Dün iktidar cephesinden iki önemli hamle geldi: baştan sona ciddiyetsiz bir sözde yargılamanın ardından dünkü meclis kararıyla Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi ve Gergerlioğlu’nun partisi HDP’ye kapatma davası açılması…

Öncelikle iki hamlenin de hukukun değil iktidarın siyasi hesaplarının sonucu olduğunu söylemek gerekiyor. Bir haber sitesinin yayından kaldırılmamış ve erişim engeli getirilmemiş haberini sosyal medyada paylaşmaya terör propagandasından hapis cezası verilmesinin makul bir yanı yok. Aylarca tantanası yapılarak ve siyasi basınç uygulanarak gündeme sokulan parti kapatma davasının da siyasi saiklerle gündeme geldiğini ve davanın Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürüldüğü güne denk getirilmesinin yine siyasi saiklerle olduğunu görmek de zor değil.

Şimdi firarda olan eski ortaklarıyla zamanında Ergenekon, Balyoz, OdaTV ve Devrimci Karargah gibi sahte deliller üzerine kurulu siyasi davalar üzerinden siyaseti dizayn eden AKP iktidarı, bugün farklı bir ittifak eşliğinde, geçmişin siyasi davalarına farklı düzey ve biçimlerde destek vermiş olan farklı odaklara aynı yöntemlerle saldırıyor. Geçmişte büyük adaletsizliklere yol açtığını ve Türkiye’ye büyük zarar verdiğini herkesin kabul ettiği bu yöntemin, geçmiş davalardaki kötü sicilini de unutmaksızın, bugün bir başka siyasi odağa uygulanmasına ilkesel olarak karşı çıkmak gerekiyor. Adaleti tutarlı olarak savunmak durumundayız. Bunun yanında, davalar siyasi gerekçelerle açıldığı için değerlendirmeyi de siyasi düzleme taşımak gerekiyor.

Dün yapılan iki hamleden hareketle iktidarın başta Kürt siyasi hareketi olmak üzere muhalefet odaklarını baskı ve yıldırma politikasıyla kriminalize etmek, sıkıştırıp hareket edemez hale getirmek şeklinde bir stratejik yönelime girdiği yorumları yapıldı. Buna ek olarak, HDP üzerinde bir süredir yoğunlaşan baskının HDP’yi saf dışı bırakarak Kürt toplumsallığını temsilen başka bir siyasal odağın ortaya çıkması amacını taşıdığını, bu yeni odak muhatap alınarak yeni bir çözüm sürecinin planlandığını savunanlar da oldu.

Birbiriyle çelişen adımların daha geniş ve karmaşık bir stratejinin parçası olabildiği doğrudur. Bunu geçmişte AKP de yapmıştır, buna çok sayıda örnek bulmak mümkün. Ancak bir süredir AKP’nin bu düzeyde oyun kurma yeteneğini yitirdiği, orta ve uzun vadeli stratejiler geliştiremeyip günü kurtarmaya odaklandığı görülüyor. Haliyle AKP’ye bugün nesnel olarak sahip olmadığı bir akıl atfedilmesine ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor.

Açmak gerekirse…

HDP’yi kapatıp siyaseti partilerin kapatılabildiği, muhalefet milletvekillerine kolaylıkla dokunulabildiği bir düzlemde dizayn edip bunu uzun vadeli bir yönetim anlayışına çevirmek, başı sonu belli bir stratejik ufka işaret eder. Bunun HDP üzerinden Kürt siyasetinin dizaynı ve Saray’da imal edilecek yeni bir Kürt siyasi oluşumuyla yeni bir “çözüm süreci” ile genişlemesi ise bu stratejik ufkun bir dış politika stratejisiyle de birleşmesini ve hem Türkiye hem de bölgede kalıcı sonuçları olacak gelişkin bir planı gerektirir. Bugün iktidarın bu düzeyde bir plan yapma yeteneği kalmadı.

Geçmişte siyasi davalar, istihbaratın da devreye girdiği karmaşık müzakereler, askeri operasyonlar ve farklı dış politika araçlarının tümünün eş zamanlı devreye sokulabildiği stratejik adımlar, AKP’nin hem içerde hem dışarda elinin görece rahat olduğu zamanlarda atılabildi. İç siyasette önünde görece fazla engel olsa da hedef belirleyip odaklanabildiği, ittifaklarını da harekete geçirerek engelleri bertaraf edebildiği, dış politikada ABD ve farklı bölgesel aktörlerle eş güdüm tutturarak belirli hedeflere yönelik elle tutulur adımlar atabildiği ve ekonomide de en azından çarkları döndürebildiği ölçüde hem yerli ve yabancı patronları memnun ederek bunların desteğini alabildiği ve toplumu da bir biçimde iktidarının devamına ikna etmekte zorlanmadığı koşullarda strateji geliştirmek mümkündü. Bugün bunların tamamında eli zayıfladığı için oyun kurmakta zorlanan, anı kurtarmak ve aynı anda tüm tuşlara basarak bölüm geçmeye çalışmak dışında ufku kalmamış bir iktidarla karşı karşıyayız.

İşin bir boyutu da iktidar bloğunun iç gerilimleri. Toplum desteğindeki erimeye çözüm bulamayan ve çözüm bulamadıkça da iç gerilimleri şiddetlenen iktidar bloku, “ortak düşman”larına saldırarak kendi içinde konsolidasyon sağlamayı ve dağılma olasılığını bertaraf etmeyi şimdilik başarabiliyor. Bahçeli’nin Danıştay’ın Andımız kararı üzerine “Pimi çekilmiş bomba” açıklaması yapmasının ardından gelen Gergerlioğlu ve HDP hamlelerinin böyle bir işlevi de olduğu açık.

Pazartesi günü Andımız kaldırarak Kürt siyasetine ve tabanına göz kırpılırken ertesi gün Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürülüp HDP’ye kapatma davası açılmasını başka türlü anlamlandırmak zor. Ya da çok değil, iki hafta önce AKP Grup Başkan Vekili Cahit Özkan’ın önce açıkça “HDP’yi hukuken ve siyaseten kapatacağız” deyip ertesi gün “Kapatmayacağız da bir sonraki seçimde sandığa gömeceğiz, siyaseten kapatıp tabela partisine çevireceğiz” diye çark etmesini ve bundan iki hafta sonra bu kez gerçekten kapatma davası gelmesini de ancak rotasızlıkla açıklayabiliriz.

Bu söylenenler, dünkü adımlarla ortaya çıkan olasılıkları hafife almayı gerektirmiyor. İktidarın uzun vadeli bir plandan yoksunluğu, işlerin bugün nasılsa aşağı yukarı aynı dengeyle gideceğinin değil, tersine aynı anda tüm seçeneklerin masada olduğunun ve hiçbir şeyin garantisinin olmadığının göstergesi. Bugün plandan yoksun olan yarın farklı dengelerin ürünü olarak baskıyı iyice artırmayı da tercih edebilir, şimdilik gündeme gelmeyen başka gayrimeşru yöntemleri de uygulayabilir, çok daha tehlikeli maceralara da girebilir. İşler bu noktaya gelecek olursa Erdoğan bu tehlikeli oyunu kimilerinin iddia ettiği gibi Bahçeli, Perinçek ya da “Ergenekon” tarafından teslim alındığı için değil seve seve oynayacaktır.

Bu nedenle bu olasılıkları ortaya çıkan gelişmeleri “suni gündem” diye hafife almamak, bunlara karşı ilkesel bir tutum almak durumundayız. Ancak AKP’ye sahip olmadığı bir akıl atfetmeden ve dün yapılan hamlelerin akla ilk getirdiği olasılığa ya da iktidarın tutarsız adımlarının tamamına değil, iktidar bloğunun strateji geliştirme yeteneğini yitirmiş olmasına ve bu bütünlüklü krizin nedenlerine odaklanmak gerekir.

Yani çivisi çıkan dünya ve Türkiye’ye dair bütünlüklü bir değerlendirme yapabilmek ve gerek insanlığın gerekse Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz karşısında devrimci bir karşı alternatifi ortaya koyabilmek, çıkış yolu gösterebilmek. Ve tabii devrimci çıkışı emeğiyle geçinen yığınlarla birlikte örgütlemek.

Döviz ile destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.
Mithat Çelik
Author