Bugün Engels’in hayata veda edişinin 126. yıl dönümü. Onun, tarihsel materyalizmin kuruluşundaki öncü rolünü ve sosyalizm mücadelesindeki bugün de azalmayan önemini bir kez daha hatırlatmanın, bu büyük devrimciyi anmak için en uygun yol olduğunu düşünüyoruz.

Bu yazıda Engels’in Marksizm için önemini iki birbiriyle ilişkili nokta üzerinden değerlendireceğiz. Bunlardan ilki, Marx ile yaptıkları iş bölümü sonucunda Engels’in tarihsel materyalizmi ekonomi dışındaki alanlara yaymadaki öncü rolü. İkincisi ise Engels’in Marksizme katkılarından ve döneminin devrimci mücadelesiyle kişisel ilişkilerinden ötürü, 100 yıldan fazla süredir devrim karşıtları tarafından hedef tahtasına oturtulması. Marx’ı ‘tehlikesiz’ bir ekonomist, entelektüel bir akademisyen ya da yalnızca gerçeğin peşinde koşan bir filozof olarak göstermek isteyen birçok ideoloğun, Engels’in Marx ile olan ilişkisini bu illüzyonun yaratılması karşısında bir engel olarak görmesi şaşırtıcı değil. Tersten baktığımızda ise bu durum, Engels’in biz devrimciler için öneminin belki de en açık göstergelerinden biri.

Yaşam Boyu Süren Dostluk ve İş Birliği

1820 yılında Prusya’nın Ren Bölgesi’ndeki Barmen’de dünyaya gelen Engels, imalatçı bir babanın ilk oğluydu. Dil, tarih ve edebiyata ilgisini ve yeteneğini küçük yaşta göstermesine karşın, liseyi bitirdikten sonra babasının isteği üzerine şirketin Manchester şubesinde çalışmak için İngiltere’ye gitti.

Lise çağından beri var olan devrimci demokrat eğilimleri, bu dönemde yaptığı Hegel okumalarının da etkisiyle Engels’in sol Hegelcilere yakınlık duymasını sağladı. Marx ile benzer bir düşünsel gelişim çizgisinde ilerleyen Engels, Marx’ın Fransız sosyalistleri ile kurduğu ilişkinin bir benzerini İngiliz işçi hareketiyle kurdu. İkisinin de Hegelciden sosyaliste dönüşümü birbirine yakın tarihlerde gerçekleşti.

Engels ile Marx’ın Paris’te tanışmalarıyla başlayan ve ömür boyu sürecek olan dostluklarının ilk meyvesi 1844 yılında yayımlanan Kutsal Aile oldu. Sol Hegelcilerin eleştirildiği ve tarihsel materyalizmin temellerinin atıldığı bu çalışma klasik Marksizmin en önemli yapıtlarından biridir. Engels’in Kutsal Aile’den önce yazdığı Siyasal İktisat Üzerine Eleştirel Denemeler ve 1845’te yayımladığı İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu eserlerinin de Marx’ın siyasal iktisada yönelmesinde önemli bir etkisi olduğu biliniyor.

Marx ile Engels’in birbirlerine olan düşünsel etkileri haricinde, birlikte yaptıkları çalışmalar da Marksizmin vazgeçilmez kaynakları arasındadır. Kutsal Aile’den sonra yine birlikte yazdıkları Alman İdeolojisi ve Komünist Manifesto da, önemini sosyalizm düşmanlarının bile inkar edemedikleri eserlerdir. Üstünde Engels’in adı yazmasa bile, verdiği emekten ötürü Marx ile ortak çalışmaları denebilecek iki önemli eser daha vardır: Kapital’in 2. ve 3. ciltleri. Marx’ın derlemeye ömrünün yetmediği söz konusu ciltler, Engels’in ortaya koyduğu ciddi bir çabanın sonucu olarak basılabilmiştir. Hatta Lenin bu ciltlerin, Marx ile Engels’in ortak eserleri olduğunu belirtir.1V.I. Lenin, “Friedrich Engels,” https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1895/misc/engels-bio.htm (Erişim Tarihi: 02.08.2021)

Marx ile Engels’in, tarihsel materyalizmin temellerini atma çabalarında belirli bir iş bölümüne gittikleri biliniyor. Marx’ın siyasal iktisatla ilgilendiği uzun dönem boyunca Engels de tarihsel materyalizmi bilim, felsefe, antropoloji gibi ekonomi dışı alanlara genişletme çabası içinde oldu. Anti-Dühring, Doğanın Diyalektiği ve Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni gibi çalışmalarıyla Engels, tarihsel materyalizmin açıklama gücünü ekonomi dışındaki alanlarda kullanabilmiş ve Marksizmin bütünlüklü bir dünya görüşü olarak ortaya konulmasında çok önemli bir görev üstlenmiştir. Engels’in çabaları, Marksizmin hem tarihi anlama, hem de işçi sınıfı önderliğinde tarihi değiştirme gücünü açıkça ortaya koymuştur.

Sosyalizm Düşmanlarının Günah Keçisi 

Emperyalist-kapitalist sistemin Soğuk Savaş’taki en önemli amaçlarından birinin, kapitalist ülkelerdeki muhalefeti kendi çıkarlarına göre dizayn etmek olduğu hepimizin malumu. Bunun için CIA’inciddi yatırımlar yaptığı da bilinen bir gerçek.2Frances Stonor Saunders. 2016. Parayı Verdi Düdüğü Çaldı: Sanat ve Edebiyat Dünyasında CIA Parmağı, çev. Ülker İnce. Ankara: İmge Kitabevi. Muhalefeti devrimci potansiyelden arındırmayı hedefleyen bu yatırımların sonuç verdiği de, hem Avrupalı Marksistlerde hem de solun tabanında “Lenin iyiydi ama Stalin bu işi bozdu” ya da “Marx-Engels tamam ama Lenin kötü” düşüncelerinin yaygınlaşması ile görüldü.

Muhalefeti devrimcilikten arındırarak zararsız hale getirme çabasının bir başka ayağı ise, Marx’ı asimile etmek üzerine kuruluydu. Asimile etmekten kastımız, Marx’ı devrimci olmayan yani ‘tehlike arz etmeyen’ bir bilim insanı ya da filozof olarak göstermek. Böyle bir asimilasyon çabasının amacı ise açık: Sosyalist hareketin teorik dayanaklarına saldırmak ve böylece onların devrimci taleplerinden kendi ‘istekleriyle’ vazgeçmelerini sağlamak. Burada ise burjuva Marx araştırmacılarının politik bir çerçeveyle bakılmadığı sürece okuyana sebepsiz gözükecek Engels düşmanlıkları devreye giriyor. Marksizmin devrim ya da proletarya diktatörlüğü gibi ‘kötüleri’ Engels’e atfedilirken, Marx’a yalnızca bir biçimde asimile edilebilmesi, zorlandığında devrimci iddialardan soyutlanması mümkün fikirler bırakılıyor. Yani Marx devrimcilikten ‘arındırılırken’ Engels’e günah keçisi olmak rolü düşüyor.

Burjuva Marx araştırmacılarının Engels’e saldırmayı özgürce tercih ettikleri düşünülmemeli. Engels’in düşüncelerinin ve çalışmalarının da, Marx’ınkilerle birlikte asimile edilebileceği söylenebilir; fakat bu doğru olmayacaktır. Bunun nedeni tabi ki Marx’ın Engels’ten daha az devrimci olması değil. Marx’ı yalnızca vicdanlı bir bilim insanına indirgeme çabası oldukça yoğun bir tahrifi gerekli kılıyor. Fakat hem yukarıda bahsettiğimiz iş bölümü gereği Engels’in ortaya koyduğu çalışmalar, hem de Marx’ın ölümünden sonra dönemin devrimcileriyle kurduğu ilişkinin göz ardı edilmesinin imkansız olması, onun devrime mesafeli bir düşünür olarak aktarılmasını zorlaştırmıştır.

Engels sadece yazdıklarıyla değil, 19. yüzyılın son çeyreğindeki devrimci mücadelenin doğrudan içinde olmasıyla da Marx ile birinci kuşak Marksistler arasında köprü görevi görmüştür. Kautsky ve Plehanov gibi Marksistlerle doğrudan kurduğu ilişkiler dışında “Engels hemen hemen bütün Avrupa ülkelerindeki işçi hareketlerine öğütler veren, yayın organlarına yazılar yazan biri olarak çok faal bir rol oynadı.”3David Riazanov. 1990. Karl Marx-F. Engels: Hayat ve Eserlerine Giriş, çev. Ragıp Zarakolu. İstanbul: Belge Yayınları. Üyesi olduğu Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi bu dönemde, onun da azımsanmayacak katkıları sayesinde devrimci bir çizgide kalarak sürekli olarak büyüdü ve kitleselleşti. İşte bütün bu nedenlerden ötürü, Engels’e saldırmak dün olduğu gibi bugün de Marksizmin teorik dayanaklarının altını oymaya ve devrimci iddiaları zayıflatıp marjinalleştirmeye çalışanlarca yürütülen ideolojik manipülasyonun önemli bir parçası. Tam da bu yüzden biz devrimcilerin Engels’in büyüklüğünü her zaman hatırlamamız hayati bir önem taşıyor.

Notlar:

[1]V.I. Lenin, “Friedrich Engels,” https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1895/misc/engels-bio.htm (Erişim Tarihi: 02.08.2021)

[2]Frances Stonor Saunders. 2016. Parayı Verdi Düdüğü Çaldı: Sanat ve Edebiyat Dünyasında CIA Parmağı, çev. Ülker İnce. Ankara: İmge Kitabevi.

[3]David Riazanov. 1990. Karl Marx-F. Engels: Hayat ve Eserlerine Giriş, çev. Ragıp Zarakolu. İstanbul: Belge Yayınları.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.
Refik Sina
Yazar