden öğretmenler için hesap verme gereği duymuyor.

Yaşananlara şaşırmamak gerekiyor. İktidarın hesap verebilirliği, bir ülkedeki kuvvetler ayrılığının gücüne bağlıdır. Yasama ve yargının yürütmeye bağımlı olduğu bir yerde yürütmeden hesap sorulabileceğini düşünmek en iyi ihtimalle saflık olacaktır. Tayyip Erdoğan ve çevresi hesap vermedi ve vermeyecek. Ta ki yeni ve bu kez patronların değil işçilerin iktidarda olacağı bir cumhuriyet bizzat emekçiler tarafından kuruluncaya dek.

Notlar:

[1] Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 14.

[2] Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 14-15.

[3] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-haberi-saglik-bakani-fahrettin-koca-duyurdu-30-milyon-doz-biontech-asisi-sozu-verildi-41786814 (Erişim Tarihi: 13.04.2021)

[4] Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 17.

[5] https://twitter.com/TC_icisleri/status/1248689431709614080 (Erişim Tarihi: 14.04.2021)

[6] https://www.trthaber.com/haber/gundem/sokaga-cikma-yasagi-basladi-475169.html (Erişim Tarihi: 14.04.2021)

[7] https://twitter.com/AliYerlikaya/status/1248686963537870849 (Erişim Tarihi: 14.04.2021)

[8] Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 15.

[9] Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 16.

[10] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/aymden-ohal-reddinin-gerekcesi-yetkimiz-yok-626320 (Erişim Tarihi: 14.04.2021)

[11] https://www.bbc.com/turkce/44845206 (Erişim Tarihi: 14.04.2021)

[12] Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 16, 18, 21.

[13] https://www.aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/cumhurbaskani-erdogan-aihmin-verdigi-kararlar-bizi-baglamaz/1316443 (Erişim Tarihi: 16.04.2021)

[14] https://www.haberturk.com/selahattin-demirtas-in-cezasi-onandi-2247757 (Erişim Tarihi: 16.04.2021)

[15] https://www.evrensel.net/haber/397621/osman-kavala-yeniden-tutuklandi (Erişim Tarihi: 16.04.2021)

[16] Halk Oylamasına Doğru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, s. 18.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.
Refik Sina
Yazar