Ülkemize yıllar içinde giriş yapan ve kalıcı olacakları artık belli olan milyonlarca insanı yok saymak, karşımıza almak, gericiliğin çekim alanına terk etmek gibi bir lüksümüz yok.

7 Yıldır artarak Türkiye’de kentli nüfusun parçası haline gelen Suriyeli mülteciler, büyük bir gerçeklik haline gelmiş durumda. Ancak bu gerçeklik, ne yazık ki “Gitsinler mi, kalsınlar mı?” basitliğinin ötesinde tartışılmıyor. Türkiye’de iktidarı alma iddiamızın gereği olarak bu büyük gerçekliği ve bu gerçeklik hakkında solun sözünü tartışmayı ertelenemez bir görev olarak görüyoruz.

Sayılarla Suriyeli Mülteciler

Resmi kayıtlara göre Suriyeli mültecilerin sayısı 3.691.333’e, Türkiye nüfusuna oranları ise %5’e ulaşmış durumda.1Söz konusu sayı, 27 Kasım 2019 itibariyle geçerli olan verilere dayanmaktadır. Bu yazıda yer verilen tüm sayısal veriler için Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerinden yararlanılmıştır. Ayrıntılar için bkz. TC İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü. Kaynak: https://goo.gl/sg9ktH Erişim tarihi: 14 Aralık 2019 Kimi şehirlerde bu oran daha yüksek seyrediyor. Sınır hattında yer alan Kilis’te %81,20 gibi çarpıcı bir orana rastlanırken Hatay (%27,38), Gaziantep (%22.32), Şanlıurfa (%21,13), Mersin(%11,35), Adana(%10,87) ve Mardin (%10,61) gibi illerde de oran %10’un üzerine çıkıyor.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye’de yıllara göre Geçici Koruma kapsamındaki Suriyeli sayısı yukarıda verdiğimiz grafikte gösteriliyor.227 Kasım 2019 itibariyle geçerli verileri yansıtmaktadır.

Yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi, 7 yıl içinde düzenli olarak artan bir sayıdan söz ediyoruz. Üstelik bu nüfusun büyük çoğunluğu yerel halkla iç içe yaşamakta olup bunun oranı hızla artmaya devam ediyor. Geçici Barınma Merkezlerinde yaşayan Suriyelilerin sayısı 10 Ocak-27 Kasım 2019 tarihleri arasında, yani yalnızca 10 buçuk ayda 143.558’den 61.781’e, oransal olarak da %3,96’dan %1,67’ye düştü.310 Ocak 2019 tarihiyle işaretlenen veriler, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü sayfasına 19 Ocak 2019 tarihinde yapılan girişle elde edilmiştir. Yani Suriyeli mülteciler, uzun bir süredir ve artan şekilde kentli nüfusun parçası.

Suriyeli mülteciler, illere homojen şekilde dağılmayıp belirli illerde yoğunlaşıyor. Geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı bakımından İstanbul (555.179) birinci sırada olup İstanbul’u Gaziantep (452.788), Hatay (440.699), Şanlıurfa (430.232) ve Adana (241.230) izliyor. Yakın zamana kadar İstanbul’da kayıtlı olan sayıya yakın kayıtsız Suriyeli mültecinin de yaşadığı tahmin edilmekteydi. Ancak İstanbul Valiliği’nin Temmuz ayından bu yana “düzensiz göçle mücadele” kapsamında İstanbul’a kayıtlı olmayan Suriyelileri İstanbul dışına nakletmeye başlamış olması nedeniyle kayıtsız Suriyeli sayısının düştüğü tahmin ediliyor.

Özetle, Suriyeli mülteciler artık Türkiye’de yerleşik nüfusun kayda değer bir parçasını oluşturuyor ve belirli illerde sayı ve oran olarak daha fazla varlık gösteriyor. Bu durum, nasıl değerlendirildiğinden bağımsız olarak ülkemizin gerçekliğinin parçasıdır ve Türkiye’de iktidar mücadelesi veren bizler tarafından veri alınmak durumundadır.

Suriyeliler ekmeğimizi elimizden mi alıyor?

Suriyeli mültecilerle ilgili farklı önyargılar mevcut. Üstelik birbiriyle çelişen önyargıların aynı anda savunulabildiği de görülüyor. Örneğin Suriyeli dilencilerin her yanı sarmasından ya da Suriyelilerin çok ucuza çalışarak tüm işleri elimizden almasından şikayet eden kişiler, aynı Suriyelilerin bir eli yağda bir eli balda yaşadığını, devlet kurumlarından çok büyük yardımlar aldıklarını da düşünebiliyor.

Suriyelilerin üniversiteye sınavsız girdiği, istedikleri yerde çalışabildikleri, hastanede sıra beklemedikleri, Suriyelilere yapılan tüm yardımların Hazine’den karşılandığı gibi bir dizi galat-ı meşhur, bilgi kirliliğinin ürünü.4Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Mülteciler Derneği. 2019. Suriyelilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar. Kaynak: https://bit.ly/34iebFO Erişim tarihi: 15 Aralık 2019. En az bunlar kadar önemli olan bir diğer konu ise Suriyelilerin ortalama ücretlere ve istihdam oranlarına etkisi.

Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısının 2,5 milyonun biraz üzerinde olduğu 2015 yılı verilerine dayanılarak yapılan bir araştırma, Suriyeli göçmen akımının işçi ücretleri ve istihdam oranlarında sanıldığı gibi olumsuz etkilerde bulunmadığını ortaya koyuyor.5Doruk Cengiz ve Hasan Tekgüç. “Is It Merely A Labor Supply Shock? Impacts of Syrian Migrants on Local Economies in Turkey.” ASSA 2018 Annual Meeting, s. 1-68. 2017. Suriyeli mülteciler Türkiye’ye geldiklerinde yalnızca emek piyasasındaki rekabeti değil, toplam emek arzını yani üretim kapasitesini ve talebi de artırıyorlar ve bu durum, rekabet artışının olumsuz etkilerini telafi ediyor. Örneğin 2015 verilerine göre Suriyeli mültecilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde lise diploması olmayan işçilerin istihdamı %2, lise ve üzeri okullardan mezun olanların istihdamı ise %6,3 artış gösteriyor.6Doruk Cengiz ve Hasan Tekgüç. A.g.m., s. 16-17. Keza Suriyelilerin Türkiye’ye gelmeye başladığı yıl olan 2011’den 2015’e sınır bölgelerde Suriyeli ortağı olmayan yeni şirket sayısı %20’nin üzerinde artarken yeni bina inşaatlarında da metrekare bazında %44, bina sayısı bazında ise %33 artış gözlemleniyor.7Doruk Cengiz ve Hasan Tekgüç. A.g.m., s. 2 ve 22.

İşçi ücretlerinde de benzer bir tabloya rastlanıyor. Lise diploması olmayan tüm işçilerin ortalama ücretlerinin %4,8 düşüş ile %5,6 artış arasında bir değişim gösterdiği, üstelik Suriyelilerin gelişiyle birlikte lise diploması olmayan yerli işçilerin kayıt dışı istihdamdan kurtularak sigortalı işlerde çalışmaya başladığı ve dolayısıyla ücret, sosyal hak ve iş güvencelerinin arttığı görülüyor. Ayrıca asgari ücretin altında ya da %300’ünden fazla kazananlarda anlamlı bir değişik görülmezken asgari ücret ya da asgari ücretten %175-250 kadar fazla kazananların oranında belirgin bir artış gözlemleniyor. Bu artış, asgari ücret ve üzerinde kazananların tümü için %2,50 olurken asgari ücretten %175, %200, %225 ve %250 fazla kazananlar için sırasıyla %2,69, %2,11, %2,10 ve %2,19 oluyor.8Doruk Cengiz ve Hasan Tekgüç. A.g.m., s. 21. Son yıllarda gerek istihdam gerekse ortalama ücretlerde yurt genelinde görülen düşüşün nedeninin ise Suriyeli mülteciler değil yağma ekonomisinin krizi olduğunu herhalde söylemeye gerek yok.

Ekmeğimizin elimizden alındığı açık, ama bunu yapan Suriyeli mülteciler değil, tüm milletlerden patronlardır. İşimizi kaybediyorsak, ücretlerimiz düşüyorsa asgari ücretten daha azına kayıt dışı çalıştırılan Suriyeli sınıf kardeşlerimizle değil, kayıt dışı işçi çalıştırarak semiren inşaat ve tekstil patronlarıyla kavga edeceğiz. Ve elbette Suriyeli emekçilerin çalışma hayatına katılımını kolaylaştıracak adımların atılmasını savunacak, tüm kökenlerden emekçiler için eşit işe eşit ücret ilkesinden taviz vermeyeceğiz çünkü biz kimliklerimize, kökenlerimize göre bölündükçe emekçiler birbirine düşüyor, patronlar kazanıyor.

Mesele Kültürel Çoğulculuk mu?

Suriyeli mülteciler konusunda bir diğer yanlış ise “kültürel çoğulculuk” söylemi ve bunun meşruiyet kazandırdığı gerici “din kardeşlerimiz” söylemi. Bu konuda da sosyalizmin temel ilkelerinden hareket etmek durumundayız. İlkelerimiz nasıl ki göçmenlere yönelik şovenizmin karşısında yer alırken ikirciksiz davranmayı gerektiriyorsa kültürel ya da dinsel geleneklerin geri unsurları karşısında da Aydınlanma değerlerini tavizsiz savunmayı gerektiriyor.

Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin büyük çoğunluğunun tutucu dini yönelimlere sahip olduğu bilinen bir gerçek. Bu gerçeklik karşısında “kültürel çoğulculuk” gerekçesiyle Aydınlanma’dan taviz vermek, dostlukla yaklaştığımız bir halkın gerici unsurlarını meşrulaştırmak affedilmez bir hata olacaktır. Örneğin BM Kadın Birimi’nin (UN Women) 2018’de yayımladığı “Türkiye’de Geçici Koruma Statüsü Altındaki Suriyeli Kadınlar ve Genç Kızlara Yönelik İhtiyaç Analizi” araştırmasına göre Türkiye’deki Suriyeli mülteci kadınlar eğitim hayatına, meslek kurslarına ve çalışma hayatına katılamama nedenleri arasında dil engeli ya da çocuk bakma sorumluluklarının yanında “eşlerinin ya da partnerlerinin izin vermemesini” gösteriyorlar. Araştırmada yer verilen verilere göre Suriyeli kadınların yalnızca %15’i Türkiye’deki iş gücünde aktif rol alırken, araştırma kapsamında görüşülen kadınların %20’si eşleri/partnerleri izin vermediği için iş arayamadıklarını, %6,2’si ise eş ya da partnerlerinin meslek kurslarına katılmalarına izin vermeyeceğini beyan ediyor.9UN Women. Kaynak: https://goo.gl/LWpMfX Erişim tarihi: 19 Ocak 2019. Bu durumu herhalde “Suriye halkının kültürü” diyerek geçiştiremeyiz.

Bu noktada Suriyeli mültecilere dair umutsuz bir tablo çizdiğimiz düşünülmesin. Aksine Türkiye’de laikliğin toplumsal alandaki kazanımları ve kentleşme dinamiği, Suriyeliler arasında dinci gerici toplumsal dokunun çözülmesinde etkin rol oynuyor. Ancak AKP iktidarı bu alana “din kardeşlerimiz” ve “ensar-muhacir” söylemiyle ve “Yasaları bilmiyor” gerekçesiyle çocuk evliliklerini beraat ettirerek müdahale ederken10“Suriyeli adama, çocuk gelin davasında beraat: Yasaları bilmiyor” 22 Temmuz 2018, Sputnik Türkiye. Kaynak: https://bit.ly/2RTel3P Erişim tarihi: 15 Aralık 2019 solun da “kültürel çoğulculuk” tuzağına düşmemesi, sınıf kardeşliği ve Aydınlanma değerleri zemininde ideolojik müdahalesini güçlendirmesi gerekiyor. İdeolojik müdahalenin güçlendirilmesi ise iktidarın yanı sıra Suriyeli mülteciler nezdinde etkili olan Suriye kökenli gerici unsurlarla da mücadeleyi gerektiriyor.

Suriyeliler gitsin” mi?

Başlıktaki soruya yanıt aramanın bir anlamı yok. Çünkü bu sorunun hayatta karşılığı yok, Suriyeliler hiçbir yere gitmeyecek. Türkiye’den Almanya’ya emek göçünde ya da yakın tarihteki diğer insani krizlerde olduğu gibi, bu örnekte de mülteciler yerleştikleri ülkede kalacaklar. Elbette Suriyeli mültecilerin ülkelerine gönüllü geri dönüşünün koşullarının yaratılmasını, bunun için Suriye’nin meşru hükümetiyle dostça ilişki kurulmasını savunacağız. Ancak Türkiye’nin artık kalıcı bir Suriyeli nüfusu olacağını görmemiz, iktidar mücadelemizi bu durumu veri alarak şekillendirmemiz gerekiyor.

Bu noktada devrimcilere düşen görev belli. Ülkemize yıllar içinde giriş yapan ve kalıcı olacakları artık belli olan milyonlarca insanı yok saymak, karşımıza almak, gericiliğin çekim alanına terk etmek gibi bir lüksümüz yok. Sol elbette bu toplumsallığa seslenecek ve onun içinde örgütlenecek. 1848’den kalma evrensel bir çağrıyı gerekirse çok dilli söyleyecek:

Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!

!يا عمال العالم، اتحدوا

Notlar:

[1] Söz konusu sayı, 27 Kasım 2019 itibariyle geçerli olan verilere dayanmaktadır. Bu yazıda yer verilen tüm sayısal veriler için Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerinden yararlanılmıştır. Ayrıntılar için bkz. TC İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü. Kaynak: https://goo.gl/sg9ktH Erişim tarihi: 14 Aralık 2019

[2] 27 Kasım 2019 itibariyle geçerli verileri yansıtmaktadır.

[3] 10 Ocak 2019 tarihiyle işaretlenen veriler, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü sayfasına 19 Ocak 2019 tarihinde yapılan girişle elde edilmiştir.

[4] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Mülteciler Derneği. 2019. Suriyelilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar. Kaynak: https://bit.ly/34iebFO Erişim tarihi: 15 Aralık 2019.

[5] Doruk Cengiz ve Hasan Tekgüç. “Is It Merely A Labor Supply Shock? Impacts of Syrian Migrants on Local Economies in Turkey.” ASSA 2018 Annual Meeting, s. 1-68. 2017.

[6] Doruk Cengiz ve Hasan Tekgüç. A.g.m., s. 16-17.

[7] Doruk Cengiz ve Hasan Tekgüç. A.g.m., s. 2 ve 22.

[8] Doruk Cengiz ve Hasan Tekgüç. A.g.m., s. 21.

[9] UN Women. Kaynak: https://goo.gl/LWpMfX Erişim tarihi: 19 Ocak 2019.

[10] “Suriyeli adama, çocuk gelin davasında beraat: Yasaları bilmiyor” 22 Temmuz 2018, Sputnik Türkiye. Kaynak: https://bit.ly/2RTel3P Erişim tarihi: 15 Aralık 2019

Döviz ile destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.
Mithat Çelik
Author