Hessen’in bildirisi, yeni toplumsal ilişki biçimlerinin yaratılmakta olduğu bir çağda yaşayan Newton’ın, göklerde değil tam da çağının toplumsal ilişkilerinin ortasında olduğunu eksiksiz bir biçimde gösterdi.

“Maddeci tarih anlayışına göre, tarihte nihai belirleyici öğe, gerçek yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir.”1 Engels’in Joseph Bloch’a 21 Eylül 1890 tarihli mektubu. Aktaran; Paul Blackledge, Marksist Tarih Kuramı Üzerine, Yordam Kitap, s.56.

1931 yılında Londra’da Bilim ve Teknoloji Tarihi Milletlerarası Kongresi düzenlenir. Sovyet delegasyonunun da katılımcı olacağı bir dizi oturum düzenlenecektir. Delegasyonun başında bulunan Buharin, en görkemli figürlerden biri olarak, giriş bildirisini sunar ve çoğunluğu İngiliz bilim insanlarından oluşan her milletten dinleyicilere diyalektik materyalizmin bakış açısından teori ve pratiği anlatır. Sovyet delegeleri birkaç gün boyunca kongreye felsefi müdahalelerde bulunduktan sonra, nihayetinde bilimin tarihine ve planlanmasına dair Marksist yaklaşımın daha ayrıntılı bir sunumuyla kongreyi tamamlarlar.2N.I. Bukharin et al, Science At The Cross Roads, Frank Cass(1971).

Sovyet delegeler kongrenin en dikkat çekici grubu haline gelir. Yalnızca tüm bilim camiasının bulunduğu bir kongreye Marksist müdahale yapmakla kalmazlar, aynı zamanda yükselmekte olan Sovyetler Birliği’nin bilim politikası üzerinden meydan okumasını da temsil ederler.

Tüm bu sürecin belirgin hale geldiği en önemli örnek ise Hessen’in sunmuş olduğu Newton’ın Principia’sının İktisadi ve Toplumsal Kökleri adlı bildiridir. Bu bildiri hem tüm diğer Sovyet tezlerinin sarih bir özetini içermesi hem de Newton gibi yarı tanrı kabul edilen bir bilim insanını ayakları üzerine dikmesi bakımından kongrenin en önemli olayı haline gelir.

Hessen’in Bildirisi

Hessen, bildirisine tarihsel materyalizmin genel bir özetiyle başlar. Daha sonraları da bu tarihsel materyalizm derslerini aralara sıkıştırmaktan geri durmaz. Marx’ın da pek çok yerde defaatle belirttiği gibi toplumsal, siyasal ve tarihsel bir süreç olarak üretim, toplumsal bütünlüğün merkezinde yer alır ve bu temel önermeden hareket edilmeden tarihsel süreçleri tam olarak kavramak pek olanaklı değildir.

Hessen, Newton’ın tartışılmaz dehasıyla ele aldığı sorunların, çağının sorunları olduğunu iddia ederken tam da buradan hareket eder. Amacı, Newton’ı yaşadığı zamana kabaca indirgeyen bir analizden çok, onu, içinde yer aldığı tarihsel, siyasal ve toplumsal bağlama yerleştirmektir. Bildiriye şu soruları sorarak başlar:

“Newton’ı bilimsel gelişmenin dönüm noktasına yerleştiren ve ona bu ileriye doğru hareketin yeni güzergahını çizme imkânı veren neydi? Newton’ın yaratıcı dehasının kaynağını nerede aramak gerekir? Çalışmalarının içeriğini ve yönünü belirleyen neydi?”3 Boris Hessen, 2019 (Eylül), Newton’ın Principia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri, çev. Ümit Şenesen, İstanbul: Yordam Kitap, s.19.

Pek çokları için bu soruların cevabı, Newton’ın tanrının bir lütfu olduğuydu. Hessen ise öyle düşünmüyordu. Newton’ın başarısının ve bu arada 16 ve 17. yüzyıllardaki doğa bilimlerindeki göz kamaştırıcı yükselişin; feodal ekonominin çözülmesi ile tüccar sermayesinin, uluslararası deniz yollarının ve ağır sanayinin gelişiminden doğduğuydu.

Özel mülkiyetin gelişme tarihindeki bu dönem, yani feodalizmden tüccar sermayesi ve manifaktüre geçiş, bir dizi tarihi talepleri de beraberinde getirdi. Newton’ın çalışmalarının özü de bu taleplerde gizliydi aslında. O nedenle Hessen, Newton araştırmasını, o dönem açısından yaşamsal önemde olan üç alana yöneltti: ulaşım, sanayi ve savaş.

Tüccar sermayesinin gelişimi, kentle köy toplumunun Orta Çağ’daki yalıtılmışlığını kırdı, coğrafi ufku muazzam ölçüde genişletti ve yaşamın hızını hatırı sayılır ölçüde artırdı. Bu da rahat taşımacılık araçlarına, daha gelişkin ulaşım araçlarına, özellikle de sürekli ivme kazanan mübadele nedeniyle daha hassas zaman ölçümüne ve hassas hesap ve ölçüm aletlerine gereksinim yarattı.4 A.g.e., s.31.

Dönemin diğer önemli bir üretim gücü ise, Orta Çağ’ın sonlarından itibaren büyük ölçekli bir sanayiye dönüşmüş olan madencilikti. Madencilikteki bu devasa gelişim, onu işletilmesi ve örgütlenmesi için hayli bilgi gerektiren bir alana dönüştürüyordu. Madenlerde biriken suların tahliyesi, tünellerin havalandırılması, maden cevherlerinin yukarıya çıkarılması ve işlenmesi, tüm bu sorunlar bir dizi mekanik çözüme gereksinim duyuyordu.

Nihayetinde tüm bunların üzerinde yükselen diğer bir devasa alan ise savaş sanayisiydi. Marx’ın Engels’e yazdığı mektupta belirttiği gibi, üretici güçlerle toplumsal ilişkiler arasında bağ kuran tarih görüşünü, yani tarihsel maddeciliği, en açık biçimde doğrulayan alanlardan biri savaş tarihiydi. Loncalar düzeni, ilk kez savaş sırasında ortaya çıkmış, makinelerin büyük ölçekli kullanımı ilk kez orduda görülmüştür. Ateşli silahların kullanımının artması ile birlikte silah ve savaş sanayinin tarihi, bütün bir burjuva sisteminin tarihinin özeti gibidir. Tüm bunların getirdiği mekanik sorunlar da çözüm bekleyen sorunlar olarak yerini alır.

Hessen, dönemin tüm bu problemlerini tek tek somut örneklerle açıkladıktan sonra, “dönemin fizik konuları ve Principia’nın içeriği” adlı bölümde, Newton öncesi dönemin önde gelen bilim insanları ile Newton’ın ilgilendiği konuların nasıl dönemin sorunları ile uyumlu olduğunu gösterir. Burada şaşırtıcı bir şey yoktur, çünkü tüm bu konular kişisel tercihlerle değil, yükselen sınıfın ihtiyaçları ile koşullanmıştır.

Bu elbette o dönemin bilim insanlarının yalnızca çağın getirdiği mekanik problemlerle ilgilendiği anlamına gelmez. Örneğin o dönemde optik de gelişmeye başlamış, statik elektrik ve manyetizmada ilk gözlemler kaydedilmiştir. Yine de, hem doğaları hem göreli önemleri nedeniyle, bu problemler hep tamamlayıcı özelliktedir, bunların araştırılması ve matematiklerinin geliştirilmesi mekaniğin çok gerisinde kalmıştır.5 A.g.e., s.47.

Bu bilim ve teknolojinin gelişmesine dair önemli bir saptamaya işaret ediyor; yalnızca teknik problemlerin ortaya çıkması değil aynı zamanda onların çözümüne imkân tanıyacak maddi koşulların da oluşması gerekiyor. Bu elbette ortaya çıkan her teknik problemin çözüme kavuştuğu ya da maddi koşulların oluştuğu her durumda çözümün de onun peşinden geldiği yanılgısını yaratmamalı. Bu tezlere tarihselliğin içkin olduğunu unutmamak gerekiyor. Engels 1894 tarihli bir mektubunda şunları yazıyor:

“Eğer, sizin söylediğiniz gibi, teknik genelde bilimin durumuna tabiyse, bilim, tekniğin durumu ve ihtiyaçlarına çok daha fazla tabidir. Eğer toplumun teknik bir ihtiyacı varsa, bilimin ilerlemesine on üniversiteden daha fazla yardımcı olur. 16 ve 17. yüzyılların hidrostatiği (Toricelli, vb.) İtalya’da dağlardan gelen selleri düzenleme zorunluluğu nedeniyle ortaya çıktı. Elektrikle ilgili herhangi akılcı bir şey biliyorsak, ancak teknik olarak uygulanabilirliği keşfedildikten sonradır. Fakat ne yazık ki, Almanya’da bilimler tarihini sanki bilimler gökten düşmüş gibi yazmak geleneksel hale geldi.”6 Alper Dizdar “Yeni Yüzyıl ve Marksist Bir Bilim Tarihi Arayışı”, Alper Dizdar (Ed.), Marksizm Bilime Yabancı mı?  İstanbul: Yazılama Yayınevi içinde, s.38-39.

Bu yine de bilim insanlarının çalışmalarını doğrudan teknoloji ve üretim ilişkilerinin belirlediği anlamına gelmiyor. Dönemin bilim insanlarının yaptıklarını ve bu arada yapamadıklarını da, belirleyen önemli şeylerden biri de, çeşitli üst yapısal kurumlarla kurdukları ilişkiler ve sınıf mücadelesidir. Hessen’in Newton örneğinde gösterdiği gibi, Newton’ın dini inançlara bağlılığı, tutarlı bir materyalist mekanik geliştirmesini engellemiş, bir ilk neden olarak Tanrı’yı işe koşan idealist bir mekaniğe saplanmasına neden olmuştur.

Newton, İngiltere’de yükselmekte olan burjuvazi ile tam bir fikir birlikteliği içinde olacak şekilde, materyalizm karşıtıydı. Bu ise Principia’da bir nüve halinde bulunan materyalist tohumları geliştirmesini büyük oranda engelledi. Madde ve harekete dair eksik kavrayışı, bir ilahi kutsallık arayışı ile göbekten bağlıydı. Hessen’in de belirttiği gibi, bu nedenle Newton, enerjinin korunumu yasasını hiç bulamadı. Oysa onun ilgilendiği merkezi güçlerin basit bir matematik sonucuydu bu yalnızca.

Newton’ın enerjinin korunumu problemini hiç ele almaması ya da çözememesi, elbette dehasının yeterince yüksek olmaması ile hiç de alakalı değildi. Aksine Newton çağının belki de en dahi insanlarından biriydi. Fakat her alandaki büyük insanlar, dehaları ne kadar dikkate değer olursa olsun, ancak zamanlarının üretici güçlerindeki ve üretim ilişkilerindeki tarihsel gelişimin gündeme getirdiği sorunları dile getirip çözerler.

Hessen’in bildirisi, yeni toplumsal ilişki biçimlerinin yaratılmakta olduğu bir çağda yaşayan Newton’ın, göklerde değil tam da çağının toplumsal ilişkilerinin ortasında olduğunu eksiksiz bir biçimde gösterdi.

Boris Hessen’in bu kısa ama çığır açan bildirisinin üzerinden neredeyse 90 sene geçmiş. Fakat ne yazık ki geçen yıllar, Marksist bir bilim tarihi yazıcılığını aynı oranda geliştirmedi. İstisnalar olmakla birlikte, Hessen sonrası dönemde ne SSCB’de ne de kapitalist dünyada bu alanda daha nitelikli ürünler verilemedi. Belki de durum bir fizikçinin dediği gibidir: Hessen’in tezleri o kadar aşikâr ki, o yüzden unutulması gerekiyordu!

Yordam Kitap’ın yıllar sonra bu kitabı dilimize kazandırmış olması7 İlk olarak Bilim ve Gelecek dergisi 2013 yılında Hessen’in bildirisini bölümler halinde yayınlamıştı. 2019 Eylül’ünde ise Yordam Kitap, Newton’ın Principia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri adı ile Hessen’in bildirisinin tamamını yayınladı. , bu anlamda oldukça değerli bir katkıdır. Umarız Marksistlerin bu alanda daha çok düşünmesine ve üretmesine vesile olur. Yine Hessen ile bitirelim:

“Sosyalizmin inşası, insan düşüncesinin tüm başarılarını bünyesinde özümsemekle kalmaz, bilime yeni ve o güne kadar bilinmeyen görevler yükleyerek, gelişmesi için yeni yollar döşeyip insan bilgisinin birikimini yeni hazinelerle zenginleştirir.

“Bilim sadece sosyalist toplumlarda gerçekten bütün insanlığa aittir. Önünde yeni gelişme yolları açılmakta, muzaffer yürüyüşünün önünde, ne uzayın sonsuzluğunda ne de zamanın ebediliğinde herhangi bir sınır bulunmamaktadır.”8 Boris Hessen, 2019 (Eylül), Newton’ın Principia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri, çev. Ümit Şenesen, İstanbul: Yordam Kitap, s.125

Notlar:

* Boris Hessen, 2019 (Eylül), Newton’ın Principia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri, çev. Ümit Şenesen, İstanbul: Yordam Kitap.

[1] Engels’in Joseph Bloch’a 21 Eylül 1890 tarihli mektubu. Aktaran; Paul Blackledge, Marksist Tarih Kuramı Üzerine, Yordam Kitap, s.56.

[2] N.I. Bukharin et al, Science At The Cross Roads, Frank Cass(1971).

[3] Boris Hessen, 2019 (Eylül), Newton’ın Principia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri, çev. Ümit Şenesen, İstanbul: Yordam Kitap, s.19.

[4] A.g.e., s.31.

[5] A.g.e., s.47.

[6] Alper Dizdar “Yeni Yüzyıl ve Marksist Bir Bilim Tarihi Arayışı”, Alper Dizdar (Ed.), Marksizm Bilime Yabancı mı?  İstanbul: Yazılama Yayınevi içinde, s.38-39.

[7] İlk olarak Bilim ve Gelecek dergisi 2013 yılında Hessen’in bildirisini bölümler halinde yayınlamıştı. 2019 Eylül’ünde ise Yordam Kitap, Newton’ın Principia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri adı ile Hessen’in bildirisinin tamamını yayınladı.

[8] Boris Hessen, 2019 (Eylül), Newton’ın Principia’sının Toplumsal ve İktisadi Kökleri, çev. Ümit Şenesen, İstanbul: Yordam Kitap, s.125

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.
Cem İnan
Yazar