ABD’de solun kültürel alana müdahale denemelerinden biri olan Means TV deneyimiyle ilgili Marie Solis’in değerlendirmesini Devrim dergisi okurlarıyla paylaşıyoruz.

Ekrandaki kuşakta “LLOYD BLANKFEIN: BÜYÜK ZENGİN HIYAR” yazısı okunuyordu.

Üst ekranda Sam Sacks ise Goldman Sachs’in eski CEO’su Blankfein’in günler önce girdiği bir tweetini okuyordu. Blankfein tweet’inde, Birleşik Devletler’de Koronavirüs’ün yayılmasını durdurmak için alınan aşırı önlemlere karşı insanları uyarıyor, bu durumun ekonomiyi kırıp geçireceğini belirterek bunun ise halk sağlığına başka bir tehlike oluşturduğunu yazıyordu.

“Ekonomik darboğazların halk sağlığına olumsuz etkisi olduğu doğrudur” diye açıkladı Sacks. “Gerçi bu durum Lloyd Blankfein gibi zengin hıyarların vergilendirilmesiyle hafifletilebilir.”

Zengin Hıyarlar” Sacks ve meslektaşı Sam Knight’ın düzenli olarak sunduğu Means Sabah Haberleri’nin bir bölümü. Means Sabah Haberleri, kurucuları Naomi Burton ve Nick Hayes’in “yüzde 99 için Netflix” olarak sunduğu, antikapitalist bir yayın platformu olan Means TV’nin amiral gemisi programlarından biri. 26 Şubat’ta yayın hayatına başlayan Means TV de Netflix ve Hulu gibi aboneleri sayesinde faaliyet yürütüyor. Uygulama olarak Apple TV veya Roku gibi yerlerde kullanılabilen platformun aylık abonelik ücreti 10 dolar.

Fakat diğer yayın servislerinin aksine, Means TV ücreti karşılayamayanlar için ücretsiz veya indirimli abonelikler de sunuyor. Detroit’te yaşayan bir çift olan ve öncesinde sırasıyla halkla ilişkiler ve ticari film prodüksiyonu alanlarında çalışmış olan Burton ve Hayes de sponsor şirketler ya da girişimci kapitalistlerden para almadan platformu bir çeşit kooperatif olarak işletiyor, yani Means TV’nin programlarını üreten işçilerin de işletmede hissesi var. Şirketlerin parasını reddetmek, platformun maliyetlerinin büyük çoğunlukla bireysel bağışçılar tarafından karşılanması anlamına geliyor; bu yazı yazılırken çift 409.600 dolarlık hedeflerinin yarısından biraz fazlasını kitlesel fonlamayla toparlamış durumdaydı.

Henüz Means TV’ye aşina olmayanlar, onu önceleyen video projesiyle tanışık olabilir: 2018 yılında, Burton ve Hayes şimdi kongre üyesi olan Alexandra Ocasio-Cortez’in o dönem görevde olan Joe Crowley’e karşı yürüttüğü kampanyanın reklamını çekmiş, video hızlıca viral olarak başarıya ulaşmıştı. O dönemde, işçi sınıfı davasına adanmış bir üretim stüdyosu olan “Means Of Production”1“Means Of Production”, Türkçeye “üretim araçları” olarak çevrilir. Means TV’deki “means” kelimesi de “araç, aygıt” olarak çevrilebilir – ç.n. adıyla faaliyet yürütüyorlardı. Ocasio-Cortez’in kampanyasına yardım ettikten sonra, kongre üyeliği için kampanya yürüten iki diğer demokratik sosyalist aday Kaniela Ing ve Zak Ringelstein için de reklam filmleri çektiler.

Videoların benzer havası vardı, ikisi de o dönemki adayların işçi sınıfına mensup ailelerde büyüme deneyimlerini anlatmalarıyla başlıyordu. Kendi yaşadıkları apartmanlarda ve mahallelerde, kendi sahillerinde ve bodegalarda2Bodega, genellikle İspanyolca konuşulan muhitlerde bakkal, bar veya şarap imalathanesi anlamlarında kullanılır – ç.n. çekilmişti. Ve onlar da aynı şekilde şirket çıkarlarının kendileri gibi olan insanlara karşı nasıl işlediğini anlatmışlardı.

Şubat ayında bir gün, bir telefon görüşmemizde Burton şöyle demişti: “Siyasi kampanya reklamlarına bakacak olursan çoğu pek de gerçek gelmiyor.” Hayes’e göre bunun sebebi, aday konuşmalarının deneyimli siyasi stratejistler tarafından anahtar seçmen demografisine göre dikkatlice ayarlanmasıyla oluşturulan satırlar olması.

Çiftin televizyonla da görülecek hesabı vardı. İkisi de akşam haberlerini izleyerek büyümüşse de, sosyalist bilince erişirken CNN ve MSNBC gibi sözde özgürlükçü kanallara gittikçe şüpheci yaklaşmaya başladılar. Ana akım medyaya duydukları azıcık güven de bunlar 2016 yılında Donald Trump’ın iktidara gelmesini öngöremediğinde tamamen koptu. Fakat güvenilmez olan yalnızca haber kanalları değildi: Kurgu televizyonu da çoğunlukla konforlu orta ve orta-üst sınıfın yaşam tarzlarını betimlemekte, çalışan kesimin günlük halini nadiren göstermekteydi. Hayes bu duruma “kültürel gaslighting3“Gaslighting’i uygulayan tarafın karşı tarafın gerçeklik algısını yavaş yavaş yitirmesine sebep olarak psikolojik manipülasyon uygulaması olarak özetlenecek bu kavram çoğu kişinin ilişkilerinde tanık olduğu bir süreci ifade ediyor.” Kaynak: https://listelist.com/gaslighting-nedir/ – ç.n. adını vermişti.

“Birçoğumuz kira ödemek, sağlık hizmetine ve çocuk bakımına erişmek için uğraşıyoruz, bütün bunları halletmek için farklı şekillerde mücadele ediyoruz ve sonra televizyonu açtığımızda bir ailenin 10 yatak odalı bir evde yaşayıp para konusunda hiç endişe etmemesini izliyoruz” diyor Hayes. “Bunun adı, bizi içinde yaşayıp bildiğimizden farklı bir dünyada yaşadığımıza ikna etmeye çalışmaktır.”

Geçtiğimiz birkaç yılda, solcular bu tutarsızlığı işaret etmeye birincil olarak, görece düşük maliyetli bir ortam olan, podcastlar üzerinden başlamıştı. Aylık aşağı yukarı 170.000 doların üzerinde para getiren ve yaklaşık 40.000 Patreon abonesi olan Chapo Trap House bu podcastların en popüleri konumunda. Dissent ya da Current Affairs gibi solcu yayınlarla bağlantılı bazı diğer podcast da sadık takipçiler kazanmış durumda ve bunlar aynı zamanda kendini solcu veya sosyalist olarak tanımlayanlar için de ana üs işlevi görüyor ve bunlar bireysel olarak, uygun olunduğunda ve genellikle bedava dinlenebildiği için de merakı filizlenenler için kolay bir başlangıç noktası.

Solun her zaman televizyonda ufak tefek işleri oldu, makul miktarda başarıdan dahi söz edilebilir: başlarda The Young Turks, 2010’ların sonuna doğru ise eski MSNBC sunucusu Krystal Ball ve Saagar Enjetiand tarafından sunulan çevrimiçi haber programı Rising bunlara örnek verilebilir. Ancak tarih boyunca sol, öngördüğü sosyal değişimi gerçekleştirme aracı olarak televizyona şüpheyle yaklaşmıştır. 1970’te, televizyon setleri Amerikan evlerinde demirbaş haline geldiği zamanlarda şair ve müzisyen Gil Scott-Heron, on yıl kadar öncesinde Siyah Panter eylemlerinde kullanılan popüler bir slogan “Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak” şarkısını4https://youtu.be/vwSRqaZGsPw yapmıştı. Slogan, siyasete yönelik ilgiyi seyreltmeye ya da doğrudan yok etmeye, hisleri köreltmeye ve reklam aralarında tanıtılan bir ürünü almak için ayağa kalkma haricinde Amerikan ailelerini kanepeye hapsetmeye yarayan “eğlence aracına” yönelik eleştirel bir tavrı yansıtıyordu.

Means TV televizyondan karşıt amaçlar için yararlanmayı umuyor. Haber programları, kısa komediler, sokaktan görüntüler ve uzun metraj belgesel ve filmler içeren platform, en az kapitalist televizyon kadar eğlendirici olduğu kadar çekici de olabilmek niyetinde. Ancak izleyicileri politik bir rahatlığa sürüklemek yerine, Burton ve Hayes platformun onları sokağa çıkarak eylemselliğe yöneltebilecek sağlam antikapitalist prensiplerle donatmasını umuyor. Nihayetinde, Fox News gibi kanalların insanların etkileşim kurma ve dünyaya bakma şeklini dönüştürmesi örneğinde olduğu gibi, muhafazakar çıkışlar televizyonun ideolojiyi keskinleştirebileceğini açıkça ortaya koymuştu.

“Bence film ve televizyon yayınlarının etkisinin bir sınırı var” diyor Hayes. “Fakat ne kadar etkili olduğuna da her zaman şaşırmışımdır. TV ve filmin çoğunlukla size gazoz, içecek ve buna benzer ıvır zıvır satan şirketler tarafından kontrol edilmesi rezalet bir durum. O kadar saçma bir durum ki empati ve dayanışmanın araçları olması gereken TV ve filmin neye yaradığını gözümüzden kaçırmış durumdayız.”

Şubat ayında Burton ve Hayes ile ilk konuştuğumda MSNBC sunucusu Chris Matthews, Demokrat başkan aday adayı Bernie Sanders’ın Nevada’da elde ettiği zaferi II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Fransa’yı ele geçirmesine benzettiği için henüz özür dilemişti. Solda bu sözler, Matthews ve diğerleri tarafından karakterize edilen diğer aşikar kuyu kazmalarla birlikte kanalın anti-Sanders kampanyasıyla uyumluluğu olarak kabul edildi: Önceki günlerde de Matthews, yol kenarında yaralı yatan birine yardım etmek üzere Joe Biden ve Elizabeth Warren’ın duracağı, Sanders’ın ise durmayacağı konusunda ısrarcıydı; Joey Reid, Sanders’ın o dönemki yarışta rakiplerinden oldukça önde sürdürdüğü liderliğiyle ilgili Demokrat Parti’nin “ne halt edeceğini” düşünmeye ihtiyacı var demişti ve kimi MSNBC haber spikerleri Nevada önseçimlerindeki Sanders heyelanını anlatırken gözle görülür bir şekilde öfkeden çıldırmış durumdaydı.

Şimdilerde MSNBC ve diğer ana akım medyanın küresel pandemi haberlerini izlerken, Means TV kurucuları benzer bir eğilim görmüş durumda: Sunucular kapitalizmin mantığına bağlı kalmayı sürdürürken bir yandan da kapitalizmi yol açtığı kaosun kaynağı olarak tanımlamayı reddetmekte. Eğer o şekilde tanımlasardı, bu kendi sponsor şirketlerini ve hissedarlarını kaçınılmaz olarak üzecekti.

“Büyürken televizyon izlemenin bu yanı oldukça korkutucuydu,” diyor Burton. “Her şey çok kaotik duruyordu çünkü haber sunucuları olayın neden olduğuna yönelik gerçek cevabı ve her şeyin nasıl bağlantılı oluşunu anlatamıyorlardı. Kapitalizmin tahlil edilmesine ihtiyaç var.”

Zengin Hıyarlar” kısmı haricinde, Means Sabah Haberleri basmakalıp bir hale bürünüyor. 26 Mart tarihli programda Sacks, Birleşik Devletler’de artan Koronavirüs vakalarını haberleştirdi, hapisteki insanların COVID-19 pandemisi nedeniyle salıverilmesi çağrısını yaptı ve senatonun aynı hafta yasamadan geçirdiği, havayolu ve oteller gibi birçok sektörü kurtarmaya yönelik milyarlarca dolarlık harcamaları içeren dev rahatlatma paketini açıkladı. Yasama sürecini tane tane anlattı, Koronavirüs’ün sebep gösterildiği dev ekonomik teşviğin aşağı yukarı 2008 kurtarma paketi gibi işleyeceğini, büyük bankaları daha büyük yapacağını ve bunların yönetici ve hissedarlarını daha da zenginleştireceğini anlattı.

Ekranda mavi dolgulu bir battaniyenin hareketi ve “Means Sabah Haberleri” işaretinin görülebildiği programını oturduğu apartman dairesinde önceden kaydetmiş olan Sacks, özetinin sonuna doğru gelirken şöyle diyordu: “Buraya kadar, yasa tasarısının yaklaşık üçte ikisini anlattık ve muhtemelen siz de merak içindesiniz: Emekçiler için rahatlama bu tasarının neresinde?

Ülkemizdeki sınıfsal ayrımları görünür kılan Koronavirüs haberleri, Sabah Haberleri programı için kusursuz haber konumunda. Mart sayılı bir New Yorker başlığında olduğu gibi aynı: “Gerçeklik Bernie Sanders’ın haklılığını gösterdi.”5https://www.newyorker.com/news/our-columnists/reality-has-endorsed-bernie-sanders, yani Means TV’ye göre zenginlik ve ayrıcalığın toplumumuzu nasıl şekillendirdiği kabul edilmedikçe inandırıcı haber yapılamayacağı oldukça net.

“MSNBC ve CNN’i izliyorsanız, Trump yönetiminin başarısızlıklarını anlatan haberlerin bu dönemin çoğu haberiyle benzerlik taşıdığını görürsünüz” diyor Sacks, o kanalların Koronavirüs haberlerini göstererek. “Fakat bu hikayenin yalnızca bir kısmı. Birleşik Devletler’in bu pandemiye karşılık verme konusunda neden kötü olduğu ve neden ekonomimizin serbest düşüşte olduğu sorularının esas cevabı kapitalizmde ve bu televizyonda pek de duyabileceğiniz bir şey değil.”

Knight ve Sacks’in ikisi de solcu podcast dünyasından gelme. Bu iki Washington çıkışlı gazeteci, 2014 yılında günlük haber podcastı District Sentinel Radio’yu dijital sol habercilik girişimi olarak başlattı. Üç sene sonra podcast geldi, başka bir solcu podcast olan ve yaratıcılarının Means TV’de ikinci evlerini bulduğu Trillbilly Workers Party de o zamanlarda yayına başlıyordu.

Sentinel ikilisi Means’e katkıda bulunurken aynı zamanda kendi District Sentinel Radio programlarını da düzenli olarak kaydetmeye devam ediyor, aynı Trillbilly’ler gibi. Means TV’nin geri kalan içeriğinin çoğuna da uzunca bir süredir devam eden anarşist komedi podcastı Street Fight Radio ve aynı isimli solcu yayınevinin Youtube ayağı olan Zero Books gibi başka Youtube ve radyo programları kaynaklık ediyor.

Sosyalizmle ilgilenenler için değişik platformlarda kimi başarılı podcastlar ve bloglar olsa dahi, Sacks’e göre nihai sonuç solcular için parçalanmış bir medya ortamının oluşması ki bu da parçalanmış bir siyasi harekete yol açabilir.

“Sosyalist, anarşist, komünist ayırmadan bütünüyle solcuları bir araya getirmeye, fikirlerini konuşup kitlelere ulaştırmalarını sağlamaya yönelik ilk girişimlerden biri Means TV olabilir” diyor Sacks. “Azdan az gider sözünü severim: Hızlıca büyümeye çalışmıyorsunuz, öyle ki çalışanlarınız ve yaratıcılarınız gözünüzün önünde kalıyor. Bu da bir şeyler başarabilirsiniz demek.”

Antikapitalist denebilecek (ya da Burton ve Hayes’in tercih ettiği terim olarak “post-kapitalist”) televizyon örneklerine önceleri pek rastlanmıyor. Sovyet Rusya’nın sosyalist televizyon aygıtı belki muhafazakar muhaliflerin sunabileceği bir örnek olur. Ancak Sovyet televizyonundan şaşırtıcı biçimde karmaşık dersler çıkartılabilir. Tabi ki bariz farklılıklar var: Dönemin sosyalist devletlerinde televizyon, aşağı yukarı kapitalist eşdeğerinde olduğu gibi, seyirciyi siyasi sistemin doğru olduğuna ikna etme niyetindeydi. Sovyet televizyonu insanları sosyalist devrim için örgütlenmeye çağırmıyordu, çünkü sosyalizm zaten baskın siyasi ideolojiydi; bunun yerine mutlu mesut bir hayatı özendirme, seyirciye Batı kapitalizminin vaat ettiği çöküş olmadan da tatmin olunabileceğini gösterme çabasındaydı.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde sinema ve medya çalışmaları profesörü ve 2016’da yayımlanan TV Socialism kitabının yazarı Anikó Imre şöyle demişti: “İnsanlar sosyalizmi ve bu nedenle de sosyalist televizyonu hep propaganda, tecrit ve beyin yıkamayla ilişkilendiriyor fakat aslında gerçek hiçbir zaman bu değildi. [Yayınlar – ç.n.] çoğu zaman yaşamla ve eğitimle alakalıydı ki bu belirgin biçimde sosyalist prensipler eğitimi bile değildi, çocukların nasıl yetiştirileceğiyle, görgü kurallarıyla falan alakalı şeylerdi.”

Solun Alnına Yapıştırdığı Çoğu Şeyin Keyifsiz Olduğunu Fark Ediyorum”

Yine de Burton ve Hayes’in Means TV’yi şekillendirirken akıllarına gelen aynı soruların birçoğuyla Sovyet liderleri de uğraşmıştı. “Hakikat ile Zaman Arasında: Merkezi Sovyet Televizyonunun Tarihi“ kitabının yazarı Christine Evans şöyle diyor: “’Sosyalist kültürün ayırıcı yönü gerçekte ne?’ diye kendilerine sormaları gerekiyordu. Seyircileri harekete geçirmesi gerekiyor mu? Gerekiyorsa nereye kadar? Peki ya insanlar onu izlemek istemezse? Yeni biçimsel stratejilere mi ihtiyacınız var yoksa eskileri kullanabilir misiniz? Sosyalist dizi yapabilir misiniz mesela, yoksa dizileri yozlaştırıcı kapitalist biçimler olarak düşünüp doğrudan reddetmeniz mi gerekiyor?”

Nihayetinde, Sovyetler Birliği eski biçimlerin gayet yerinde olacağını düşünmüştü. Sosyalist televizyonda diziler, dramalar, TV filmleri ve hatta paranın değil de iyi yapılmış bir iş karşılığında elde edilen onurun ödül olduğu yarışma programları bile vardı. (Bir Jacobin yazarı geçenlerde İngiliz yemek yapma yarışması The Great British Bake Off’un sosyalistliğini6https://www.jacobinmag.com/2019/09/great-british-bake-off-baking-show-socialism savunmuştu.) 1960’lı ve 70’li yıllarda Sovyetlerin televizyon için geliştirdiği birçok tür sonunda Batı’ya intikal etmişti ve reality show gibi bazı programlar hala modern Amerikan televizyonunun baskın program biçimini oluşturmakta.

Türünden bağımsız sosyalist TV programlarının özünde belli başlı bazı değerler yatıyor: dayanışma, kolektivite, enternasyonalizm ve ütopyacılık. Sosyalist siyaset Amerikan televizyonuna daha önce hiç açıktan girmemiş olabilir (Ve aslında gençler arasında gittikçe artan olumlamaya rağmen Amerikan siyasi yelpazesinin iki tarafındaki siyasetçiler ve halkın geniş kesimleri tarafından kötülenmeye devam ediyor). Fakat o programların özündeki değerler girdi: Evans ve Imre’nin ikisi de Sovyet dönemi sosyalist televizyona Batı’daki en benzer örneklerin BBC ve PBS gibi kamu televizyonları olduğu konusunda hemfikir.

Sosyalist karşılığında olduğu gibi kamu televizyonu da bilgili ve ilgili vatandaşlar yaratma hedefiyle eğitimi teşvik etti. Sovyet televizyonuyla eşzamanlı olarak Foucault ve Lacan gibi filozoflar Fransız devlet televizyonuna çıktı, “eğer Macaristan’da veya Yugoslavya’da 70’lerde veya 80’lerde televizyon izleseydiniz, görecekleriniz Belçika veya Hollanda televizyonunda veya BBC’de göreceklerinizden çok da farklı değildi” diyor Imre.

Sonraki yıllarda Birleşik Devletler’de, Mister Rogers’ Neighbourhood7https://www.theatlantic.com/entertainment/archive/2018/06/the-quietly-radical-mister-rogers-neighborhood/561857/ gibi çocuk programları özel kanallarda gösterilen şiddet içerikli ve akılsızca hazırlanmış çizgi filmlere doğrudan muhalif bir konuma oturmuştu ve ülkenin kamu yayını hizmeti PBS hala çocuklar için eğitici programlar kadar sivil yapım belgesel ve filmlere de ev sahipliği yapıyor.

Eğitim Means TV’nin de başlıca hedeflerinden biri elbette, gerek Birleşik Gıda ve Ticaret İşçileri Sendikası’nın Kuzey Carolina’daki bir domuz eti fabrikasını örgütlemek için 16 yıl süren uğraşını konu alan bir belgesel yoluyla, gerekse bir silah üreticisinin ürününü LGBTQ’lara pazarlamaya çalışmasını anlatan taşlamalı bir karikatürle.

Koronavirüs’ün yol açtığı krizi işaret ederek “Sosyalistleri ve işçi sınıfını ‘tam da bu anda yaşamak gerekiyor’ bilgisiyle donatmamız gerekli” diyor Hayes. Ülke çapında ortaya çıkan yardımlaşma projelerinin etrafında içerik oluşturmaktan ve eylemler için kitleleri bir araya getirmenin güvenli olacağı bir zaman için insanlara kendilerini polisten nasıl koruyacaklarını öğretmekten bahsediyor. “Artık bu medya platformunu harekete geçmek için kullanma zamanı.”

Şubat ayında bir akşam, platform başladıktan sadece iki gün sonra düzenlenen Means TV Brooklyn başlangıç partisine katıldım. Bardan bir Seltzer aldım ve mekanın arkasındaki sahnenin önünde toplanmadan önce yaklaşık 100 kişilik bir kalabalığın arasında oyalandım.

Crooked Media’nın podcastı Pod Save America’da bir program olan Pod Damn America’nın sunucusu Jake Flores, 10 dakikalık stand-up gösterisiyle geceyi başlattı. “Holywood’un solcu versiyonunu yapıyoruz” diyordu.” Solcu Holywood’un tüm yıldızları burada, bekleyin, Holywood solcusu diye bir şey yok çünkü buna izin verilmiyor.”

Kalabalık Flores’in en çok Bernie Sanders’la ilgili yaptığı şakalara güldü, Demokrat aday için eski araba benzetmesi yapıyordu, seni işe götürmesini sağlamaya çalıştığın eski bir araba. “Eve dönmesi gerekmiyor. Orasını sen halledersin.” Flores sonra “kadın düşmanlığı zehrinin” nasıl onun bir şeyleri yapmasını engellediğine falan dair uzun bir anekdot anlatmaya başladı ve hikaye devam ettikçe içten içe keyfim kaçtı.

Means Sabah Haberleri’nin Mart ayında çıkan bir bölümünü izlerken aynı keyifsizlik hissi geri dönmüştü. İran ve Çin’e yönelik Birleşik Devletler yaptırımlarının ülkelerin Koronavirüs’le savaşmasını daha da zorlaştırdığına yönelik haber sunuluyordu. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bir video klibi gösterildikten sonra Sachs ekledi: “Eğer soru, kötü olan bizler miyiz şeklindeyse, şu cevap yeterli, evet, kesinlikle bizleriz.”

“Solun alnına yapıştırdığı çoğu şeyin keyifsiz olduğunu fark ediyorum” diyor serbest gazeteci ve Know Your Enemy isimli solcu podcastın ortak sunucusu Sam Adler-Bell. “Sol kendi içinde konuştuğu zaman kullanılan dil genellikle sığ ve kişiyi soğutucu oluyor ya da ağdalı veya keyif kaçırıcı. Ya bir çeşit ironik Sovyet nostaljisi ya da Yes dergisinin takındığı ‘Her şey harika olacak, biz kazanacağız!’ tadında bir yaklaşım oluyor.”

Retorik konuşma tarzını bir düzeyde anlıyor, sol kendi saflarına daha fazla kişi katmaya çalışıyor ve insanlara birbiri için kişisel riskler almanın daha iyi bir dünya yaratmak için gerekli olduğu fikrini aşılamaya çalışıyor, diyor. Fakat bu fikir herkese çekici gelmiyor. Yine de Adler-Bell, söylem tarzı bazen değişse de şimdiki geç kapitalizm ortamında çokça tercih edilen tavır olan sinizmi için Means TV’nin taraftarı olduğunu söylüyordu.

“Genç kesimin tanımlayıcı karakteristiklerinden biri olarak bizim son derece alaycı ve koyu bir mizah anlayışımızın olması, bu da geleceğe dair umutsuz oluşumuzla alakalı. Her anlamda mahvolduk, dolayısıyla yapabileceğimiz tek şey buna gülüp geçmek oluyor” diyor Hayes. “Netflix veya başka bir şirket platformunun bu duruma aynı yoldan etki edebilmesi oldukça zor.”

Yine de içimizdeki sınıf bilinci en sağlam insan için bile özel televizyonun cazibesine direnmek zor olabilir. Biliyoruz ki Netflix ve Hulu gibi platformlar saatlerce izlemeye devam etmemiz, eğlenmemiz için tasarlanmış, biliyoruz ki açıktan olmasa dahi her bir programda her zaman yüzlerce ürünün reklamı yapılıyor. Biliyoruz ki bir program ilerici değerler yansıtmaya başlasa bile, muhafazakar bir medya baronunun avucunun içinde, onların altısı medyanın yüzde doksanının sahibi.

Means TV tek başına bu medya devlerini yere sermeyi beklemiyor; sonuçta, bu kanalların sadece bir yıldızının yıllık maaşından daha az para toplayabildiler. Uzun vadeli, ölçüm yapmanın zor olduğu bir oyun oynuyorlar çünkü bu oyun alışık olduğumuzdan farklı ölçü birimleriyle tartım yapmayı gerektiriyor. Burton ve Hayes başlangıç için Means TV’nin üzerine inşa edildiği kooperatif modeli kullanarak bir radyo ağı kooperatifi ve video oyunu kooperatifi kurmayı planlıyor. “Ana fikir büyümeye devam etmek ve muhalefeti inşa edecek hareket için sermaye oluşturmak” diyor Burton.

“Gençler olarak bizim avucumuza bırakılmış hiçbir medya kuruluşu yok” diye ekliyor Hayes. “Bu kapitalist sistemlerden kendimizi çekip çıkarmanın yollarını bulmalıyız.”

Flores açılış setini bitirdikten sonra, Sarasota Half in Dream belgeselinin arkasındaki iki isim olan Derek Murphy ve Mitchell Zemi’yi takdim etti. Bir zamanlar uğrak, şimdiyse azalan popülerlikte bir turistik mekan olan memleketleri Sarasota, Florida’daki sürreal bir film setiydi. “(Sürrealistler) başlıca hayata günlük bakabilmenin yollarını bulmaya çalışmakla, hayatın zevkini çıkarmakla ve hayal gücünü serbest bırakmakla meşgul olurlar,” dedi Murphy. “(Onlar) bunu toplumsal ölçekte, ütopyacı düşünebilmeyi teşvik edecek şekilde yapmak ve kapitalist realizmden kurtulmak istiyorlardı… Ben biraz teorik konuşuyorum fakat filmde böyle değil; bu kadar kuru bir film değil.”

Belgesel, Sarasota’nın sahilleri, otelleri, golf sahaları gibi zenginliklerini öven genç ailelerin ve emeklilerin oynadığı reklam klipleriyle başladı. “Rahatlama komasındayım!” diye bağırıyor yaşlı yurttaşlardan biri. Sonra film şimdiki zaman Sarasota’ya geçiyor. Otellerin çoğu çürümüş, zehirli küfler, yaban arıları ve diğer canlılar tarafından işgal edilmiş; tenis ve golf sahaları harabeye dönmüş durumda. Sarasota’nın varlıklı kısmına doğru bir yürüyüş yaparken Elliot adında bir genç kameraya dönerek “Yaşlılar ve yabancı elitler için inşa edilmiş bir şehirde gençler için yapacak pek az şey var” diyor.

Bir zamanlar turist cenneti olan yere vuran dalgalar, binlerce yengecin denize ulaşma çabası ve esasen deniz hayatının kıyıya vurduğunu gösteren uzun çekimlerden bahsediyoruz. Bunları izlerken Birleşik Devletler’deki modern sosyalist siyaseti en azından doğrudan düşünmedim. Onun yerine doğanın güzelliğini ve bizim onu kontrol etmeye yönelik beyhude girişimlerimizi düşündüm. Maddi kazanç için kaynaklarını koparıp almak yerine nasıl hep beraber doğanın yöneticileri olabileceğimizi düşündüm. Bir Cuma gecesi, yaklaşık 100 kadar insanla aynı salonda belki onların da böyle düşündüğü düşüncesinin ne kadar da güzel olduğunu düşündüm.

Çeviri: Anıl Aksu

* Yazının orijinali, “The Revolution Might Be Televised” başlığıyla ilk olarak VICE US dergisinde, 2 Nisan 2020 tarihinde ise vice.com’da yayımlanmıştır. Tercüme Odası sayfasında yayımlanan içerikler, Devrim dergisinin yayın politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.

Notlar:

[1] “Means Of Production”, Türkçeye “üretim araçları” olarak çevrilir. Means TV’deki “means” kelimesi de “araç, aygıt” olarak çevrilebilir – ç.n.

[2] Bodega, genellikle İspanyolca konuşulan muhitlerde bakkal, bar veya şarap imalathanesi anlamlarında kullanılır – ç.n.

[3] “Gaslighting’i uygulayan tarafın karşı tarafın gerçeklik algısını yavaş yavaş yitirmesine sebep olarak psikolojik manipülasyon uygulaması olarak özetlenecek bu kavram çoğu kişinin ilişkilerinde tanık olduğu bir süreci ifade ediyor.” Kaynak: https://listelist.com/gaslighting-nedir/ – ç.n.

[4] https://youtu.be/vwSRqaZGsPw

[5] https://www.newyorker.com/news/our-columnists/reality-has-endorsed-bernie-sanders

[6] https://www.jacobinmag.com/2019/09/great-british-bake-off-baking-show-socialism

[7] https://www.theatlantic.com/entertainment/archive/2018/06/the-quietly-radical-mister-rogers-neighborhood/561857/

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.
Marie Solis
Yazar