Çevre krizinin asıl sorumlusu sermayedarların piyasaya sunduğu doğa dostu etiketli ürünlerin hem bir göz boyama hem de daha fazla kâr elde etmek için bir fırsat olduğu gözler önüne seriliyor.

Çevre krizine dair tartışmalar son yıllarda hem ülkemiz hem de dünya kamuoyunda azımsanamayacak bir yer kaplıyor. Her ne kadar ekosistemin devamlılığını tehdit eden unsur insanların ekonomik faaliyetleri olsa da, tasarruflu ampul kullanarak ya da doğaya zararsız olduğu iddia edilen ürünler tüketerek bireylerin tekil iradeleriyle bu krizin çözülebileceğinin mümkün olduğuna dair bir algı da çokça üretiliyor. Derrick Jansen ve Stephanie McMillan, Dünya Yanarken İnkar Etmek İçin Yapabileceğiniz 50 Basit Şey1 Derrick Jensen, Stephanie McMillan. 2010. Dünya Yanarken İnkar Etmek için Yapabileceğiniz 50 Basit Şey, çev. Yıldız Temürtürkan, Ankara: Minima Yayıncılık adlı çizgi romanlarında çevre krizinin insanların ekonomik faaliyetlerinden doğan politik bir sorun olduğunun altını çizerken, bu gerçeği göz ardı ederek önerilen birey odaklı çözümlerin sert bir eleştirisini çizgi romanın kendine özgü olanaklarını kullanarak sunuyor.

Dünyayı sömürmek için uzaydan gelen makineler ile ABD Başkanı’nın altın karşılığında işbirliği yapması sonucunda, şirketler karlarını bölüşmemek için makinelere karşı başkanı kendi yanlarına çekmeye çalışırken; Banabella ve arkadaşı her iki tarafa karşı bir mücadele verir. Tüm bunlar olurken çevre krizine dair yürütülen tartışmalardaki çeşitli yaklaşımlara denk düşen karakter ve durumların okuyucunun karşısına çıkmasıyla güncel durumun bir eleştirisi yapılıyor.
Örneğin; çevre krizini sonlandırmak adına sürekli tasarruf önerileri yapan Banabella’ya bir türlü ikna olmayan arkadaşı, bu tasarruf önerileri tüm yurttaşlar tarafından uygulasa dahi bunun yine de çevre krizini durdurmada yeterli olmayacağını ve bunun bir sistem sorunu olduğunu matematiksel verilerle açıklar. Bu sırada tartışmaya açılanın yalnız Banabella’nın fikirleri değil, çevre krizine dair güncel tartışmalarda okuyucunun da aşina olduğu bireysel tasarrufu merkeze alan bir yaklaşım olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.

İşte bu noktada yazının girişinde çizgi romanın kendine özgü olanakları derken neyin kastedildiğini kısaca açmak faydalı olacaktır. Scott McCloud’a göre2 Scott McCloud. 2018. Çizgi Romanı Anlamak, çev. M. Cem Ülgen. İstanbul: Sırtlan Kitap, s. 30. , çizgi romanda ya da genel olarak karikatüre dayanan anlatımda sanatçı tarafından çizimin spesifik özelliklerinin öne çıkarılması ile bir “basitleştirme” gerçekleştirilir. Çizimdeki bu basitleştirme, çizimle aktarılmaya çalışılan fikrin daha abartılı bir hale bürünmesini ve ön plana çıkmasını sağlar. Ancak basitleştirerek abartmanın tek sonucu bu değildir. Bu basitleştirme sayesinde okuyucunun kendisini karakterler ile özdeşleştirip hikayenin bir parçası olması çok daha fazla kolaylaşır. Bu da abartılan fikirlerin çok daha yoğun olarak okuyucuya aktarılabilmesini sağlar.

Dolayısıyla tartışmaya açılanın yalnızca Banabella’nın fikirleri olmadığını söylemek abartı değil. Dahası, çizgi romanın kendine özgü olanakları sayesinde bu fikrin güncel tartışmalarda düştüğü nokta da okuyucu için diğer anlatım biçimlerinin çoğuna göre daha açık ve kolay anlaşılabilir kılınıyor. Elbette okuyucunun çevre krizi gibi halihazırda kamuoyunda oldukça fazla yer kaplayan bir başlığa dair okuduğu hikayede güncel tartışmalar ile bağ kurmasının zaten mümkün olduğu eklenebilir. Ancak arkadaşı Banabella’nın birey odaklı tasarruf önerilerini hızla çürütürken okuyucunun çizgi romandaki bu tartışma ile güncel tartışmaların arasındaki bağı kolayca kurabilmesinde çizgi romanın kendi olanaklarının payını görmezden gelirsek haksızlık etmiş oluruz.

Geçtiğimiz sayıda çevre krizinde sorunu çözmek adına kendini bir özne olarak kurgulamaktan ziyade, insanları sorunu çözebileceği düşünülen güç unsurlarına baskı yapmaya çağıran bir trendin yükselişte olduğuna değinmiştik.3 Sinan Akmeşe, “Çevre Krizi: Neler Oluyor, Biz Neresindeyiz?” Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, s. 49-50. https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/cevre-krizi-neler-oluyor-biz-neresindeyiz/ Kitapta okuyucunun karşısına başkana mektup gönderme kampanyaları ve ünlülerle çeşitli organizasyonlar düzenleyen bir kuruluş olarak çıkan bu yaklaşım, aslında hikayede oldukça küçük bir yer kaplıyor. Ancak hikayenin başkanın mektupları tuvalet kağıdı olarak kullanması ile devam etmesi sayesinde sorunu üreten unsurlardan çözüm beklemenin etkisizliğinin güçlü bir eleştiriye maruz kaldığını söylemek mümkün.

Kitapta bu kadar az yer kaplayan bir durumun ters orantılı olarak bu kadar sert ve etkili bir eleştiriye maruz kalması ve bunun okuyucunun da aklında kalacak şekilde sunulmasını anlamak için, yine çizgi romanın kendi dilinin sağladığı olanaklara kısaca bir göz atmak faydalı olacaktır. Randy Duncan ve Matthew J. Smith çizgi romanın üretim sürecinin indirgeyen, okuma sürecinin ise çoğaltan bir karaktere sahip olduğunu vurgularlar4 Randy Duncan ve Matthew J. Smith. 2014. The Power of Comics. New York: Continuum Books, s. 133. . Burada bahsedilen; çizgi romanın üretim sürecinde sanatçının anlatmak istediği hikayeyi sayfalarda ve panellerde göstereceği “anlara” bölerken neyi göstereceğini seçip neyi göstermeyeceğini elerken iletmek istediği fikri ve hikayeyi panellere sıkıştırılmış ve yoğunlaştırılmış bir şekilde sunması olarak özetlenebilir. Sanatçının hem çizim hem yazım sürecinde gerçekleştirdiği bu indirgeme, kısacık panellerde ve sayfalarda bile okuyucuya çok geniş bir fikrin yoğunlaştırılmış halinin sunulmasını mümkün hale getirir. Dolayısıyla küçücük bir sayfa bile okuyucunun zihninde hikayede kapladığından çok daha geniş bir düşünceye karşılık gelebilir. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, kitabın kendisinde çok küçük bir yer kaplayan bir durumun okuyucu tarafından çok daha ileri bir seviyede algılanması mümkün kılınır.

Benzer bir örnek ise kitapta şirketler ile işbirliği yaparak doğayı sömüren politikacının kamuoyunda çevreci bir üne sahip olması olarak gösterilebilir. Kamuoyunda çevreci olarak tanınan politikacı, şirket sahibi patrona “doğa dostu” ürünleri piyasaya sunmasını ve üretimde ortaya çıkacak masraf farkını daha yüksek fiyatlar ile tüketicilere yıkmasını önerir ve çevrecilerin doğruyu yaptıklarını söylemek pahasına yüksek fiyatlı bu ürünleri tüketeceğini hatta her şeyi yapacağını söyler. Bu durumu ise “sürdürülebilir aşırı tüketim” olarak adlandırır. Yukarıda bahsedilen çizgi romana özgü olanağın bir örneği olarak değerlendirilebilecek bu kesitte bir sayfanın içinde; çevre krizinin asıl sorumlusu sermayedarların piyasaya sunduğu doğa dostu etiketli ürünlerin hem bir göz boyama hem de daha fazla kar elde etmek için bir fırsat olduğu gözler önüne seriliyor. Aynı zamanda sistemi karşısına almayan ve bir yaşam tarzına dönüşmüş politik doğruculuğun etkisizliğinin sert bir eleştirisi yapılıyor.

Dünya Yanarken İnkar Etmek İçin Yapabileceğiniz 50 Şey, çevre krizine dair yaygın olan eğilimleri tartışmaya açarak çevre krizini ortaya çıkaran unsurun ekonomik sistem olduğunun altını çizdiği ve radikal bir şekilde bu sisteme karşı çıkılmadıkça insanlığın ve ekosistemin devamlılığının sağlanamayacağını önererek çok değerli bir söz söylüyor. Kitap sadece önerdiği bu radikal ve kopuşçu yaklaşımdan ötürü bile oldukça ufuk açıcı olarak değerlendirilmeyi hak ediyor. Fakat buraya kadar bahsettiğimiz bu eleştirel yaklaşımın kitabın sonunda gerçekçi bir strateji ve çözüm ile buluştuğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil. Banabella ve arkadaşlarının hayvanlar ve bitkilerle birlikte makineleri patlatması ile hikayenin sonunda çevre krizini ortaya çıkaran unsur olan kapitalist sistemin ortadan kaldırılmasından ziyade insanlığın bütün teknolojik ve bilimsel ilerlemelerinden vazgeçmesi gibi gerçekçilikten uzak bir yol çözüm olarak sunuluyor.

Kitabın sonunda varılan bu çözümsüzlük halinin yazarlara atfedilecek tekil bir durum olarak değerlendirmesinden ziyade, çevre hareketinin bugün içinde bulunduğu çıkışsızlık ile ilişkilendirilmesi yerinde olacaktır. Bu çıkışsızlık halini oluşturan problemlerden birisi çevre hareketinin düzen tarafından siyasetin dışına itilip “duyarlılık” olarak kodlanması. Diğeri ise hareketin çevre krizini kendinde bir sorun olarak ele alması ve bu sebeple çözüm arayışlarının var olan sistemin ufkuna sıkışması. Yazarların bu sorunlardan ilkinin farkında olup eleştirisini verirken, ikinciyi tekrarladıklarını söyleyebiliriz.

Ancak burada altını çizmemiz gereken bir diğer nokta da, toplumsal hareketlerin ufkunun mevcut sistemin ötesini görmekte zorlanmasındaki en önemli unsurlardan birinin sosyalistlerin etkisizliği olduğu. Çevre krizine da tepkilerin bir uzantısı olarak insanlığın üretim ve tüketim alışkanlıklarının ve büyüme odaklı ekonominin tartışmaya açılmasının sosyalizmin düşünsel ufkuyla belirgin bir uyum içinde olmasına rağmen, sosyalistlerin çevre krizine dair tartışmalarda ağırlık sahibi olmadığı ve kendini bir alternatif olarak ortaya koymadığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla, çevre hareketini sistem içi olmakla itham edip daha radikal bir kopuşu arayan yaklaşımların karşılaştığı çözümsüzlük tartışılırken bunun da göz önünde bulundurulması önemli. Örneğin, kitaptaki “sürdürülebilir aşırı tüketim” eleştirisinden bahsettik. Bariz bir şekilde sosyalizmin temel tezleri ile uyumlu olan bu eleştirinin pazar ekonomisi ve meta üretimi gibi kavramlarla buluşmaması sosyalistlerin etkisizliğinin bir sonucu. Kısacası, kitabı sosyalistlerin eksik kaldığı başlıkların da bir yansıması olarak okumak mümkün.

Toparlayacak olursak Derrick Jansen ve Stephanie McMillan’ın kalemlerinden çıkan Dünya Yanarken İnkar Etmek İçin Yapabileceğiniz 50 Basit Şey okuyucuya çevre krizine dair özgün ve eleştirel bir yaklaşım sunuyor. Kamuoyunda oldukça yer kaplayan çevre krizi tartışmalarına dair ana akım birçok kanal tarafından “dokunulmaz” kabul edilen politik doğrucu ve bireysel tasarruf odaklı yaklaşımlar kitapta oldukça etkili bir şekilde eleştiriliyor.

Bu yaklaşımların yalnızca etkisizlikle değil aynı zamanda asıl sorunu gizlemeye yardımcı olarak sistem için elverişli olmakla da eleştirildiğini eklemek yerinde olacaktır. Keza kitabın adı da “Dünyayı kurtarmak için yapabileceğiniz 50 şey” gibi listelerin aslında denk düştüğü noktanın iğneleyici bir ifadesi. Kitabın sonunda vardığı bilimin reddiyesine varan yaklaşım ise yukarıda bahsettiğimiz şekilde sorunlu olmakla birlikte, sosyalistlerin çevre krizine dair tartışmalarda ideolojik olarak baskın olmamasının ve bu alanda kendini bir alternatif olarak sunamamasının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Kısacası, Dünya Yanarken İnkar Etmek İçin Yapabileceğiniz 50 Şey, çevre krizine dair kendi üslubuyla eleştiri yapan bir çizgi roman olarak okuyucunun karşısına çıkıyor.

Notlar:

[1] Derrick Jensen, Stephanie McMillan. 2010. Dünya Yanarken İnkar Etmek için Yapabileceğiniz 50 Basit Şey, çev. Yıldız Temürtürkan, Ankara: Minima Yayıncılık

[2] Scott McCloud. 2018. Çizgi Romanı Anlamak, çev. M. Cem Ülgen. İstanbul: Sırtlan Kitap, s. 30.

[3] Sinan Akmeşe, “Çevre Krizi: Neler Oluyor, Biz Neresindeyiz?” Devrim, Sayı: 1, Ocak 2020, s. 49-50. https://dsosyal.com/devrim/sayi-1/cevre-krizi-neler-oluyor-biz-neresindeyiz/

[4] Randy Duncan ve Matthew J. Smith. 2014. The Power of Comics. New York: Continuum Books, s. 133.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.