Siyaset içerisinde yaşanılan dünyayı ve ülkeyi değiştirme iddiası ile yapılır. Bu iddiaya sahip olmak, değiştirmek için dayanak noktası/noktaları aramayı da beraberinde getirir. Peki, sözcüğün en geniş anlamıyla sol ya da ilerici bir dönüşümü hedefleyenlerin önünde hangi seçenekler durmaktadır? Türkiye örneğinde tarihsel olarak dört ana seçeneğin dayanak noktası olarak gündeme geldiğini görürüz.

Bunlardan ilki bürokrasi ve düzen partileri de dahil olmak üzere düzenin yerleşik güçleridir. İki farklı uç sayılabilecek 1960’ların sol cunta arayışları da günümüzün CHP’ye akıl verme girişimleri de temel olarak aynı yaklaşımın ürünü sayılabilir.

İkinci olarak, özellikle Osmanlı modernleşmesinde ve 1990 sonrasında ön plana çıkan, son yıllarda etkisini artıran dış aktörlere dayanma anlayışı gösterilebilir. Bu yaklaşımın yakın dönemdeki temsilcilerinin antiemperyalizm, bağımsızlıkçılık ve yurtseverlik gibi vurguları birer arkaiklik göstergesi olarak sunmaya çalıştıklarını biliyoruz.

Üçüncü olarak, sermaye sınıfının o anda ilerici/özgürlükçü vs. olduğu varsayılan çeşitli bölmelerinin bir dayanak noktası olarak öne çıkarılmasıdır. Bu yönelimin hem 1961-80 döneminde hem de 1990 sonrasında farklı biçimlerde kendisini ortaya koyduğu söylenebilir. Ancak bu iki dönem arasında belirgin bir farklılıktan da söz edilebilir. 1961-80 arasında dayanak olarak bir milli burjuvazi aranırken yakın dönemin liberal solu daha çok AB’cilik üzerinden büyük sermayenin çeşitli kesimleri ile bir politik ortaklık kurdu.

İlk üç seçeneğin ortak noktası, taleplerinin ne kadar ileriye gideceği önsel olarak kestirilemeyecek olan geniş halk kitlelerini siyasetin dışında tutmak isteyen aktörlerle ilişki kurmayı önüne koyması. Bu anlamda, halkçı bir karaktere sahip olma şansını daha baştan yitirmesi. Dolayısıyla, devrimciler açısından bu üç düzleme yapılan yatırımlar her zaman sakatlayıcı bir karakter taşıdı.

Buradan dördüncü ve son seçeneğe geçebiliriz: Emekçi halk kitlelerine dayanmak. Hem bu kitleleri siyasette etkili bir özne haline getirmeyi hem de onları siyasal düzlemde temsil etmeyi önüne koyan bir mücadele vermek. Uzun ve zahmetli olduğunu düşünenler olacaktır. Benzer biçimde, bu seçeneğin teorik olarak doğru olsa da gerçek hayata uygun olmadığını iddia edenler çıkabilir.

Ancak, gerçek hayat bunun tam tersini gösteriyor. Yakın döneme bakacak olursak, AKP’nin en çok   halkın örgütlü bir güç olarak iktidarın karşısına çıktığı dönemeçlerde zorlandığını açıkça saptayabiliriz. Yine aynı yıllar, halkın sadece bir seçmen topluluğuna indirgenerek etkisizleştirildiği dönemlerde, iktidarın diğer üç düzlemin beklentilerini başarılı bir biçimde yöneterek kendi konumunu koruyabildiğini de gösteriyor.

Hal böyleyken AKP karşıtı mücadelede ABD ya da AB’nin yaptırımlarından, TÜSİAD’ın ve düzen güçlerinin titrek çıkışlarından medet ummanın herhangi bir gerçekçiliği bulunmuyor.

Aksine, AKP’nin içerideki iktidarını sağlamlaştırmak ve bölgedeki İslamcı güçleri desteklemek adına dış politikada yaptığı tutarsız hamlelerin Türkiye’yi emperyalizm karşısında daha da kırılgan ve savunmasız hale getirdiğini yüksek sesle dile getirmek gerekiyor. Ve tabii ABD’nin gayrimeşru yaptırımlarına tavizsiz karşı çıkmak.

Tabloya, Türkiye’nin AKP’li yıllarda uygulanan neoliberal politikalarla ekonomik düzlemde de emperyalizm karşısında kırılganlaşması eklendiğinde, iktidarın ülkemizi sürüklediği çıkmaz çok daha net bir biçimde görünür oluyor.

ABD’nin S-400 alımı ile ilgili yaptırımları bu kırılganlığın en net örnekleri arasında yer alıyor. Bağırıp çağırmanın dış politikada bağımsız ve onurlu bir duruşun güvencesi olmadığını biliyoruz. Aksine çoğu örnekte, çıkarılan gürültü çaresizliğin üzerini örtme işlevi görüyor. Satın alınan S-400’lerin kurulum sürecinin yılan hikayesine dönmesi bunu en net hali ile gösteriyor.

Yaptırım kararı sonrasında Erdoğan, Biden’ın ev ziyaretleri ile övünmeyi sürdürür mü bilemeyiz. Bize gelince, emperyalistlere karşı misafirperverlik konusunda pek maharetli değiliz. Ama mesele direnmek, mücadele etmek ve kovmaksa ciddi bir deneyime sahip olduğumuz söylenebilir.

Doğrusu, iyi bildiğimiz işi yapmak. Halka güvenerek!

Döviz ile destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.