1. Giriş

Zor dönemlerden geçiyoruz.

Ülkenin yıllardır karanlığın iktidarının elinde can çekişmesi, dünyamızın sömürü ve savaşların pençesinde olması yetmezmiş gibi şimdi de pandemi belası ile baş başayız. Baş başayız diyoruz çünkü haklı olarak bu gibi doğal felaketlerden toplumu koruması beklenecek kurumlar ve mekanizmalar sömürü çarklarının sorunsuz dönmesini sağlamak dışında bir işe yaramıyor. Hiçbir yaraya merhem olmuyor.

Mesleğimiz de bu tablonun dışında değil. Eğitim sürecinden başlayarak niteliği düşen, toplumsal sorumluluğu yıllar yılı geriye itilen mesleklerimiz değerini giderek yitiriyor. Bir zamanlar “yırttın, hayatın kurtuldu” gözüyle bakılan meslekler işsizlikle tanışıyor, mesleğin pek çok mensubu sistem içerisinde birer işçi olduklarını pek kabul etmek istemeseler de acı bir biçimde deneyimliyor. Meslek mensubu emekçiler toplumsal ödevlerden uzaklaştıkça yalnız kalıyor, yalnız kaldıkça daha da ağır bir sömürünün altına giriyor.

Tüm bu zorluklara rağmen bir yandan umut da kendisini gösteriyor. Karanlığın en yoğun olduğu anda tünelin ucundan ışık parlıyor.

Doğanın ve kentlerin yağmalanmasına karşı mimarlar, mühendisler ve şehir plancıları halk ile el ele mücadeleyi yükseltiyor.

İktidarların rant üretme mekanizması olan çılgın projelerin yaldızları birer birer dökülürken, bunlara karşı yapılan uyarılar daha geniş karşılık bulmaya başlıyor.

Deprem karşısında korunmasız ve yalnız bırakılanlarla toplumsal dayanışma kendisini gösteriyor, gittikçe yakınlaşan daha büyük felaketlere karşı birlikte hazırlanma çağrılarına olan ilgi artıyor.

Liberal yağma düzeninin batırdığı ekonomiye karşı, eşitliği temel alan bir üretim düzeninin ve kalkınmanın ülkenin bağımsızlığını kazanmasının tek yolu olduğu gerçeği kendisini bir kez daha kanıtlıyor.

Mesleğe ilişkin eğitimin niteliksizleştirilmesine karşı öğrenciler bir araya geliyor, mesleğin toplumsal sorumluluklarını yerine getirebilmek için henüz mezuniyet öncesi örgütlenmeye ve çalışmaya başlıyor.

İşte böyle bir dönemde;

• Ülkemizi karanlığa mahkûm eden tüm gerici ve piyasacı saldırılara karşı mücadele etmek,
• Ülkenin emekten yana ve eşitlikçi bir biçimde kalkınması için çalışmalar yapmak,
• Başta meslek mensupları olmak üzere tüm emekçilerin dayanışmasını örgütlemek,

Amaçlarını gerçekleştirmek için Mimar, Mühendis ve Şehir Plancıları olarak yola çıkıyor, ilk kolektif ürünümüz olarak ülkemizde mesleğimizin durumuna ilişkin hazırladığımız bu kısa araştırmayı sunuyoruz.

2. Üniversite Eğitimi ve AKP Döneminde Yaşanan Dönüşüm

a) Akademi Sermaye İlişkisi

Üniversite kavramı, kelime kökeni itibariyle bir orta çağ kurumu olan ve lonca birliğini ifade eden “universitas”a dayanıyor. Universitas kavramı, “birlik”, “evrensellik” ve “bütünlük” gibi anlamlara gelen bir etimolojik kökene sahip. Bu köken üzerinden de anlaşılacağı üzere üniversiteler, geçmişten beri evrensel bilginin peşinde olma gayesini taşıyan bir araştırma ve öğretim kurumu olma iddiasıyla ortaya çıkmaktadır.

Fakat her ne kadar bu iddiayı taşısa da bir kurum olarak üniversite, tarihi olarak, gerçekleri ortaya koymak, bilimi geliştirmek ve yaymak işleviyle ortaya çıkmadı. Pek çok kurum gibi üniversite de egemen sınıfların elinde bir ehlileştirme aracı olma işlevine sahipti. Fakat bilgi üretim sürecindeki özgün konumları itibariyle üniversiteler, hep mevcut düzene bir “ihanet” nüvesini de taşıyordu. Bu nedenle tarih boyunca önemini hep korudu.

Kapitalizmin ortaya çıkışı ile birlikte bütün bir toplumsal ilişkiler sermaye tarafından belirlenirken, bir bilim üretim kurumu olarak üniversiteler de bundan payını alır. Marx’ın da Grundrisse’de belirttiği gibi:

Sermayeye dayalı üretim, o halde, bir yandan evrensel üretkenliği -artık emeği, değer yaratıcı emeği- yaratırken, bir yandan da doğanın ve insanın tüm özelliklerinin sonuna kadar işletilip kullanıldığı bir evrensel yararlanma sistemini yaratır; sistemi ilerletici bir etmen olarak bilimden, tıpkı tüm fiziksel ve manevi değerlerden yararlanıldığı gibi yararlanılırken, bu toplumsal üretim ve mübadele alanının dışında hiçbir şey kendi başına ulu, kendi başına değeri olan şeyler olarak görülmez.1Karl Marx, 1979, Grundrisse, çev. S. Nişanyan, İstanbul: Birikim Yayınları, s.447

Kapitalizmin egemenliği altında bilim üretim süreci bir kapitalist emek sürecine dönüştürülürken, bilimin üretildiği merkezler olan üniversiteler de sermayenin ihtiyacına göre bu emek sürecine tabi kılınır.

Fakat sermaye tahakkümünün olduğu her yerde bir başka belirleyen olarak sınıf mücadelesi de her zaman vardır. Üniversitelerin tarih içinde edindiği konumları da temel olarak bu belirler. Sınıf mücadelesinin yükseldiği dönemlerde üniversiteler varoluş amaçlarına da uygun olarak, birer mevziiye dönüşürken, görece mücadelenin geriye düştüğü dönemlerde ise sermayenin etkisine daha açık hale gelir.

Tartışmamız açısından bu dönüşümün önemli bir ayağını, sınıf mücadelesinin geriye düştüğü 1970’li yıllarda başlayan eğitim alanında yapılan dönüşüm süreci oluşturuyor.

1970’li yıllarda, Neoliberalizmin ortaya çıkışına koşut olarak, eğitim alanında sermaye birikimi açısından bir dizi dönüşüm meydana geldi. Bu temel dönüşüm, bilimsel üretiminin kapitalist kar mekanizmalarına biçimsel olarak bağlanmasından farklı bir evreyi ifade eden, bilim üretiminin artık içsel olarak kapitalist emek sürecinin ve kar mekanizmasının üretilmesine dönüşmesi yönündeki gerilimli dönüşümdür.2Özgür Narin, Bilim Üretim Süreci ve Üniversitelerde Dönüşüm, “Almanak – 2008 Analizleri”, Sosyal Araştırmalar Vakfı, (Haz: Serap Kurt) Kasım 2009, İstanbul, içinde s. 356-375.

Üniversitelerin özelleştirilmesi, piyasaya açılması, üniversite eğitiminin özel sermayenin etkinliği altına girmesi, akademisyenlerin uluslararası emek piyasası içinde yer alması olarak bugün çeşitli görünümlerini izlediğimiz süreç temel olarak bu dönüşümün bir ürünüdür.

O nedenle üniversite sorunu, temelde bir sınıf ve siyasal iktidar sorunudur. Üniversitelerin sermayenin hizmetinde birer kapitalist merkez gibi çalıştığı durumda, “özgür eğitim kurumu” olmasının imkânı yoktur. Tam da bu nedenle, üniversitenin evrensel bilginin peşinde bir kurum olması yolunda mücadele, sermayeye karşı mücadele ile göbekten bağlıdır.

b) AKP Döneminde Yaşanan Dönüşüm

2002 genel seçimleriyle iktidara gelen AKP ile birlikte Türkiye’de toplumsal ve politik atmosfer değişime uğrarken, üniversitelerin de bu durumdan etkileneceği açıktı. AKP döneminde devlete ve topluma yapılan neo-liberal müdahalelerin hızlandığını ve bu durumun üniversitelerde liberal ve gerici bir yeniden yapılanmayı hedeflediğini görmekteyiz.

Bu süreç boyunca AKP iktidarı tarafından, kadrolaşmadan sindirmeye, üniversitelerde gericilere alan açmaktan kamu kaynaklarını özel üniversitelere aktarmaya kadar pek çok boyutu olan bu politika izlendi. Nepotizm, devlet kurumlarının her alanında görüldüğü gibi, üniversitelerde de oldukça büyük bir sorun haline geldi. İnsan kayırma kural haline gelirken, liyakatin yerini aidiyet, ehliyetin yerini de biat almaya başladı.

AKP iktidarı 2003 yılında, ‘her şehre üniversite’ sloganıyla, hiçbir üniversite kriterini ölçüt almadan birçok ilde yeni üniversiteler açmaya başladı. Bu dönem tek bir üniversitenin bile kurulup hayata geçmesine yetmeyecek bütçelerle onlarca üniversitenin kuruluşu gerçekleştirildi. Açılan üniversitelerin altyapı çalışmaları tamamlanamadı, yeterli sayıda derslikler birçoğunda yoktu. Öyle ki ilin AKP’li belediyesi 2006 yılında kurulan Adıyaman üniversitesine binaların kaçak olduğu gerekçesiyle mühür vurmak zorunda kaldı. Devam eden yıllarda yine yeterli bütçeyi sağlamayan iktidar, bu duruma çözüm olarak, üniversitelerin araştırma yapabilmeleri için fon bulmak amacıyla başvuracakları adresi Avrupa Birliği olarak gösterdi. Süreç boyunca dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yeni açılan üniversitelere dönüşümün ruhuna uygun rektörleri atarken diğer yandan da önceki dönemlerde atanıp süresi dolan rektörlerin yerine bilime ve liyakata bakılmaksızın atamalar yaptı. Üniversiteleri ve dolayısıyla da Üniversiteler Arası Kurul’u (ÜAK) kendi çizgisi doğrultusunda biçimlendirmiş oldu. İddia edilenin aksine söz konusu olan bilimsel faaliyetlerin özgürleşmesi ve üniversitelerin daha nitelikli hale gelmesi değil baskının artması ve düzeysizliğin hâkim kılınmasıydı.

AKP döneminin en büyük sorunlarından biri de eğitimde özelleştirmenin geldiği nokta oldu. Bu süreç boyunca özel üniversite sayısı %250 artarak 77 sayısına ulaştı3https://www.yok.gov.tr/Sayfalar/Haberler/2019/vakif-yuksekogretim-kurumlari-raporu-2019.aspx. Vakıf üniversitelerinin teşvik edilmesi ve kuruluşlarının kolaylaştırılması sayıların şişmesinin temel nedeniydi. Vakıf üniversitelerine ve kurucularına devletin imkanları ve arazileri peşkeş çekilerek ciddi kaynak aktarımları yapıldı. Bu üniversitelerde kişi başına düşen kitap sayısı ve kişi başına düşen metrekare ölçeği oldukça düşük kaldı. Öğrencilere müşteri gözüyle bakılırken, bu üniversiteler sınıfsal bir eleme ve ayrıştırma mekanizması görevi gördü. Yine bu üniversitelerde vakıf paravan olarak kullanılırken, üniversite holding ya da grubun yönelim ve arzuları doğrultusunda bir araç olarak kullanılması hedeflendi. Güvencesiz çalışmak zorunda olan akademisyenler kısa süreli sözleşmelerle çalıştırılırken, sendikal haklar dahil tüm örgütlenme haklarını kullanmaları engellenmiş oldu. Geldiğimiz noktada tezsiz yüksek lisans, ikinci öğretim ve yaz okulları, uzaktan eğitim gibi öğretim etkinlikleri vakıf adı altında çalışan özel üniversiteler için para kaynağı olarak görülüyor.

AKP döneminde öğrenci sınavları ve akademisyenler için gerekli yabancı dil sınavlarında gerçekleşen sınav hırsızlıkları olağanüstü boyutlara ulaştı. ÜAK tarafından oluşturulan komisyon 30 bin öğretim üyesinin yabancı dil sınav hırsızlığı dosyalarını incelemeye alsa da bu komisyonun çalışmaları sonuçsuz kaldı. Üniversitelerin araştırma bütçelerine ve döner sermayeden araştırma fonuna aktarılan paylara zaman zaman el konuldu. Devlet bütçesinden üniversitelere ayrılan pay, diyanet işleri ve savunma harcamalarının çok gerisine düşürüldü. Devlet üniversitelerinden neo-liberal politikaların bir yansıması olarak, girişimci olmaları ve kendi kaynaklarını yaratmaları istendi.

URAP verilerine göre; Türkiye’de üniversitelerde öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı 17,79 ile 394 arasındadır. Bu sayı Avrupa ülkelerinde 12 ile 20 arasında değişmekteyken, ABD’de ise 16’dır. Bu durum üniversite öğrencilerinin ciddi bölümünün eğitimde ihtiyaç duyulan etkileşimden oldukça uzak kaldığını göstermektedir.4URAP Türkiye Üniversiteler Sıralaması 2020

7 Mayıs 2020 itibari ile toplam öğretim elemanı sayısı 174 bin 980’dir. Plansız bir biçimde üniversite sayısının oldukça artması ve öğrenci sayısındaki artışın profesör ve doçent sayılarındaki artışla orantılı gerçekleşmemiş oluşu, üniversitelerdeki profesör ve doçent açığının doktor öğretim üyesi ve öğretim görevlileri ile karşılanması, eğitimin niteliğinin düşmesi yönündeki eğilimi güçlendirdi. Nitelikli, özgün, bilimsel araştırmalarda da geriye gidiş hızlandı.

Üniversite indekslerinde Türkiye’den 10’a yakın üniversitenin ilk 500’e girdiği dönemlerden, sadece 2 üniversitenin ilk 500’e girdiği dönemlere geldik. Bu durum eğitsel görevlerin ötesinde araştırma alanında da üniversitelerimizin niteliksiz hale getirildiğinin göstergesidir.

3. Meslek Örgütlenmeleri: Kuruluş ve Güncel Durum

a) TMMOB’nin Kuruluşu ve İlerici Bir Meslek Örgütüne Dönüşümü

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 1954 yılında Demokrat Parti (DP)-ABD ilişkileriyle, ABD eliyle Türkiye üretiminin bağımlılaştırılmasının bir aracı olarak kuruldu. ABD tipi yapılacak yeni girişimlere de uygun yönetmeliklerin hazırlanması ve bu yönetmeliklere uygun üretimlerin denetlenmesi bir meslek örgütünün kuruluşuna ihtiyaç duyuyordu. 2. Dünya savaşı sonrası Batı devletleri ve özellikle ABD, Sovyetler Birliği ve Sosyalist Blok’a karşı bir dizi hamlelere girişmişti. NATO’nun kurulması da 1949 yılında böyle bir dönemde gerçekleşti. Ardından Türkiye’nin Kore savaşına NATO’nun yanında dahil olmasıyla birlikte 1952 yılında Türkiye NATO’ya katıldı. DP iktidarda olduğu 1950’li yıllarda ekonomik modelini istikrar ve uyum üzerinden temellendiriyordu. Batı merkezli ekonomi politikaları yoğun bir şekilde uygulanmaya başlandı ve IMF politikalarıyla birlikte özellikle 1954-61 yılları arasında imalat sanayinin büyüme hızı tarımın büyüme hızının üstüne çıktı. “Dış tıkanmayı izleyen yıllarda daha çok sanayi ürünlerine uygulanan fiyat kontrolleri 1954’ten itibaren sektörel fiyat makasını sanayi kesimi aleyhine açmış, IMF programının kabulünü izleyen ve fiyat kontrollerinin kaldırıldığı 1958-59 yıllarında ise iç ticaret hadleri şiddetle tarım aleyhine dönmüştür”5Korkut Boratav, Türkiye iktisat tarihi 1908-2015 s.126. ABD merkezli bu ekonomik planlama denklemlerinin ortasında meslek odaları kuruldu.

60’lı yılların ortalarında yükselen öğrenci-gençlik hareketleri tüm topluma olduğu gibi meslek odalarına da dönüştürücü bir etkide bulundu. Bu hareketlerde ilerici fikirlerle tanışan öğrenciler mezun olduklarında bu fikirleri mesleki alanlarına da taşıdılar. Kuruluş hedefleri ve misyonu ne olursa olsun meslek örgütlerinin üye çoğunluğu üretim ilişkilerindeki konumu gereği giderek işçileşen mühendis, mimar ve daha sonra da şehir plancılarından oluşması dönüşümü nesnel olarak da olanaklı kılıyordu. Odaların işçi üyeleri o dönemde ekonomiye doğrudan katılmış, kapitalizmin çarklarına doğrudan temas etmişlerdir. Dolayısıyla dönemin ilerici dalgasından TMMOB de etkilenmiş, artık gelenekselleşmiş yapısı mesleğin yanı sıra emekçi halkın ihtiyaçlarına da karşılık vermek üzere dönüştürülmüştür. TMMOB’nin bu dönüşümünü aynı zamanda mesleğin etik yaklaşımlarına da uygun olandı. Mühendisliği, halkın ihtiyaçlarına yönelik, toplum yaşamını kolaylaştıracak yenilikleri araştıran üreten ve geliştiren bir meslek olarak tanımlarsak bu dönüşümün gerçekleşmesi gereken bir dönüşüm olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.

b) Neoliberal Saldırılar ve Meslek Örgütünün Geri Çekilişi

12 Eylül 1980 darbesinden sonra ise YÖK’ün de kurulmasıyla akademide ve dolayısıyla mühendislik eğitiminde köklü değişimler oldu. Kendi geleneği olan daha büyük üniversitelerde bu dönüşüm zamana yayılsa da sonuç değişmedi. Amerikan ekolü olarak kabul edilen, mesleğin anlamından ve bağlamından kopartılmış piyasaya mühendis yetiştirmeye yarayan bir eğitim anlayışı akademide hâkim hale geldi. Sınıfsal bakışı dışlayan bu eğitim ile birlikte yetiştirilen mühendislerin TMMOB ile ilişkisi basit bir zorunluluk ilişkisine indirgendi. Bunun yanı sıra neoliberal politikaların hayata geçmesiyle birlikte kamu kurum ve kuruluşları satılmış, meslektaşlar özel sektörde uzun çalışma saatleri, güvencesiz çalışma, düşük ücret sorunlarıyla karşı karşıya kalmışlardı. Kamu kurum ve kuruluşlarının özelleştirilmesinin sonucunda kim ve ne için üretim yapıldığı bilinmez hale gelirken iş güvencesi de ortadan kalkmış oldu. Yıllar geçtikçe YÖK’ün plansız ve programsız bir şekilde bölüm açması ve kontenjan artırmasıyla birlikte oluşan işsiz mezunlar, yedek işçi konumunda mühendislerin, mimarların ve plancıların ortaya çıkmasına sebep oldu. Böylelikle sermayenin eli kuvvetlendirildi. TMMOB ise tüm bu dönüşümlere karşı gerekli direnci gösteremedi, başta gençlik olmak üzere mesleğin ilkelerine ve duruşuna aktif bir biçimde sahip çıkacak unsurları odalara örgütleyecek perspektifi geliştiremedi ve sonuç olarak da ilgili mekanizmaları oluşturamadı. TMMOB çatısı altında çokça değerli çalışma yapılmasına karşın bu çalışmaların mücadeleyi besler ve mücadeleden beslenir kılınması sağlanamadı. Her geçen yıl genç mühendis mimar ve plancıların odalardan giderek uzaklaşırken, sorun da kangrenleşti. Tüm bu sorunların üzerine iktidarın doğrudan TMMOB’yi hedef alan hamleleri de gelmeye başlayınca var olan sorunların tartışılması iyice zorlaştı ve TMMOB için varlık yokluk meselesi temel tartışma başlığı haline geldi.

4. Mesleğin Toplumsal Rolü ve Meslekte Çalışanların Sınıfsal Konumu

a) Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Toplumsal İşlevi

Nesiller boyunca çeşitli tanımlara dahil edilen ve bu tanımlar doğrultusunda çeşitli ilke ve sorumluluklar atfedilen “mühendislik” alanını TMMOB, Mühendislik ve Eğitim yayınında (2006) aşağıdaki gibi tarifler:

“Mühendislik; Bilim yoluyla elde edilmiş tüm bilgilerden; akıl ve deneyim yoluyla somut sentezlere vararak, insana ya da daha genel kapsamıyla canlıya yararlı oluşumları yaratma gücü ve çabası. Mühendislik; Eğitim, deneyim ve uygulama ile edinilen, matematik, doğa ve mühendislik bilimleri bilgileri sonucu kazanılan formasyonun, insanlık yararına bir gereksinmeye yanıt vermek üzere ekonomiklik öğeleri de göz önünde bulundurularak; teknik ağırlıklı ekipmanların, ürünlerin, proseslerin, sistemlerin ya da hizmetlerin tasarımı, hayata geçirilmesi, işletilmesi, bakımı, dağıtımı, teknik satışı ya da danışmanlık ve denetiminin yapılması ve bu amaçlarla araştırma-geliştirme etkinliklerinde kullanılması işlevi Mühendislik; Eğitim, deneyim ve uygulama ile edinilen matematik ve doğa bilimler bilgisinin, doğal güç ve kaynakların insanlık yararına ve sürdürebilirlik ilkeleri dikkate alınarak ve mühendislik etiği gözetilerek kullanılması için yöntemler geliştirilme uğraşı”6TMMOB ve Mühendislik Eğitimi, 2006

Çevremizde gördüğümüz beşeri olan her şeyin üretim, tasarım, yönetim ve dağıtım süreçlerinde yer alan biz mühendis, mimar ve şehir plancıları toplumsal üretim süreçlerinin birer parçası olduğumuz bilinciyle toplumsal faydayı önceleyen meslek faaliyetlerinde bulunmak sorumluluğu taşımaktayız. “Toplumcu Mühendislik” anlayışı özellikle 1970li yıllardaki mesleki mücadele ve örgütlenme sürecinden kalan bir miras olarak güncelliğini korumaktadır. Bu dönemdeki mücadelenin öncü isimlerinde biri olan dönemin TMMOB başkanı Teoman Öztürk’ün konu üzerine sözleri takip eden kuşaklarda dahi Toplumcu Mühendislik bahsinde tekrar tekrar vurgulanmadan geçilmeyecek bir yer edinmiştir:

“(…) Yüreğimizdeki insan sevgisini ve yurtseverliği, baskı ve zulüm yöntemlerinin söküp atamayacağının bilinci içinde, bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgenlerin değil, emekçi halkımızın hizmetine sunmak için her çabayı güçlendirerek sürdürme yolunda inançlı ve kararlıyız”

Teoman Öztürk’ün 1973 yılından 1980 darbesine kadarki TMMOB başkanlığı sürecinde o dönemdeki diğer yönetici kadrolarıyla birlikte yalnızca odalar birliğinin kurumsal işleyişi bakımında değil mesleğin toplumsal algılanış şekliye alakalı da günümüze kadar taşınan önemli etkiler bırakılmıştır. Bu dönemden itibaren “toplumcu mühendislik/mimarlık” anlayışı kamucu, antiemperyalist ve emekten yana ilkeler etrafında şekillenmiştir. 70’li yıllardan günümüze çeşitli siyasi baskılara, faşist müdahalelere rağmen varlığını koruyan toplumcu mühendislik/mimarlık anlayışının önemi bugün toplumsal gündemlerde ve içinde bulunduğumuz dönemin en çarpıcı örneği olarak da Gezi Direnişi’nde tekrar hatırlanmaktadır.

Perspektif Platformu da bu bilincin ve geleneğin günümüzde sönümlenmesine karşı tekrar canlanarak büyütülmesinde rol oynamak için çabalayacaktır.

b) Çalışma Koşulları ve İşçileşme

1960 sonrasında özel sektörde ücretli çalışma oranının artması emek sömürüsünün mühendislik mimarlık ve şehir planlama alanlarında da tecrübe edilmesine yol açmış böylelikle mesleğin ve meslek alanlarının toplumdaki görece ayrıcalıklı konumu da sarsılmaya başlamıştır. Özellikle 1980 sonrası özelleştirme politikalarıyla kamu kuruluşlarının tasfiye edilmesi mühendislik alanı üzerinde de etkisini göstermiştir. Nitelikli emek gücünün metalaşmasının etkileri 80 sonrasında özlük haklarını kısıtlayan, ücretleri baskılayan ve emeği örgütsüzleştiren politikalarla başlamış ve 2001 Krizi sonrası her 3 mühendisten birinin işini kaybetmesiyle devam etmiştir.7Elif Aksu Kaya, Mühendis Emeğinin Dönüşümü, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Sayı: 461 Temmuz 2017

Geçmişte kamu kurumlarına açılan kadrolar ile mühendislik, mimarlık ve şehir planlama alanlarında yeni mezun istihdamının çoğunluğu karşılanabilirdi. Günümüzde ise “her şehre üniversite” gibi uygulamalarla mühendislik ve mimarlık fakülte sayıları ve kontenjanların arttı. Ancak kamu istihdamı için açıklanan kadro sayıları mezun sayılarının yakınından bile geçmemekte.

Hemen her gün meslektaşlarımızın çeşitli sosyal medya platformlarında kamu istihdamının artırılması yönündeki toplu taleplerine şahit olmaktayız. Yerel ve merkezi yönetim birimleri için açıklanan kadroların yeterli olmamasının yanı sıra bu yetersiz kadrolara alımların ahbap çavuş ilişkileriyle yürütülmesi meslektaşlarımızı özel sektöre iterken, kamu kurumlarına olan güveni de sarsmaktadır. Kamu istihdamının dışında kalan meslektaşlarımızın kadro talepleri ve eşitsiz işe alım süreçlerine olan tepkileri her geçen gün artarken diğer taraftan kamuda çalışan meslektaşlarımız toplu sözleşme ve grevi de içeren sendikal haklarına yönelik engellemelere maruz kalmaktadır.

İstihdam alanında neredeyse tek seçenek olan ve artan yedek iş gücü kitlesiyle eli iyice güçlenen sermaye, özlük haklarımızı yok saymaktan ve işe alım süreçlerinde mesleki yetkinliğimizle hiçbir bağlantısı olmayan keyfi koşullar sunmaktan da geri durmamaktadır.

Taşeron şirketlerde kötü koşullarla çalışmak; proje bazlı istihdam edilmek; inşaatta, elektrikte, bilişimde, kısacası birçok sektörde mesleğin kaderine dönüşmektedir. Mühendis, Mimar, Şehir Plancısı profil araştırmasına göre, mühendis ve mimarların genelde üçte biri (%32,5), özel sektörde çalışanların %39,3’ü “işiyle ilgili gelecek kaygısı” duymaktadırlar. Kaygının nedenlerinin başında özel sektörde çalışanlar açısından ilk sırada güvencesiz istihdam olarak adlandırılabilecek işten çıkarılma (%5,9) ile işyerinin kapanması (%5,5) gelmektedir[7]. TMMOB’nin 1976, 1998 ve 2012’de yaptırdığı araştırmalara bakıldığında, mühendisler arasında işsizliğin yükseldiği, (karşılığı ödenmeyen) fazla mesainin giderek yaygınlaştığı; buna rağmen özel sektörde çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıların sadece sınırlı bir kısmının, ancak büyük işyerlerinde sendikal örgütlenme çalışması yapabildiği görülmektedir.

1976 yılındaki meslek dışı çalışanların oranı %6,7 iken henüz ekonomik krizin etkilerinin bugünkü kadar derin olmadığı 2012 yılındaki kurultay raporuna göre işsiz mühendis, mimar ve şehir plancılarıyla birlikte toplamda %25’i, bulmaktadır. Bugün ise üniversite diplomasına sahip kişilerin çok daha büyük bir oranının ya iş bulamadığını ya da eğitimini aldığı dalda çalışmadığını ve bu durumun her geçen yıl daha kötüye gittiğini görmekteyiz.824-25 Eylül TMMOB 2. Ücretli Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları ve İşsizlik Kurultayı, 2012

Çalışma koşulları konusunda üzerinde durulması gereken bir diğer unsur ise ücret konusudur. 1998 tarihli TMMOB araştırmasına göre kamuda çalışan meslektaşlarımızın her geçen yıl yoksullaştığı, özel sektörde çalışan mühendisler arasında ise işteki konumuna (yöneticiler ve diğerleri), yaşadığı kente (metropoller ve diğerleri), mezun olduğu okula göre ciddi ücret farklılaşmaları yaşandığına, bu durumun özel sektör çalışanlarının ortak çıkarlar için bir araya gelmesini zorlaştırdığı belirtilmektedir. 7Elif Aksu Kaya, Mühendis Emeğinin Dönüşümü, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Sayı: 461 Temmuz 2017 Her yıl TMMOB Yönetim Kurulu tarafından ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları asgari ücretleri belirlenmektedir. Açıklanan asgari ücret miktarları bile özellikle büyük şehirlerde ikamet etmekte olan meslektaşlarımızın yaşam maliyetini karşılamaya ancak yetecekken özellikle yeni mezunlara tecrübesizlikleri gerekçe gösterilerek teklif edilen maaş bedelleri belirlenen asgari ücreti bile bulmamaktadır. SGK ve TMMOB arasındaki protokolün SGK tarafından tek taraflı feshedilmesi sonucunda bu başlıkta denetim de imkansızlaşmıştır. Bu anlamda mühendisler arasında örgütlenerek denetimin yapılması için mücadele etmek, denetim yapılması konusunda baskı kurmak ve işçileşen meslektaşlar arasında dayanışma örgütlemek gerekmektedir.

Günümüzde işe girme süreçlerinden itibaren çalışma yaşantısındaki cinsiyetçi iş bölümlerinden çalışma hayatındaki mühendis mimar ve şehir plancısı kadınlar çeşitli cinsiyetçi uygulamalara maruz kalmaktadır. Bunlar dışında kadın meslektaşlarımızın iş yerinde kreş, doğum ve emzirme izini talepleri, ebeveyn izninden baba üyelerin de yararlanması, şiddet taciz mobbinge karşı hukuki müdahale konuları en önemli mücadele alanları olarak güncelliğini korumaktadır.

c) Genç İşsizlik

İşsizlik oranı 13.4

Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 4 milyon 227 bin kişiye ulaştı. İşsizlik oranı %13.4 seviyesinde gerçekleşti. Yani ülkemizde her 7 insandan 1’i işsiz.9Türkiye İstatistik Kurumu, İşgücü İstatistikleri, Temmuz 2020 TÜİK’in verileri bu yönde. Elbette ki gerçek işsizlik oranı bunun çok üzerinde. DİSK-AR’ın araştırmasına göre işsizlik oranı Nisan 2020’de %28.7 dolaylarındaydı.10Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi, İşsizlik ve İstihdam Raporu, Temmuz 2020 Gelir adaletsizliğinin yüksek seviyelerde olduğu ülkemizde bir de işsizliğin her geçen gün artması insanların belini büküyor, ülkeye dair umutlarını yıkıyor.

İşsizlik Oranı (Temmuz 2018 – Temmuz 2020)

Kayıt dışı çalışanların oranı %32.7

Temmuz 2020 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların toplam çalışanlar içindeki payını gösteren kayıt dışı çalışanların oranı %32.7’ye ulaştı.11Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi, İşsizlik ve İstihdam Raporu, Temmuz 2020 TÜİK’in yer vermediği ama gerçek hayatta sıkça rastladığımız bir gerçek var. Özellikle mezun olduktan sonra iş bulamayan gençler kayıt dışı, sigortasız işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Nitelikli eleman olmasına karşın birçoğu kendi işini, kendi mesleğini yapamaz hale geliyor. Sigortasız ve güvencesiz şartlarda çalışmak zorunda kalan gençler her gün iş kazaları nedeniyle fiziksel anlamda da zarar görüyorlar. Hatta ve hatta her gün iş cinayetleriyle karşı karşıya kalıyorlar.

Genç işsizlik oranı %26.1

Türkiye İstatistik Kurumu’nun aktardığı son bilgiye göre Türkiye’de genç işsizlik oranı: %26.112Türkiye İstatistik Kurumu, İşgücü İstatistikleri, Temmuz 2020 Yani Türkiye’de her dört gençten biri işsiz. Tekrar hatırlatmakta fayda var: bu veriler TÜİK’e ait. Gençler üniversiteden mezun olurken zaten hayata birkaç sayı geriden başlıyor. Öğrencilik döneminde verilen kredi, faiziyle 2 yıl sonra geri isteniyor. İş bulamayan genç bir de bu kredinin yüküyle fazlasıyla eziliyor. Ayrıca ne eğitimde ne de istihdamda olanların, yani hem okumayan hem de çalışmayanların oranı yüzde 26.7 olarak kaydedildi.

Son 15 yılda iş bulmak ümidiyle İŞKUR’a başvuran 7 milyon 428 bin 243 kişi 15-24 yaş aralığında. İŞKUR verilerine göre, iş arayan nüfusun yüzde 31’i gençlerden oluşuyor ve 692 bini üniversite mezunu. İŞKUR’a iş için başvuran üniversite mezunu sayısı ise 355 bin. Bunlardan 6 bin 266 kadarı yüksek lisans, 263’ü doktora mezunu. İyi bir eğitim alacağı ve eğitimini aldığı alanla ilgili bir işte çalışacağı düşüncesiyle üniversiteye giren gençlerin çoğu, mezun olduklarında işsizlikle boğuşuyor. 13BirGün Gazetesi, Kendi işini yapamayan gençlerin ülkesi: Sosyolog garson tarihçi depo görevlisi, 30.08.2017

Avrupa ve Türkiye’de genç işsizlik oranı (25 yaş altı) 13BirGün Gazetesi, Kendi işini yapamayan gençlerin ülkesi: Sosyolog garson tarihçi depo görevlisi, 30.08.2017
Eğitimde ya da istihdamda olmayan 15-29 yaş arası gençlerin oranı 14euronews, Türkiye ve Avrupa Ülkelerindeki Genç İşsizlik Oranları, 20.09.2020

Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları da işsiz

EMO’nun 2019’un son çeyreğinde yaptığı araştırmada 4992 üyesi katılımcı olarak bulundu. Katılımcıların %18,3’ü kadın, %81.7’si erkek olan araştırmada her 10 katılımcıdan 7’si 20-30 yaşları arasında bulunmakta. 4992 katılımcının 1481’i herhangi bir işte çalışmamaktadır. Bu da her 3 mühendisten 1’ini çalışmadığı anlamında gelmektedir. Birçok iş kolunda ve üretimin her alanında çalışabilen mühendislerde bile işsizlik oranın %31.2 olması durumun vahametinin açıklar nitelikte.15tmmob.org.tr, EMO: Her 3 Mühendisten Biri İşsiz, 06.03.2020

Araştırmanın bir başka boyutu da TÜİK’in açıkladığı verilerin gerçekleri çarpıttığının kanıtı olması. TÜİK’e göre mühendislik fakültelerinden mezunlar için işsizlik oranı %10.3. Fakat bu verinin gerçekle yakından uzaktan ilgisinin olmaması gün gibi ortada. Her verisi şaibeli olan TÜİK’in işsizlik verilerinde doğru bilgi aktaracağını düşünmek iyimserlikle bile açıklanabilecek bir durum değildir.

Genç mühendislerde işsizlik oranı %36.3

EMO’nun araştırmasına göre son 5 yıl içinde mezun olan mühendisler arasında işsizlik oranı %36.3’tür. 2015-2019 yılları arasında mezun olmuş 1226 genç mühendisten;

610’u 1 yıldan az,

496’sı 1-2 yıl arası,

120’si 2 yıldan fazla zamandır işsiz.15tmmob.org.tr, EMO: Her 3 Mühendisten Biri İşsiz, 06.03.2020

Ülkemizde yoğun bir şekilde hissettiğimiz ekonomik kriz, artan enflasyon ve yüksek döviz kurlarının gençleri tahrip ettiği yetmiyor, gençler bir de işsizlikle boğuşuyor. Gençlerin çok büyük bir kısmı gelecek kaygısı yaşıyor. Gençlerin geleceğe dair ümitleri her geçen gün azalıyor. Ülkenin gelişiminde ve kalkınmasında en etkili olması beklenen meslek grubunun bu denli işsizlikle boğuşmasının da ayrıca sorgulanması gerekiyor.

Kadınlar işsizlikte de en çok ezilenler

EMO’nun yaptığı araştırmada erkeklerin işsizlik oranı %30 iken, kadınlarda bu oran %42.2 dolaylarında. Yani, her 10 kadın mühendisten 4’ü işsizliğin pençesinde. 2015-2019 arasında mezun olan kadın mühendislerin işsizlik oranı ise %46’ya kadar çıkıyor. Yani yeni mezun olmuş her iki kadın mühendisten 1’i işsiz. Hayatın her alanında birçok zorlukla mücadele eden kadınlar, işsizlikten de en çok payı alanlar olarak karşımıza çıkıyor.15tmmob.org.tr, EMO: Her 3 Mühendisten Biri İşsiz, 06.03.2020

Kaynakça

[1] Karl Marx, 1979, Grundrisse, çev. S. Nişanyan, İstanbul: Birikim Yayınları, s.447

[2] Özgür Narin, Bilim Üretim Süreci ve Üniversitelerde Dönüşüm, “Almanak – 2008 Analizleri”, Sosyal Araştırmalar Vakfı, (Haz: Serap Kurt) Kasım 2009, İstanbul, içinde s. 356-375.

[3] https://www.yok.gov.tr/Sayfalar/Haberler/2019/vakif-yuksekogretim-kurumlari-raporu-2019.aspx

[4] URAP Türkiye Üniversiteler Sıralaması 2020

[5] Korkut Boratav, Türkiye iktisat tarihi 1908-2015 s.126

[6] TMMOB ve Mühendislik Eğitimi, 2006

[7] Elif Aksu Kaya, Mühendis Emeğinin Dönüşümü, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Sayı: 461 Temmuz 2017

[8] 24-25 Eylül TMMOB 2. Ücretli Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları ve İşsizlik Kurultayı, 2012

[9] Türkiye İstatistik Kurumu, İşgücü İstatistikleri, Temmuz 2020

[10] Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi, İşsizlik ve İstihdam Raporu, Temmuz 2020

[11] Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi, İşsizlik ve İstihdam Raporu, Temmuz 2020

[12] Türkiye İstatistik Kurumu, İşgücü İstatistikleri, Temmuz 2020

[13] BirGün Gazetesi, Kendi işini yapamayan gençlerin ülkesi: Sosyolog garson tarihçi depo görevlisi, 30.08.2017

[14] euronews, Türkiye ve Avrupa Ülkelerindeki Genç İşsizlik Oranları, 20.09.2020

[15] tmmob.org.tr, EMO: Her 3 Mühendisten Biri İşsiz, 06.03.2020

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.