Uzunca bir süredir düzen muhalefeti cephesi toplumsal düzlemde herhangi bir hareketlenme gördüğünde “İktidarın oyununa gelmemek lazım” diyerek bir çeşit itidal çağrısı yapıyor ve toplumun biriken taleplerinin seçimlere kadar rafa kalkması gibi tuhaf bir beklenti içerisinde hareket ediyor.

Dolayısıyla, Boğaziçi Üniversitesi Direnişi sonrasında muhalefet cephesinden gelen tepkilerin bu yaklaşıma dayanması da şaşırtıcı değil.

Bu yaklaşım, sadece toplumun aktör olmadığı bir siyasal düzlem tahayyül ettiği için yanlış değil. Düzen muhalefeti, aynı zamanda iktidara da sahip olmadığı bir oyun kurma yeteneği yüklüyor.

Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasından bu yana gelişen sürece baktığımızda, iktidarın karşısında bu ölçüde bir tepki ve kararlılık bulmayı beklemediğini saptamak mümkün. Bununla birlikte, iktidarın durumu tersine döndürmek için yaptığı hamleler de başarılı olmanın epey uzağında. Ne LGBTİ+ düşmanlığı üzerinden koparılan gürültü ne üniversitenin neredeyse tüm öğrencilerinin terörist ilan edilmesi ne de baskı kanallarının devreye sokulması iktidar blokunun istediği sonuçları üretti.

Hukuk ve İletişim Fakülteleri açılmasına yönelik karar da tıkır tıkır işleyen bir planın değil, üniversite kamuoyunda kimseyi ikna edememenin ürünü olan bir çaresizliğin sonucu olarak ortaya çıktı.

Hal böyleyken olan bitenleri “iktidarın oyunu” olarak tanımlamak epey zorlaşıyor.

Öte yandan, iktidar bloku, hazırlıksız yakalandığı bu gündemi kendi ittifaklarını genişletmenin/sağlamlaştırmanın ve muhalefet cephesindeki ittifakları dağıtmanın bir aracı olarak kullanmaya çabalıyor.

Ancak, bu çabanın iktidar açısından sonucu kendisini marjinalleştirmesi oluyor. Toplumun bütününe seslenmeyen, olası bir Saadet Partisi ittifakı ve MHP ile ittifakın devamı adına sadece Türkiye sağ tabanının en aşırılıkçı kesimlerinin hassasiyetlerine oynayan bir söylem geliştirilmesi iktidarın ikna kabiliyetinde de bir düşüşü beraberinde getiriyor.

Yakın zamanda MetroPoll Araştırma tarafından yayımlanan ankette katılımcıların yüzde 73’ünün rektörlerin üniversite öğretim elemanları tarafından seçilmesi gerektiğini belirtmesi, AKP seçmenleri arasından dahi bu oranın yüzde 55 düzeyinde olması, bu durumun en somut göstergelerinden biri. Dolayısıyla, bu düzlemde de işler pek iktidarın istediği gibi gitmiyor.

Son olarak, Melih Bulu ataması sonrasındaki gelişmeler, neredeyse tüm yetkilerin tek bir kişinin elinde toplanmasının istikrarı güvence altına almaktan çok, siyasi yapıyı krizlere daha da açık hale getirdiğini ortaya koyuyor.

Temel olarak üniversite alanına yaslanan bir talep, sistemin esneme yeteneğindeki zaaflardan dolayı, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin sorgulanmasına yol açabiliyor. Hatta bu sorgulama, bizzat Erdoğan tarafından gündeme getirilebiliyor.

Boğaziçi Üniversitesi örneği, doğru meşruiyet kanallarına ayağını basan bir direnişin iktidarın güçlenmesine hizmet etmediğini, aksine mevcut siyasi yapının meşruiyet kanallarını ciddi ölçüde zayıflatabildiğini ortaya koyuyor. Düzen muhalefetinin bu gerçeği ısrarla görmezden gelerek “iktidarın değirmenine su taşıması” ise başlı başına bir yazı konusu olmayı hak ediyor.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.