Modernleşme süreçleri içinde kendi eşitlik mücadelesini veren kadınlar, aslında siyaset sahnesine zaten Aydınlanmacı geleneğin bir parçası olarak çıkıyorlar.

Cumhuriyet ile kadın hareketi arasındaki ilişki oldukça tartışmalı bir konu. Kimileri için Cumhuriyet kadınlara haklarını bahşeden bir konumdayken, kimileri için de Türk Kadınlar Birliği’nin kapatılması ile hatırlanıyor. Konuyu sadece Cumhuriyet’in kurucu kadroları ile dönemin kadın hareketi arasındaki olayları referans alarak tartışmak; modernleşme arayışının düşünsel ufkunun kadınlar için ifade ettiklerini önemsizleştirdiği gibi, bahsedilen dönemi çözümlemeyi de zorlaştırıyor. Bu yöntemin sonucunda ise, yukarıda bahsedilen birbirine zıt görünen fakat benzer konumlara düşen iki yaklaşımın dışında pek seçenek kalmıyor.

Bu yazıda Cumhuriyet ile kadın hareketi arasındaki ilişkiyi, bir bütün olarak Cumhuriyet düşüncesi ve pratiği ile kadınların toplumsal ve siyasal varlığı arasındaki ilişki olarak ele alacağımızı belirterek başlayalım.

Modernleşme Arayışları ile Doğan Kadın Hareketi

Kadın hareketleri İngiltere, Fransa ve benzer şekilde Osmanlı’da modernleşme süreçleri ile birlikte gelişmiştir. Toplumsal hayata katılımı artan kadınlar, Aydınlanma düşüncesinin eşitlik ve özgürlük idealleri ile ilişkilenmiş ve kendi konumlarını sorgulamaya başlamıştır. Fakat modernleşme ile kadınlara hakları gümüş tepside sunulmamış, kadınlar kendi örgütlü mücadeleleri sonucunda bu haklara kavuşmuşlardır. Yazının devamında Türkiye örneği üzerine eğileceğiz.

II. Meşrutiyet öncesinde tıpkı Jön Türkler gibi çoğu yurtdışına giderek orada Aydınlanmacı düşünce ile tanışmış, birinci dalga feminizmi takip eden bir aydın kadın kuşağı karşımıza çıkıyor. II. Meşrutiyet ile kadınların kendi sorunlarını anlattığı, hatta peçesiz fotoğraflarını yayınladığı birçok dergi basılırken artık dernek faaliyetleri ile örgütlenme süreci başlar.

Cumhuriyet ile kadınların temel talepleri artık medeni ve siyasi hakları haline gelir ve hareket daha da toplumsallaşır. Düzenledikleri toplantılar ile kadınlar yeni Medeni Kanun’dan şeriata dayalı tüm hükümlerin çıkarılması için örgütlenmiş, yasanın hazırlanma sürecinde Halide Edib ve Selma Rıza gibi isimlerden oluşan bir komisyon aktif rol almıştır.

İzleyen yıllarda Kadınlar Halk Fırkası’nın kurulma talebi program radikal bulunduğu için reddedilmiş, Türkiye Kadınlar Birliği ancak dernek olarak kurulabilmiştir. 1927 yılında dernek büyük bir polis baskısıyla karşı karşıya kalmış, Nezihe Muhiddin ve çevresindeki feminist yönetim kurulu maruz kaldıkları karalama kampanyası sonunda dernekten fiilen tasfiye edilmiştir. 1924 Anayasası’nda kabul edilmeyen seçme ve seçilme hakkı talebi ancak 1934 yılında kazanılabilmiştir.

Peki, bunlar Cumhuriyet düşüncesi ve pratiğinin kadınların tarih sahnesine çıkmasında oynadığı rolü silikleştirir mi? Ya da kadınların modernleşme sayesinde toplumsal yaşama katılmış olduğu gerçeği, kadınlara haklarının bahşedildiği anlamına mı gelir? Bu sorulara yanıt verirken yazının başında bahsettiğimiz iki yaklaşıma değineceğiz.

Birbirine Zıt Görünen İki Benzer Yaklaşım

Serpil Sancar, “II. Meşrutiyet’in özgürlük ortamında dahi birçok kadın örgütüne Batı’daki gibi kadınlara oy hakkı istemenin çok radikal göründüğü ve siyasi hak talep eden kadın örgütlerini bu işten geri durduran bir anlam taşıdığı anlaşılıyor” diyor.1Serpil Sancar, 2012. Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 154 Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti adlı kitabında II. Meşrutiyet döneminde neden kadınların medeni hakları için mücadele ederken siyasi hak talebinin geri planda kaldığını sorgulayan Sancar, bu durumu İttihatçı kadroların ‘kadın örgütlerini bu işten geri durduran’ tutumuna bağlıyor. Sancar kitabın bu bölümünde kadınların bu minvaldeki açıklamalarına yer veriyor ve Cumhuriyet döneminde TKB üzerinde kurulan baskının altını çiziyor.

Cumhuriyet döneminde TKB üzerinde kurulan baskının II. Meşrutiyet’e dair bir itham için veri olarak sunulmasının sorunlu olduğu apaçık ortada. Daha kötüsü ise, bu iddiayı temellendirmek için doğrudan II. Meşrutiyet kadrolarına dair sadece tek örnekten yola çıkılması. Emine Semiye’nin “Biz hürriyeti kurtardık fakat kal’a-i ta’assubun (tutuculuğun kalesinin) henüz bir taşını kaldırabildik. Bekleyiniz, terakkiyat-ı nisvaniyyenin zamanı da gelecektir. Sizin gibi erbab-ı hamiyyet me’yus (ümitsiz) olmaz ve fütur getirmeyerek (usanmadan) çalışır” ifadelerinin geçtiği yazı, bu ithama dair doğrudan cemiyet ile ilişkili tek örnek olarak sunuluyor.2Serpil Sancar, 2012. Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 155

Sancar’ın gözden kaçırdığı birden fazla etken olduğu ve bir yöntem sorunu olduğu açık. Öncelikle, II. Meşrutiyet’e yönelik böyle bir iddiada bulunmak için Emine Semiye’nin kadınların kendi mücadelesine vurgu yaptığı bir yazıdan fazlası gerekir. Dahası, İttihat ve Terakki Cemiyeti kadrolarının kadınların iş yaşamına katılabilmesi için cemiyetler kurduğu ve kadının eşit konuma sahip olduğu modern aile yapısını oturtmak için özel politikalar yürüttüğü biliniyor.3Zafer Toprak, “The Family, Feminism and the State During the Young Turk Period, 1908-1918”, Lila Abu Lughod (Ed.) Remaking Women, Feminism and Modernity in the Middle East. (Princeton University Press, 1998) içinde. İtham siyasi haklara yönelik olsa dahi bu çalışmalar cemiyetin kadının konumuna dair perspektifine yönelik fikir veriyor ancak bu verilere değinilmemiş.

Cemiyette kilit noktalarda görev alan birçok kadının olduğu biliniyor. Emine Semiye ise yalnızca Sancar’ın belirttiği gibi Selanik şubesi başkanı değil, kadınlar şubesinin de başkanı. Üstelik cemiyetin kadınlar şubesi dönemin kadın hareketinde önemli bir yer tutuyor. Bu şubede çalışma yapan kadınlar önemli feminist dergilerde yazılar yazıyor. Sancar ise cemiyetin kadın hareketine yönelik perspektifine dair önemli bir veri olan kadınlar şubesine değinmiyor.

Bütüne bakıldığında cemiyetin kadının çalışma yaşamına katılması ile modern aile yapısını oturtmak için gösterdiği özel çaba ve kadın hareketinde önemli bir yer tutan kadınlar şubesi tablonun netleşmesini sağlıyor. Emine Semiye’nin sadece kadınlar şubesinin başkanı değil aynı zamanda cemiyet için hayati nitelik taşıyan Selanik şubesinin de başkanı olması ve II. Meşrutiyet’in ilan edildiği gün en önde durarak yaptığı konuşma ile tanınması, cemiyetin kadınların siyasi haklarına yönelik perspektifine dair fikir veriyor. Eğer tek örnek bahsedilen ithamı temellendirmek için yeterli sayılıyorsa, bu tablo modernleşmenin kadınların hayatındaki yerine dair çok daha fazlasını anlatıyor.

Serpil Sancar’ın iddiaları yazının girişinde bahsedilen Cumhuriyet ile arasına mesafe koyan ana akım feminist yaklaşıma dair bir örnek. Kadınlara haklarının gümüş tepside sunulduğunu iddia eden diğer yaklaşım ise toplumda çok daha fazla kabul görüyor. Bu yaklaşımı Metin Aydoğan’ın konu üzerine şu ifadeleriyle örneklendirebiliriz:

Cumhuriyet’in Türk kadınına sağladığı siyasi haklar, birçok Batılı için, kendilerinde bile olmayan ve Türkiye’de gerçekleştirilmesi olanaksız bir düş gibiydi. Düşüncelerinde haklıydılar. Yüzlerce yılın tutucu alışkanlıklarını üzerinde taşıyan bir toplum, nasıl oluyor da, bu denli büyük bir değişimi göze alabiliyor ve bu değişimi, birkaç yıl içinde gerçeğe dönüştürebiliyordu.”4Metin Aydoğan, “Atatürk ve Kadın Hakları” Kuramsal Aktarım, 9 Mart 2019, Kaynak: http://kuramsalaktarim.blogspot.com/2019/03/ataturk-ve-kadin-haklari.html

Aydoğan, kadınların ısrarlı mücadeleleri sonucunda kazandıkları hakları Cumhuriyet tarafından onlara ‘sağlanan’ haklar olarak tanımlarken, kadınların mücadele birikimini görmezden gelmekle kalmıyor. Dahası, kadınlar için bu hakların hayal dahi edilemeyecek kazanımlar olduğunu iddia ediyor. Fakat 19. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı’da gelişen kadın hareketinin siyasi doğrultusu bunun tersini göstermektedir. Kadınların daha Osmanlı toplumunda verdikleri peçe karşıtı mücadeleden medeni hak arayışlarına kadar birçok örnek bunu ispatlamaktadır. Seçme ve seçilme hakkını kadınların siyasi ufkunun ötesinde tanımlamak ise benzeri zor görülecek bir bilgi eksikliği ve yöntem sorununa işaret ediyor. Kadınlar bu hak için Kadınlar Halk Fırkası’nı kurmaya çalışıp hükümet tarafından engellenmiş, TKB hükümet eliyle pasifleştirilmişken ve kadınlar seçme seçilme haklarını mücadeleleri başladıktan 10 sene sonra elde etmişken bu iddianın neden sorunlu olduğu açıkça ortadadır. TKB Başkanı Nezihe Muhiddin’e sadece bir kez atıfta bulunulması fakat aynı TKB’nin nasıl etkisizleştirildiğinden bahsedilmemesi ise seçme seçilme hakkının neden kadınlar için “gerçekleştirilmesi olanaksız bir düş gibi” tanımlandığını açıklıyor. Keza kadınların mücadele birikiminden bihaber bir yaklaşımın kadınların siyasi ufkuna dair isabetli tahminde bulunması mümkün değil.

Bu yaklaşım kadınların Medeni Kanun’un eşitlik temelinde laik bir şekilde hazırlanması için verdiği mücadeleyi, bu mücadele karşısında Cumhuriyet gazetesi tarafından dahi nasıl karalamalara maruz kaldıklarını, seçme ve seçilme hakkını 1924 Anayasası’nda elde edemedikten sonra derneklerinin polis baskını ile karşı karşıya kaldığını görmezden geliyor. Ancak; kadınlara haklarının bahşedildiğini savunan yaklaşım kadınların kazanımlarının ardındaki mücadeleyi ve burjuva devriminin kendi ideallerini tamamlamaktaki eksikliğini gözden kaçırırken, Sancar ile örneklendirdiğimiz ana akım feminist yaklaşım ise Cumhuriyet’in kadın hareketinin gelişmesi için gerekli nesnel koşulları oluşturduğunu gözden kaçırıyor.

Sonuç olarak birbirine çok zıt görünen bu iki eğilim, Cumhuriyet ile kadın hareketi arasındaki ilişkiyi tam olarak okuyamamakta birleşiyor. Bugün kadınlara haklarının bahşedildiğini savunan yaklaşım kadın hareketinin kendine özgü eylem biçimlerini kavrayamayan ve kitleselleşen kadın hareketi ile arasına çoğunlukla mesafe koyan bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin; Cumhuriyet dönemi kadın hareketine dair sıklıkla Aydoğan’a atıfta bulunan Banu Avar, geçtiğimiz aylarda kadın cinayetlerini protesto etmek için gerçekleştirilen Las Tesis dansı protestolarına dair “bilmemne dansıyla, feminist şovlarla ancak bölücülüğün ekmeğine yağ sürülür…” sözleri ile gündeme gelmişti.5https://abcgazetesi.com/banu-avar-kadinlarin-dansini-hedef-aldi-turk-kadini-cinsel-boluculugun-oznesi-61901 Öte yandan; Cumhuriyet’in yapıcı bir eleştirisini yapmak yerine Aydınlanma ve Cumhuriyet ile arasına mesafe koyan yaklaşım ise, kaçınılmaz olarak kadınların laiklik talebine mesafeli yaklaşıyor. Dolayısıyla bu iki yaklaşımın yalnızca dönemi okuyamamakta değil, kadınların güncel taleplerine yanıt üretememekte de birleştiğini söylemek mümkün. Peki, Cumhuriyet ile kadın hareketi arasındaki ilişki nasıl okunmalı?

Cumhuriyet’in Öznesi Kadın Hareketi

18. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da, 19. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı’da kadın hareketlerinin modernleşme arayışları ile iç içe gelişmesi elbette tesadüf değil. Laiklik kadınların kendi yaşamları üzerinde denetim kurabilmesi için olanak sağlarken, modernleşme ile kadınların toplumsal yaşama katılabilmeleri için gerekli koşullar oluşmuştur. Ancak bunlardan da önemlisi kadınların Aydınlanma düşüncesi ile buluşması ve buradan hareketle neden eşit olmadıklarını sorgulamaları olmuştur. Ek olarak Osmanlı ve Türkiye modernleşme süreçlerinde aile kurumunda erkek egemenliğini zayıflatmaya yönelik müdahaleler ve kadınların iş yaşamına katılabilmesi için teşvik edici politikalar da gözden kaçırılmamalıdır. Sonuçta bir bütün olarak Cumhuriyet düşüncesi ve pratiği kadınların eşitlik mücadelesi için nesnel koşulları hazırlamıştır.

Ancak Cumhuriyet kadınlara haklarını gümüş tepside sunmamış, hatta 1927’den itibaren siyasi hakları için mücadele eden kadınlara baskı uygulamıştır. Bunun ardındaki iki sebep burjuva devrimlerinin sınıfsal karakteri gereği kendi ideallerini sonuna kadar götürmekteki yetersizliği ve kökleri daha da geriye uzanan ataerkil yapı elbette. Fakat bunlara rağmen kadın hareketi ile Cumhuriyet arasında bir kopuş gerçekleşmemesi önemli bir veri.

Gerçekten de Nezihe Muhiddin’den Emine Semiye ya da Halide Edib’e kadar öncü kadınlar bütün pürüzlere rağmen Cumhuriyet ile aralarına mesafe koymamış, modernleşme ve Aydınlanma fikirlerinden kopmamışlardır. Halide Edib’den örnek verecek olursak TKB’nin ağır baskı altında olduğu 1928 yılında dahi “Kadının oy hakkını sadece kadınlar değil, erkekler de istiyor. Türkiye’nin gelişmesi ve umutlarının bir parçası olarak istiyorlar” diyor.6Serpil Sancar, 2012. Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 171 Dolayısıyla dönemin kadın hareketinin Cumhuriyet’i kadın haklarına dair eksik kaldığı noktalarda ileri taşımak için mücadele ederek sahiplendiğini ve sağlıklı bir ilişkilenme örneği sunduğunu söylemek mümkün.

Buradan daha önemli bir noktaya geliyoruz. Aydınlanma düşüncesinden etkilenerek modernleşme süreçleri içinde kendi eşitlik mücadelesini veren kadınlar, aslında siyaset sahnesine zaten Aydınlanmacı geleneğin bir parçası olarak çıkıyorlar. Halide Edib’in yukarıdaki sözleri aynı zamanda böyle bir toplumsal aydınlanma kaygısının da göstergesidir. Kadınların Medeni Kanun hazırlanırken ısrarla şeriat hükümlerinin kaldırılmasını savunmasından, II. Meşrutiyet döneminde verilen peçe karşıtı mücadeleye; dönemin kadın hareketinin aydınlanmacı karakteri aslında oldukça açıktır. Hatta Emine Semiye’nin “Zavallı İslam kadınlarının yüzlerindeki siyah ve kalın peçeler gibi manen de büründükleri cehalet örtüsünü delip geçerek… ilim ve tahsilin kadrini onlara aktarmak…” şeklindeki sözleri7Şefika Kurnaz, 2015. “Osmanlı Kadın Hareketinin Öncü İsimlerinden Emine Semiye’nin Siyasal Portresi”, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Kaynak: http://bit.ly/39XmFp9, s. 1999 modernite ile arasına mesafe koyan ana akım feministler tarafından sahiplenilemeyecek kadar aydınlanmacı hatta Jakoben bir karaktere sahiptir.

Kadın hareketinin öncü isimlerinin önemli bir kısmının İttihat ve Terakki Cemiyeti Kadınlar Şubesi ile ilişkili olması, II. Meşrutiyet döneminde kurulan kadın derneklerinin milli mücadelede aktif rol alması ve kadınların kendi kurtuluşlarını toplumsal kurtuluşun bir parçası olarak ele almaları da ayrıca önem teşkil ediyor. Tüm bunlar göz önünde bulundurulunca Aydınlanmacı düşünceyi sahiplenerek siyaset yapmaya başlayan kadınların Cumhuriyet’in organik bir öznesi olduğu açıklık kazanıyor.

Aydınlanma düşünceleri ile ilişkilenip Cumhuriyet’i benimseyen kadınları ısrarla Cumhuriyet’in dışında bir özne olarak konumlandıran yaklaşımlar ise süreci ancak ‘kurucu kadrolar ile kadın hareketi arasında gerçekleşen bir dizi olay’ şeklinde anlamlandırabiliyor. Sonuç olarak da yazının başında bahsedilen eksik kalmaya mahkum okumalardan başka seçenek kalmıyor.

Kadın hareketinin Aydınlanmacı karakterini anlamlandırmak ve Cumhuriyet’in bir öznesi olarak kabul etmek, tüm pürüzlere rağmen neden Cumhuriyet ile kadın hareketi arasında bir kopuş gerçekleşmediğini açıklıyor. Dahası; Cumhuriyet kadınlara mücadele zemini sunarken, kadınların eşitlik ısrarı da seçme ve seçilme hakkının kadınlardan esirgenmesi gibi geri bir durumu ortadan kaldırıyor. Hükümet ile sürtüşmeye girdiği noktada eşitlikte ısrarcı olan ve kazanan kadın hareketi, aslında kendi ideallerini sürdürmekten aciz kalan Cumhuriyet’i de ileri taşıyor.

Sonuç

Kadın hareketinin bu topraklardaki köklerine uzanmak, çıkış dinamiklerini ve Cumhuriyet ile ilişkisini bütünlüklü olarak ele almak bir mirası sahiplenmekten öte; bugünün mücadelesine ışık tuttuğu için önemli. Burjuva devriminin sınıfsal karakterinden ötürü kendi ideallerini gerçekleştirmedeki aczi ise kadının eşitliği için sosyalist devrim perspektifinin gerekliliğini vurguluyor. Dolayısıyla bu sosyalist devrim perspektifinin Cumhuriyet’in kazanımları ve kadın hareketinin bu topraklardaki birikimini sahiplenip ileri taşıyan bir anlayışla inşa edilmesi gerekli. Dönemin kadın hareketinin Aydınlanmacı ve Cumhuriyetçi karakterini kavramak ise bu bağlamda önem kazanıyor.

Notlar:

[1] Serpil Sancar, 2012. Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 154

[2] Serpil Sancar, 2012. Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 155

[3] Zafer Toprak, “The Family, Feminism and the State During the Young Turk Period, 1908-1918”, Lila Abu Lughod (Ed.) Remaking Women, Feminism and Modernity in the Middle East. (Princeton University Press, 1998) içinde.

[4] Metin Aydoğan, “Atatürk ve Kadın Hakları” Kuramsal Aktarım, 9 Mart 2019, Kaynak: http://kuramsalaktarim.blogspot.com/2019/03/ataturk-ve-kadin-haklari.html

[5] https://abcgazetesi.com/banu-avar-kadinlarin-dansini-hedef-aldi-turk-kadini-cinsel-boluculugun-oznesi-61901

[6] Serpil Sancar, 2012. Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 171

[7] Şefika Kurnaz, 2015. “Osmanlı Kadın Hareketinin Öncü İsimlerinden Emine Semiye’nin Siyasal Portresi”, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Kaynak: http://bit.ly/39XmFp9, s. 1999

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.