LGBT sapkınları…

Lezbiyen mezbiyen…

Kavala denilen kişinin karısı ve provokatör…

Bu ayrımcı söylemler bir hafta içinde ülkenin en yetkili ağızları tarafından dile getirildi. Tehditler karşısında baş eğmemiştik ama ülkemizi bu rezil anlayışla yönetilmekten kurtaramamış olmanın ağırlığıyla bağışımız öne eğildi.

Ayrımcı söylemler karşısında Boğaziçililerin ve farklı toplum kesimlerinin dayanışma göstermesi olumlu olsa da yeterli değil. Çünkü saldırı, dayanışmacılıkla ya da ayrımcılığa muhatap olan kimliklere ait sembollerin öne çıkarılmasıyla savuşturulamayacak kadar bütünlüklü.

Boğaziçi’ne Melih Bulu’nun kayyum atanması, hızlı bir biçimde üniversite bileşenleriyle sınırlı olmaktan çıkıp ülkenin gündemi oldu. Sağlıklı olan buydu çünkü mesele özü itibariyle Boğaziçi Üniversitesi’nin iç sorunu değil memleket meselesi. Atama işlemi kimseye hesap vermeyen, hiçbir güç tarafından denetlenemeyen bir kişinin her konuda tek yetkili olmasına dayanan başkanlık sisteminin doğrudan sonucu. Atanan kişinin Melih Bulu olması ise bir AKP klasiği olan liyakatsizliğin ve yandaş kayırmacılığın sinir bozucu bir örneği. Yani sorun, tekil olarak Boğaziçi’nde hatalı bir görevlendirme yapılmış olması değil, bir kurumlar ve kurallar rejimi olarak Cumhuriyet’in tasfiye edilmiş olması.

Geçtiğimiz hafta zıvanadan çıkan ayrımcı söylemlerde de sorun tek başına belli kimliklerin ötekileştirilmesi, baskıya uğraması değil. Cumhuriyet’in tüm kurum ve değerleriyle kavgalı olan AKP, Cumhuriyet’in toplumsal dayanağı olan yurttaşlığı ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Yurttaşlığın ortadan kalkması için tüm yurttaşların topluca hedef alınması ya da yurttaşlık statüsünün kağıt üzerinde iptali şart değil. Yurttaşların farklı düzlemlerde hedef alınması, farklı kimliklerdeki yurttaşların ayrımcılığa tabi tutulması ve yurttaş olmaktan gelen haklarının resmen ya da fiilen gasp edilmesi de yurttaşlığın budanmasıyla sonuçlanıyor.

En yetkili ağızlardan belli cinsel yönelimlerin “sapkınlık” diye damgalandığı, bunların suç olduğunun ima edildiği yerde yurttaşlık yoktur.

Kadının “En az üç çocuk doğurun” buyruğuna maruz bırakılıp kendi mesleki ve düşünsel hayatıyla öne çıksa da “falancanın karısı” diye küçümsendiği, kadına bir erkeğin eşi ve çocuklarının annesi olmakla yetinmeyip sosyal hayatta kendi başına var olma hakkının tanınmadığı yerde yurttaşlık yoktur.

10 milyar TL’nin üzerindeki bütçesiyle Diyanet’in belli bir din anlayışını tüm topluma dayattığı, yetişkin insanların özgür iradeleriyle kurdukları duygusal ve cinsel birliktelikler hakkında ahkam keserken pedofiliyi ve kadına yönelik şiddeti meşrulaştırdığı, kendi bağnaz anlayışına uymayan insanları pandeminin nedeni olarak gösterdiği, elinde kılıçla çağdaş değerleri ve bu değerlerin temsilcilerini hedef aldığı yerde yurttaşlık yoktur.

Kadınları aşağıla, LGBTİ+’ları yaftala, birini etnik kimliği bir başkasını mezhebi nedeniyle fişle, tüm halkın yurttaşlık bağıyla bağlı olduğu devletin olanaklarını sadece kendi yandaşlarının hizmetine sun, yandaşların cinayet de işlese devlet gücüyle cinayeti örtbas edip çocuklarının katillerini arayan aileleri hedef al…

Bunların olduğu yerde hak, hukuk değil biat ve haksızlık olur.

Bunların kabullenildiği yerde yurttaş değil olsa olsa tebaa olur.

Yurttaşlık ancak bunların bir bütün olarak reddedildiği noktada ayağa kalkar.

Ayrımcılık karşısında özgürlükleri, adaleti, yurttaşlığı ve yurttaşlığın tek gerçek biçimi olan eşit yurttaşlığı savunmaktan başka yol yok. Çünkü eşit yurttaşlığın olmadığı, yurttaşların bir bölümünün kimlikleri yüzünden diğerleri kadar eşit olamadığı yerde yurttaşlığın kendisi erozyona uğrar.

Ayrımcılığın karşısında hedef gösterilen kimliklere ait sembollerin öne çıkarılmasıyla yetinildiği takdirde ise ilgili kesimlerin baskı karşısında geri çekilmemesi sağlanabilirse de gerici saldırının temeline dokunulmamış olur. Saldırının temelinin ortadan kaldırılması ve gericiliğe karşı özgürlüğün kazanılmasının yolu yurttaşlık bayrağını kaldırmaktan, eşit yurttaşlığı tavizsiz savunmaktan geçiyor.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.