Bir tarafta ne olursa olsun çalışmak zorunda olanlar, diğer tarafta başkalarının emeği ile lüks hayat sürenler. Peki, o zaman sormak lazım asıl parazit kim?

Bong Joon-ho’nun 72. Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan ve Altın Palmiye ödülünü kazanan filmi Parazit,  kuşkusuz 2019 yılında adından en fazla bahsedilen filmlerden oldu. 

Yönetmenin diğer filmlerinden alışık olduğumuz, sinema türleri arasında gezinmesi ve alışıldık kalıpların dışına çıkmasının üstüne

bir de yalın bir sınıfsallık anlatısı eklenince, film tüm dünyada ilgi gördüğü gibi bizim de dikkatimizi çekti.

Ekonomik kriz ve yoksulluğun dünyanın her yerinde üst seviyeye çıktığı bir dönemde, Güney Kore’de ama bize de hiç uzak olmayan yoksul bir ailenin “trajikomik” hikâyesine odaklanır filmimiz.

Kameranın sokak seviyesinin altına inmesi ile yönetmen bizi, aile fertleri ile tek tek tanıştırır. Önce evin oğlu, yüzyılımızın temel ihtiyacı haline gelmiş interneti ararken çıkar karşımıza, hemen ardından evin akıllı ve biraz da kurnaz kızı. Daha sonra ise kamera, artık iş aramaktan bıkmış ve umutsuzluk ile boş vermişlik arasında bocalayan baba ile ufak da olsa pizza işinden gelecek paranın peşinde olan anneye döner. Yönetmen bizi bütün detayları ile gerçekçi bir yoksulluğun içine çektiği andan itibaren ise hikâye örülmeye başlar.

Ki-woo’nun, arkadaşı sayesinde, Parkların evine İngilizce öğretmeni olarak girmesi ile filmin diğer sınıfsal karakterleri ve mekânı ile tanışmaya başlarız. Bu andan itibaren filmimiz Kim ailesinin, “saf” ve “merhametli” Park ailesinin evine sızmasını anlatan bir dolandırıcılık hikâyesi olarak ilerlemeye başlar ve Kim ailesinin hayatlarını sürdürebilmek için adeta parazit gibi Park ailesine mahkûm hale gelişini izleriz.

“Zenginler iyi insanlardır”

Film boyunca Park ailesi iyi ve saf insanlar olarak çizilir. Öyle ki Kim ailesi, bu iyilik ve saflık hallerinden yararlanarak Parkların evine sızarlar. Yönetmen, klasik kötü zengin-iyi fakir anlatısı yerine, “iyi” zenginler ve hayatta kalabilmek için “kötülük” yapmak zorunda kalan yoksullar portresi yaratır. Bu portrenin kendisi aslında filmin de merkezine yerleşir. Kim ailesi, hayatlarını daha rahat koşullarda sürdürebilmek için başkalarının işlerinden olmasına sebep olan düzenbazlarken, Park ailesi iyilikseverdir. Ancak bu portre, filmin belki de en çarpıcı diyaloğu ile bozulur.

Park ailesinin, oğullarının doğum günü sebebiyle evden uzaklaşmasını fırsat bilen Kim ailesi evde âlem yapar. Baba Ki-taek, Park ailesinin onlara sunduğu imkânlara şükretmek anlamını da taşıyacak bir söz söyler: “ Zenginler ama aslında iyi insanlar.” Babanın bu sözlerine itiraz ve düzeltme anneden gelir: “ Zenginler ama iyi insanlar değil zengin oldukları için iyi insanlar.” Bu cümlenin hemen ardından ise Kim ailesi başka bir bodrumun mensubu olan evin eski hizmetçisi ve eşi ile kanlı bir hayatta kalma mücadelesine girişir. Yoksulluk, Kim ailesini hayatta kalmak için kötüleştirecektir.

İki Sınıf İki Mekân

Film boyunca karşımıza temelde iki mekân çıkar: Kim ve Park ailelerinin evleri. 

Kimlerin evi, şehrin içerisinde bulunması, çevresi ve atmosferi ile olabildiğince detaylı anlatılırken Park ailesinin evi,  şehrin en tepesinde yer alan korunaklı ve dışarı ile bütün ilişkisi kesilmiş özel bir alan olarak sunulur. Alan o kadar özelleşmiş durumdadır ki zengin aile hayatlarını sadece bu görkemli yerde sürdürür. Anne Park, market alışverişi dışında bu korunaklı alanından hiç ayrılmayacaktır film boyunca.

Mekânlar üzerinden tezatlık kuran yönetmen, Kim ailesinin evini şehrin merkezine ve karmaşanın içerisine yerleştirirken Park ailesinin evini şehrin ve toplumsal alanın dışında verir. Mekânların bu yönde tercih edilmesinde özel bir metaforlaştırmadan ziyade sınıfsal gerçekliğin yansıması vardır. Ancak, yönetmen iki mekânı yansıtırken kullandığı ışık seçiminde, Parkların evini aydınlık ve temiz verirken Kim ailesinin kullandığı mekânların tamamında karanlık ve kirli bir yansıtma seçer.

Kim ailesinin yaşadığı yer ve evin eski hizmetçisinin kocası olan Geun-sae’nin yaşadığı bodrum arasında bir özdeşlik kuran yönetmen, burada metaforik bir anlatımı tercih ederek yoksul ve zengin arasında bir alt üst ayrımı yapmıştır. Filmin bir sahnesinde geçen Ki-taek’in:  “Burada nasıl yaşıyorsun?” sorusuna, Parkların bodrumunun ev sahibi olan Geun-sae : “ Pek çok insan yer altlarında yaşıyor bodrumlar da dâhil” yanıtını verir. Aslında bu diyalog mekânlar üzerinden yoksulluğunun Kim ailesinin yüzüne vurulmasıdır. Gerçekten de Kim ailesinin yaşadığı yer, zengin evinin bodrumundan ne kadar iyi haldedir?

Park ailesinin evinin şehrin tepesinde olması ve yoksul Kim ailesinin evlerinin şehrin altında olması da mekânsal anlamda bir diğer tezatlık olarak karşımıza çıkar. Yönetmen buradaki karşıtlık durumunu, bana kalırsa filmin en etkileyici sahnesi olan Kim ailesinin evden kaçması ile seyirciye yansıtır. Parkların çıktıkları tatilden aniden dönmesi ile apar topar evden ayrılmak zorunda kalan ailemizin, şehrin en tepesinden en altına kadar süren uzun yolculuğunda, kamera yakın planlardan çıkarak, bize şehrin ve yoksulluğun panoramasını gösterir. Hep yakından görmeye alıştığımız karakterler bu sefer yağmurun altında, şehrin kiri ve yoksulluğunun ortasında çaresizdir. Yukarıdan aşağıya indikçe yoksulluk artmakta, adeta yönetmen bize bir sınıf piramidi yansıtmaktadır. Birileri için “Amerikan çadırı” altında oynayan çocuklarını seyrederken fantezi kurmaya yarayan yağmur; şehrin geri kalanı için evsizlik ve boka batmak anlamına gelir. Yönetmen, bize bu sahneyle doğal felaketlerin kendisinin bile sınıfsal olduğunu gösterir.

Yoksulluğun Kokusu

Yönetmenin sınıfsal farklılıkları belirginleştirirken öne çıkardığı unsurlardan biri mekânsal tezatlık ise diğeri de kokudur. 

Filmin birçok yerinde farklı bağlamlarda geçen koku ilk olarak evin küçük oğlunun, Kimlerin kokusunun aynı olmasını fark etmesi ile seyirciye yansır. Eve sızmak için başarılı bir oyun kuran karakterlerimizi, aile fertleri üzerine sinen koku ele verir. Kim ailesi bu olaydan sonra sabunlarını değiştirerek çözüm aramaya çalışsa da sorunun düşündüklerinden daha büyük bir sebebi vardır: yoksulluk.

Parklara yabancı gelen Kim ailesinin kokusu, bir apartmanın rutubetli bodrum katı, çöp yığınları, sokağa işeyen adamlar, metrodaki emekçiler yani kısacası yoksulluktur. Yönetmen bu ayrıntı ile mekân üzerinden çizdiği sınıfsal ayrımı koku ile derinleştirir.

Filmin çeşitli bölümlerinde baba Park’ın kokudan rahatsız olması ve bunu Kim ailesinin salondaki sehpanın altında mahsur kaldığı sahnede dillendirmesi, bu sınıfsal ayrımın yansıması olarak çıkar karşımıza. Hep haddini aşacak gibi duran ama asla aşmayan Ki-taek’te haddini aşan şey kokusudur. Kaynatılmış ıslak bezin veya metrodaki insanların kokusu. Park ailesinin zengin yaşantısına sızan bir anlamda da bu kokudur. 

Filmin parlama sahnesi ise yine koku ile gelecektir. Kim ailesi için zor geçen gecenin ardından, Park ailesinin küçük çocuğuna “mesai” ücretleri ödenen doğum günü partisi hazırlanır. Ki-taek ile alışverişe çıkan anne Park, izole yaşantısında çoktan unuttuğu kokuyu, sel baskının da etkisi ile tekrar alır ve arabanın camını açar. Saf ve iyi niyetli insanların gece kendileri hakkında konuştukları üzerine gelen bu hareket, karakterimizde bir kırılma yaratır. Ki-taek’in “ücretini” alarak Kızılderili olduğunda takındığı yüz ifadesi, giyilen kıyafetlere duyulan öfkenin değil, masanın altında mahsur kaldığı anda başlayan yoksullukla yüzleşmesinin ürünü olarak karşımıza çıkar. 

Doğum günü partisinden önceki gün yaşanan olaylar, Kim ailesinin kontrolünden çıkar ve evin eski hizmetçisi hayatını kaybeder. Ölen eşinin intikamını almak isteyen Geun-sae doğum günü partisini bıçakla basarak Kim ailesini hedef alır. Bu andan itibaren ise Avrupalıların “Asian Extreme” dedikleri, Asya sinemasına özgü bir şiddet sarmalının içinde buluruz kendimizi. Bodrum sakinleri arasındaki savaş devam ederken Park ailesinin küçük oğlu çocukluk travması ile karşılaşır ve bayılır. Çocuğun bayılması ile panik olan aile Ki-taek’ten arabalarının anahtarını ister ancak baygın halde taşınan oğlunu gören ve kızı kanlar içerisinde kucağında olan baba şoktadır. Bütün bu sarmalın içerisinde baba Park’ın, yerde ölü yatan 

Geun-sae’nin altından anahtarı almaya çalışırken kokuya verdiği tepki, bugüne kadar planların dışına çıkmayan ve üzerine düşen görevi soğukkanlılıkla yerine getiren Ki-taek’in kontrolünü kaybetmesine sebep olur. Ve seyircinin beklemediği kırılma bu sahnede gerçekleşir. Ki-taek, ailesini kurtarmak yerine hikâyenin akışını bozarak önceki günden beri biriken öfkesinin patlamasını yaşar ve patronunu öldürür. 

Film, bu sahneden sonra yavaşlar ve olay gününün ardı seyirciye yansır. Parklar evden taşınırken Kim ailesi parçalanır. Da-hye olay yerinde hayatını kayber. Ki-woo aldığı darbeler sonucu beyin sarsıntısı geçirir ve Ki-taek Parkların evinin bodrumuna mahkûm olur.

Yönetmen, filmin sonunda Ki-taek’i başka bir bodrumda yaşamaya bırakır. Daha önce mekânlar üzerinden verdiği tezatlığı burada da sürdüren yönetmenimiz, yoksulların mahkum olduğu dünyayı metaforik olarak bize verir. Burada anlatıyı güçlendiren asıl unsur olarak karşımıza Ki-woo’nun, ağır beyin travmasının da etkisiyle, çalışıp zengin olarak babasını kurtarma planı çıkar. Yönetmen bir röportajında hesaplarına göre Ki-woo’nun çalışarak evi almasının 540 yıl süreceğini söyler. Mahkûm olunan yoksulluktan kurtulmak karakterlerimiz ve emekçiler için kapitalizm sınırlarında imkânsızdır. 

Asıl Parazit Kim?

Park ailesi ünlü bir mimardan aldıkları evlerinde yaşam sürmekteyken Kimlerin bu eve parazit gibi yerleşmesi filme ismini verir. Kim ailesi, parazit benzetmesine rağmen yaşamak için çalışmak zorundadır. Yaptıkları dolandırıcılık kolay yoldan para kazanmak için değil, emeklerini daha iyi fiyata, daha iyi şartlarda satabilmek içindir. Parazit olmaları dahi iyi çalışmalarına bağlıdır.

Peki ya Park ailesi?  Film boyunca evinden hiç çıkmayan anne Park, ev ve çocukların işleri için işçi çalıştırmakta, hizmetçinin kovulduğu kısa zaman aralığında bile kendi hayatını idame ettirememektedir. Baba Park’ı ise genelde arabasında, korunaklı camların ardında görmekteyiz. Park’ın çalıştığı tek sahne Ki-taek’in iş görüşmesine gittiği sahnedir. O sahnede bile Park, sadece emirler yağdırarak başkalarından bir şeyler ister. 

Film boyunca Kim ailesi yaşamak için Parklara parazit gibi tutunur. Peki herhangi bir işini kendi yapmayan Park ailesi, zenginliklerini bütün çalışanlarına parazit gibi tutunarak sağlamadılar mı? 

Bir tarafta ne olursa olsun çalışmak zorunda olanlar, diğer tarafta başkalarının emeği ile lüks hayat sürenler. Peki, o zaman sormak lazım asıl parazit kim?

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.