Görevimiz, yoksulluğu kapitalizm içerisinde sürdürülebilir kılmak değil, yoksulluk karşısında verilecek devrimci mücadeleyi sürdürülebilir kılmak ve bu mücadelenin bir sınıf kimliğini inşa etmesini sağlamaktır.

Devrim’in ilk sayısında strateji tartışmaları için bir başlangıç yazısı kaleme almıştık. Okurlarımızdan aldığımız yorumlar, devrime yürünecek yolu tartışmanın birincil bir ihtiyaç olduğu yönündeki kanımızı güçlendirdi. Aynı zamanda strateji tartışmalarındaki yaklaşımımızı farklı bağlamlar üzerinden inceltmemiz ve işlememiz yönünde bir ihtiyacı da gündeme getirdi.

Elinizdeki sayıda bahsettiğimiz tartışmayı iki ana temel üzerinden çeşitlendirmeyi öngörüyoruz. Bunlardan ilki devrim stratejisi tartışmaları bakımından önemli bir zenginlik barındıran 1960 – 1970 dönemine ilişkin bir muhasebe yazısı ve devrimci stratejide iç ve dış dinamiklerin yerine dair bir diğer yazı ile tartışmaya Türkiye bağlamında bir tarihsel arka plan sağlamak. İkincisi ise bu yazının konusunu oluşturan dayanışmacılık tartışması.

“Dayanışmacılık meselesi ile strateji tartışmasının nasıl bir ilişkisi var?” sorusu okurlarımızın bir bölümünün aklından geçiyor olabilir. Açıkçası bu soruda bir gariplik olduğunu düşünmüyoruz. Hatta bu tartışmayı açmaktaki amaçlarımızdan biri de çoğu örnekte sivil toplumculuğa ve apolitik bir zemine kapı açan dayanışma mekanizmalarının devrimci bir stratejide yeri olup olmadığını belirlemek. Ve ilk sorunun yanıtının olumlu olması durumunda dayanışmacılığın devrimci bir bağlamda inşasını mümkün kılacak yaklaşım ve mekanizmaları tartışmak.

Başlarken bu tartışmayı gündemimize getiren sürece ilişkin bir tarif yapmaya çalışalım. Bunun için içerisinde bulunduğumuz tarihsel momenti karakterize eden birbiri ile bağlantılı iki olgunun ve bu olguların sonuçlarının altını çizmeye çalışacağız. Bunlardan ilki neoliberalizmin krizinin ve emperyalist – kapitalist sistemin bu krizi açacak bir siyasal – ideolojik çerçeve üretme yeteneği gösteremeyişi. İkincisi ise dünya genelinde ve ülkemizde sosyalistlerin bu sürece nedenleri örgütsel yetersizliklere sıkıştırılamayacak ölçekte bir hazırlıksızlıkla ve krizin işçi sınıfının zaferiyle sonuçlanmasını sağlayacak bir stratejik çerçeveden yoksun bir biçimde girmesi.

Kapitalist toplumlarda işçi sınıfının daha önceden sahip olduğu çok sayıda kazanımı tırpanlayan, eğitim ve sağlık da dahil daha önce parasız olarak sağlanan hizmetleri piyasalaştırarak sosyal devlet mekanizmasını tasfiye eden neoliberalizm, bu yolla geniş emekçi kesimlerin için hayatta kalma olanağı yaratan çok sayıda mekanizmayı ortadan kaldırdı. Bu süreç aynı zamanda, tek tek ülkelerde toplumsal yapıyı bir arada tutan mekânsal, kültürel ve ideolojik mekanizmaların ortadan kalkmasına neden oldu. Dolayısıyla neoliberalizm iktisadi alanın çok daha ötesine geçen sonuçlar üretti. Neoliberalizmin krizi, bu tablonun tersine dönmesine değil aksine daha da derinleşerek etkisini artırmasına yol açtı. Dünya ölçeğinde etkisini gösteren ekonomik krizin faturası, neoliberal dönemde giderek daha da kötü koşullarda yaşamaya mahkum edilen geniş emekçi kesimlerin sırtına yüklendi.

Yukarıda bahsettiğimiz tablo, geniş emekçi kesimler için içerisinde bulunulan durumun sürdürülebilirliğini ortadan kaldırdığı ölçüde hem bu kesimlerin mevcut işleyişe yönelik tepkisini arttırdı hem de bu kesimleri görece kısa vadeli siyasal projelerin alıcısı haline getirdi. Bir eğilim olarak kısa vadeli siyasal projelerin alıcısı olma özellikle aydınlara kıyasla geniş kitleleri her zaman tanımlamıştır. Ancak kriz dönemleri, sürekli var olan bu eğilimin toplumun tümünü kapsamına alarak daha da belirginleşmesine yol açar. Bu belirginleşme farklı ülkelerde aynı temele dayanan farklı sonuçlar üretti.

Örneğin, sosyal demokrasi ve sosyalist hareket içerisinden çıkan çeşitli popülist denemelerin bu dönemde kimi ülkelerde karşılık bulmasının altında da bu durum yatıyordu.1 Bu konuda dergimizin ilk sayısında yer alan iki değerlendirmenin okunması bu tartışma açısından da bütünleyici olacaktır:
Hasan Alper Ongan, “Olacak ama Biraz Uğraştıracak”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020. https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/olacak-ama-biraz-ugrastiracak/
Duncan Thomas, “Yıkıntıyı İncelemek”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, çev: Zozan Baran. https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/yikintiyi-incelemek/
Aynı zamanda radikal sağın dünya genelindeki yükselişi de benzer bir temelden kaynaklanıyordu.

Ancak radikal sağın bu süreci kazanmasının temelinde yatan mekanizmaların dayanışmacılık çerçevesi altında değerlendirilebileceği kanısında değiliz. Açmaya çalışırsak… Geniş emekçi kesimler açısından mevcut durumun sürdürülemez hale gelişi bu kesimleri aynı zamanda radikal sağın kısa vadeli – popülist seslenmesine karşı da zaaflı hale getirdi. Bu durum kimi ülkelerde geniş emekçi kesimlerin tepkilerinin göçmen karşıtlığı, milliyetçilik, mezhepçilik gibi temeller üzerinden yanlış hedeflere yönlendirilmesini olanaklı kılıyor. AKP gibi kimi örnekler ise yukarıda saydığımız temalar etrafında güçlü patronaj mekanizmaları inşa ederek kısa vadeli çıkarlara seslenen bir siyaset ve örgütlenme tarzı inşa ettiler. Radikal sağın yükselişinin dayandığı milliyetçi, mezhepçi, göçmen karşıtı motiflerin aynı zamanda neoliberalizmin toplumsal dokunun yapısını sarsmasının yarattığı boşlukları değerlendirerek güçlü bir aidiyet hissi sağlaması da sağın başarısında pay sahibi oldu.

Tablo bu olduğu ölçüde sosyalistlerin radikal sağın yükselişine bakıp sağın toplumsal karşılık bulan pratiklerinden bir şeyler öğrenmesi gibi bir yöntemin geçerli olamayacağı da açık. Ancak sağın yükselişinin kökenlerine ilişkin doğru bir kavrayışa sahip olmak kritik bir öneme sahip. Çünkü sağın yükselişinin temelde ideolojiler alanından köklerini aldığı varsayımına dayanan ve bu yükselişi milliyetçilik-ırkçılık bağlamına indirgeyerek bu ikisine karşı verilecek mücadeleyi öne çıkaran yaklaşımlar zaman zaman öne çıkabiliyor. Ancak, sürecin iktisadi temelleri görülmediği ölçüde bu yaklaşımlar solu yenilgiye mahkum siyasi yönelimlere hapsediyor.2 “Sağ yükselişin (ya da Türkiye solunun kullanmayı sevdiği haliyle neofaşizmin) karşısına kimlikçiliği temel alan bir demokrasi söylemiyle çıkmak sorunun kökenlerini yanlış ortaya koyduğu ölçüde ancak ve ancak başarısızlığı önsel olarak garanti altına alıyor. Ancak, radikal sağa olan yönelimin kökeninde neoliberalizmin yarattığı ekonomik tahribatın yarattığı öfkenin ve bu öfkeyi sınıfsal olmayan hedeflere yönlendiren hareketlerin olduğunu saptamamız halinde denklemi doğru kurmamız mümkün. Bu bir kez saptandıktan sonra, sosyalistlerin geniş halk kesimlerinin neoliberalizm karşıtı talep ve beklentilerini siyasal alanda ifade etme çabası ile radikal sağın neoliberalizm karşıtlığının içi boş karakterinin teşhirini birlikte yürütmesi mümkün.

“Zamanın ruhunu doğru anlamak devrimciler açısından kritik bir önem taşıyor: Önümüzdeki dönemin belirleyici sorunu liberallerle faşizm tehdidine karşı kim daha iyi mücadele edebilir yarışına girmekten çok, sağ popülizmin ideolojik ve siyasal etkisini kırarak geniş halk kitleleri içerisinde güç kazanmak ve neoliberalizmin karşısındaki tek gerçek alternatifin sosyalizm olduğunu göstermek olacak.”

Devrim Çetinocak, “Fransa eylemleri ne gösteriyor?” Genç Gazete, 5 Aralık 2018, Kaynak: https://gencgazete.org/fransa-eylemleri-ne-gosteriyor/

Peki Biz Ne Yapacağız?

Sosyalist hareket açısından işler radikal sağ için olduğu kadar kolay değil. Çünkü sosyalizm temelde emekçilerin farklı bölmelerinin kısa vadeli ve kimi zaman birbiriyle çelişebilir görünen çıkarlarını değil, işçi sınıfının tarihsel çıkarlarını ön plana çıkararak gerçek bir siyasal seçenek haline gelebilir.3Devrim’in ilk sayısında bu görevi şu şekilde anlatmaya çalışmıştık: “Emekçi kesimler içerisinde dağınık ve parçalı bir karakter taşıyan ve bazıları birbiriyle çelişen talep ve beklentileri işçi sınıfının tarihsel çıkarları ekseninde bir araya getirmek. Tek tek ülkeler ölçeğinde, tepkili emekçi kesimlerin karmaşasının oluşturduğu verimli nüveden bir siyasal sınıf yaratmak, bu sınıfın kültürel, örgütsel ve ideolojik düzlemlerde bir bütünlük ifade etmesini sağlamak.” Hasan Alper Ongan, “Olacak ama Biraz Uğraştıracak”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020. https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/olacak-ama-biraz-ugrastiracak/ Peki, bu süreçte bahsedilen kısa vadeli tepki ve beklentilerle kurulacak ilişkisi nasıl olacak? Bu sorunun yanıtı olarak genelde iki ana yönelim karşımıza çıkıyor. Bunlardan ilki mevcut tepki ve beklentileri temsil etme çabasına dayanan ama bunlarla sosyalizm hedefi arasında stratejik bir bağlantı kuramayan pragmatizm. İkincisi ise tarihsel çıkarları kısa vadeli beklentilerin karşısına koyulduğu ve temelde ideolojik seslenmeye dayalı bir apolitizm.4 Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bir değerlendirme için: Devrim Çetinocak, “Toplumsal Düzlemde Güç Biriktirmek”, Yeni Yazılar, Sayı: 14, Eylül-Ekim 2018. Ancak bu iki yönelimin de mevcut duruma yanıt üretmekten uzak olduğu açık.

Bize göre devrimcilik bugünün nesnelliği ve bunun içerisinde bu nesnelliğin içerisinde barındırdığı çelişkiler ile nihai hedef arasında kurulan ilişki üzerinden tanımlanabilir. Dolayısıyla emekçi kesimlerin kısa vadeli beklenti ve talepleri ile nihai hedef arasındaki yolu inşa etmek bizim açımızdan birincil bir görevdir. Dayanışma mekanizmaları da devrimci bir siyasal strateji için bu yolun inşasında işlevli olduğu ölçüde önem kazanmaktadır.

Böylesi bir stratejide dayanışmacı mekanizmaların iki temel işlevinden bahsedebiliriz. Bunlardan ilki kapitalizme karşı mücadeleyi mücadeleye katılanlar açısından sürdürülebilir hale getirmek. İkincisi ise işçi sınıfının farklı bölmelerinin farklılıklarını aşan bir sınıf kültürü ve ideolojisi üretmeye katkı sağlayacak bir mekânsal ve pratik ortaklık yaratmak.

İlk işlevi açacak olursak… Sosyalist mücadele açısından dayanışma ağlarını “geniş emekçi kesimlerin kapitalist toplumda varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu baş etme mekanizmaları” olarak tanımlamak bu ağları devrim stratejisinin tümüyle dışarısına yerleştirmek anlamına gelecektir. Mantıksal bir sonuç olarak bu ağların örgütsel ve siyasal işleyişle mesafeli biçimde kurgulanması gerektiğini varsayacak olan bu yaklaşımın kalıcı siyasi mevziler elde etmesini ummak ise saflık olacaktır. Bizim açımızdan yapılması gereken kapitalizmin tek tek emekçilerin sosyalist mücadele içerisinde var olmasını dahi ekonomik açıdan imkansıza yakın hale getiren yapısının karşısına dikilecek mekanizmaların inşası anlamında dayanışmacı bir siyaseti örgütlemektir.

İkinci olarak dayanışmacılık sınıf kültürünün ve ideolojisinin inşasında da kritik bir role sahiptir. Neoliberal dönemde toplumsal yapıyı bir arada tutan mekanizmaları silikleştiren süreç aynı zamanda işçi sınıfı için de olumsuz sonuçlara yol açmıştır. İşçi sınıfının mücadelesinin, kültürünün ve ideolojisinin üzerinde yeşerdiği örgütsel, mekansal ve kültürel alanlar bu süreçte ciddi bir aşınmaya uğramıştır. Dolayısıyla sosyalistlerin önünde halihazırda politik bir özne olarak var olan, kendisini kültürel, örgütsel ve ideolojik olarak ayırt etmiş bir sınıf hareketine yön vermenin çok daha ötesine geçen bir görev bulunmaktadır. Dayanışma ağlarının yaratacağı kültürel ve mekansal ortaklık ve bunların üzerine inşa edilecek mücadele pratikleri işçi sınıfının bir siyasal aktör olarak inşası bağlamında işlev kazandırılabilecek mekanizmalar olarak görülmelidir.

Toparlayacak olursak… Devrimcilerin açısından dayanışmacılık sağın sunduğu sadaka kültürünün ya da mezhepsel/etnik aidiyetlerin bir alternatifi olarak kavranamaz. Bizim kuracağımız dayanışma ağları neoliberalizmin mevcut krizinin yarattığı boşluklara odaklanan ve bu boşlukların ürünü olan çelişkilere devrimci yanıtlar üreten mekanizmalar olarak kavranabilir. Bu anlamda görevimiz, yoksulluğu kapitalizm içerisinde sürdürülebilir kılmak değil, yoksulluk karşısında verilecek devrimci mücadeleyi sürdürülebilir kılmak ve bu mücadelenin bir sınıf kimliği inşa etmesini sağlamaktır.

Notlar:

[1] Bu konuda dergimizin ilk sayısında yer alan iki değerlendirmenin okunması bu tartışma açısından da bütünleyici olacaktır:
Hasan Alper Ongan, “Olacak ama Biraz Uğraştıracak”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020. https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/olacak-ama-biraz-ugrastiracak/
Duncan Thomas, “Yıkıntıyı İncelemek”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, çev: Zozan Baran. https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/yikintiyi-incelemek/

[2] “Sağ yükselişin (ya da Türkiye solunun kullanmayı sevdiği haliyle neofaşizmin) karşısına kimlikçiliği temel alan bir demokrasi söylemiyle çıkmak sorunun kökenlerini yanlış ortaya koyduğu ölçüde ancak ve ancak başarısızlığı önsel olarak garanti altına alıyor. Ancak, radikal sağa olan yönelimin kökeninde neoliberalizmin yarattığı ekonomik tahribatın yarattığı öfkenin ve bu öfkeyi sınıfsal olmayan hedeflere yönlendiren hareketlerin olduğunu saptamamız halinde denklemi doğru kurmamız mümkün. Bu bir kez saptandıktan sonra, sosyalistlerin geniş halk kesimlerinin neoliberalizm karşıtı talep ve beklentilerini siyasal alanda ifade etme çabası ile radikal sağın neoliberalizm karşıtlığının içi boş karakterinin teşhirini birlikte yürütmesi mümkün.

“Zamanın ruhunu doğru anlamak devrimciler açısından kritik bir önem taşıyor: Önümüzdeki dönemin belirleyici sorunu liberallerle faşizm tehdidine karşı kim daha iyi mücadele edebilir yarışına girmekten çok, sağ popülizmin ideolojik ve siyasal etkisini kırarak geniş halk kitleleri içerisinde güç kazanmak ve neoliberalizmin karşısındaki tek gerçek alternatifin sosyalizm olduğunu göstermek olacak.”

Devrim Çetinocak, “Fransa eylemleri ne gösteriyor?” Genç Gazete, 5 Aralık 2018, Kaynak: https://gencgazete.org/fransa-eylemleri-ne-gosteriyor/.

[3] Devrim’in ilk sayısında bu görevi şu şekilde anlatmaya çalışmıştık: “Emekçi kesimler içerisinde dağınık ve parçalı bir karakter taşıyan ve bazıları birbiriyle çelişen talep ve beklentileri işçi sınıfının tarihsel çıkarları ekseninde bir araya getirmek. Tek tek ülkeler ölçeğinde, tepkili emekçi kesimlerin karmaşasının oluşturduğu verimli nüveden bir siyasal sınıf yaratmak, bu sınıfın kültürel, örgütsel ve ideolojik düzlemlerde bir bütünlük ifade etmesini sağlamak.” Hasan Alper Ongan, “Olacak ama Biraz Uğraştıracak”, Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020. https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/olacak-ama-biraz-ugrastiracak/

[4] Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bir değerlendirme için: Devrim Çetinocak, “Toplumsal Düzlemde Güç Biriktirmek”, Yeni Yazılar, Sayı: 14, Eylül-Ekim 2018.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.