Lenin’in hayatında devrim kantarında tartmadığı çok az şey vardır. Bu nedenle onun hayatını ve bu arada siyasetini konuşurken pek çok şeyi sıralayabiliriz ama başa devrimi yazmadığımız tüm listeler eksik olacaktır.

Henri Lefebvre, Lenin üzerine kaleme aldığı kitabında1Henri Lefebvre, 1990, “V.İ. Lenin: Hayatı ve Filozofik Ekonomik Politik Düşüncesi,” çev. Rasih Nuri İleri, İstanbul: Yalçın Yayınları., bir yerde, Lenin’in özel bir yaşamının olup olmadığını irdeliyor. Lefebvre’ye göre, Lenin’in “özel” bir yaşamının olduğu aslında pek söylenemez. Örneğin romanlardaki devrimci figürlerin tavrı Lenin’de yoktur. Bir Byron veya bir Garibaldi gibi de değildir. Hatta Marx ile karşılaştırıldığında bile, Marx’ın “özel” hayatında heyecan verici, romantik ve romanesk yönler bulmak mümkünken, Lenin’in buna oranla “özel” bir hayatı yok gibidir. Yine Lefebvre’ye göre, onun üslubunun 19. yüzyılın insanından büsbütün farklı olduğu bile söylenebilir.

Gorki de Lenin’i daha yakından tanıyan biri olarak, benzer bir izlenimi paylaşıyor. Ona göre bu büyük devrimci; kanaatkâr, içki ve sigara alışkanlığı olmayan, sabahtan akşama kadar karmaşık işlerle uğraşan sade bir yaşama sahip.2G. Zlobin – E. Vitkovski (Haz.), 2017, “Yazarların ve Sanatçıların Gözüyle Lenin,” çev. C. Şenses – Ü. Şenses, İstanbul: Yordam Kitap içinde, Maksim Gorki, “V.İ. Lenin,”, s.41. Hatta bir anlamda Lenin’in gücü de “gerçek kadar sade” bir yaşam sürmesinden geliyor.

Lukacs da benzer düşünüyor. Ona göre, Lenin, duygulandığı anlarda bile kendi dünya görüşünün buyruklarına sıkı sıkıya bağlı kalan biri. Lenin’in kitleler üzerinde büyük etkisi, bu ölçülülüğü ve gösterişsizliğinden ileri geliyor.3György Lukacs, 1979, “Lenin’in Düşüncesi: Devrimin Güncelliği,” çev. M. R. Zaralı, İstanbul: Belge Yayınları, s.104.

Şüphesiz Lefebvre’nin de Gorki’nin de Lukacs’ın da bu çıkarımları nesnel bir gözleme dayanıyor. İlginçtir, bu satırları aktarırken herhangi olumsuz bir değer yargısı da taşımıyorlar. Hatta büsbütün olumlu bir içeriğe sahip bile sayılabilir. Fakat günümüz dünyasında örneğin bir akademi ortamda bunu dile getirmek baştan olumsuz bir değer yargısı ile yüklemek anlamına geliyor. Ne demek “özel” yaşamın olmaması?

Liberalizmin iyi kotardığı işlerden biri, kendi birey anlayışını sola dahi kabul ettirebilmiş olması. Elbette bu sadece soyut düzlemle sınırlı değil, liberalizmin bireyi aynı zamanda burjuva dünyasında her gün yeniden ve yeniden üretilen de bir birey. Liberalizmin pek makbul Homo Economicus’u, yalnızca soyut bir kategoriyi değil, piyasa ilişkilerinde sıkça üretilen bir yaşam biçiminin idealleştirilmiş bir formunu da sunuyor. Böyle olunca, liberalizme özgü özel yaşam-kamusal yaşam, bireysel özgürlük-toplum, sivil toplum-devlet gibi ikilikler de mutlak kabul ediliyor. Dahası, bu ikiliklerin dışında bir tahayyül, basbayağı yasaklı alan işlevi görüyor.

“Özel” yaşam tam da bu nedenle liberalizm için “kutsal” bir alan. Çünkü karşısında konumlandırılan kamusal yaşam, liberalizme göre bütünüyle sınırlandırıcı özelliklere sahip. Böyle olunca özel yaşam, toplumun sınırlandırıcı etkilerinden uzak bir “özgürlük” alanını temsil ediyor. Haliyle bireysel gelişme de bütünüyle bu alana sıkıştırılmış oluyor. Çünkü Gülnur Savran’ın da dediği gibi: “Bireyleri gerçekten özel alana kapanmış, kendilerini burada geliştiren, yani giderek daha çok kendine dönen ve tekliğinin bilincine giderek daha çok varan bir toplumun ideolojisi başka türlü olamazdı.”4Gülnur Savran, 1980, Bireyleşme Çağrıları Üzerine, İstanbul: On Birinci Tez Dergisi, s. 63

İşte bu yüzden Lenin ve özel yaşam tartışması, bilhassa liberaller için huzursuz edici bir niteliğe sahip. Bir dönemin yenilmiş devrimcilerine parmak sallayıp, “İşte başınıza gelen her şey birey olamadığınız için” demek, kolay ve konforlu. Fakat bunun tam tersini zor yoldan kanıtlamış bir büyük devrimci karşısında, tüm tezleri tuzla buz olmaya gebe. Haliyle huzursuz oluyorlar, korkuyorlar. Ki aslına bakacak olursak, korkmakta da haklılar.

Lenin’in hayatı, devrime adanmış bir hayattır. Bu beylik bir laf gibi gözüken söz tarihte pek çok kişi için söylenegelmiştir belki ama hiç kimseye Lenin’e yakıştığı gibi yakışmaz. Çünkü gerçekten de tarihte bir başka kişi yoktur ki düşüncesine, eylemine, varlığına, siyasetine bu kadar devrim arayışı sinmiş olsun. Lenin düşünürken, yazarken, bir tren garında söylev verirken hep devrime göre hareket eder. Onun hayatında devrim kantarında tartmadığı çok az şey vardır. Bu nedenle Lenin’in hayatını ve bu arada siyasetini konuşurken pek çok şeyi sıralayabiliriz ama başa devrimi yazmadığımız tüm listeler eksik olacaktır.

Bütün bir hayatı devrim ile çevrelemek… bunun aynı zamanda özgün bir tarihsel aralığa ait olduğunu da mutlaka bilince çıkarmak gerekiyor. Anlamak yerine öykünenleri karikatürleştirecek derecede özgün, pek çok şeyden feragat etmeyi gerektirecek kadar da zorlu tarihsel koşulların bir ürünü. Bütün bunlar bilince çıkarılmadan, Lenin anlaşılamaz, anlatılamaz.

Krupskaya’nın “Lenin’den Anılar” kitabı5Nadejda Krupskaya, 2019, “Lenin’den Anılar,” çev. Ö. Koşar, İstanbul: Yordam Kitap bu “özel yaşamı olmayan” Lenin’i anlamak için başvurabileceğimiz belki de yegâne kaynak. Elbette pek çok Lenin biyografisi var, bunların arasında yetkin diyebileceklerimizin de sayısı az değil. Fakat bütün yanlarıyla devrime yönelmiş bir hayatı mekanikleştirmeden yahut mitleştirmeden anlatmak zor bir iş. Beraber aynı hayatı paylaşan bir insanın dikkatli tanıklığıyla aşılacak derecede bir zorluk bu. İyi ki de aşıldı!

Genellikle Krupskaya’nın eseri, devrimci Lenin’e karşı insani Lenin’i öne çıkaran bir eser sanılır. Öyle ya ne de olsa “eşi” yazmıştır. Fakat bu düalizmin geçersizliği daha ilk sayfalarda kanıtlanır. Alabildiğine siyasal bir eserdir, çünkü Lenin alabildiğine siyasaldır zaten.

Dahası, bu ikisinin karşıt olarak konulmasına da meydan okur aslında. Nasıl ki kişiliğin bazı yönlerinin öne çıkarılması insani kabul ediliyorsa, mücadelenin çeşitli uğraklarında, bir zorunluluk olarak bunların törpülenmesi de aynı oranda insanidir aslında. Yahut şöyle söyleyelim: Bölünme ile sonuçlanmış bir parti kongresi sonrası insanlardan uzakta biraz dinlenmek için eşi ile dağ evine çekilen Lenin ne kadar insaniyse, devrim mücadelesinin kızıştığı bir süreçte sevdiği müziği bile dinlemekten feragat eden Lenin de o kadar insanidir.

Lukacs’ın da dediği gibi:

Onun tüm yaşantısı, sürekli eylemdir; kendisi ve karşıtları için çözüm yolu olmayan bir durumun var olamayacağına kesinlikle inandığı bir dünyada verilen kesintisiz bir mücadeledir. Bundan dolayı, Lenin için yaşantısının temel ilkesi olarak geçerli olan: daima eyleme, doğru eyleme hazır bulunmaktır.”6György Lukacs, 1979, “Lenin’in Düşüncesi: Devrimin Güncelliği,” çev. M. R. Zaralı, İstanbul: Belge Yayınları, s.106.

Notlar:

[1] Henri Lefebvre, 1990, “V.İ. Lenin: Hayatı ve Filozofik Ekonomik Politik Düşüncesi,” çev. Rasih Nuri İleri, İstanbul: Yalçın Yayınları.

[2] G. Zlobin – E. Vitkovski (Haz.), 2017, “Yazarların ve Sanatçıların Gözüyle Lenin,” çev. C. Şenses – Ü. Şenses, İstanbul: Yordam Kitap içinde, Maksim Gorki, “V.İ. Lenin,”, s.41.

[3] György Lukacs, 1979, “Lenin’in Düşüncesi: Devrimin Güncelliği,” çev. M. R. Zaralı, İstanbul: Belge Yayınları, s.104.

[4] Gülnur Savran, 1980, Bireyleşme Çağrıları Üzerine, İstanbul: On Birinci Tez Dergisi, s. 63

[5] Nadejda Krupskaya, 2019, “Lenin’den Anılar,” çev. Ö. Koşar, İstanbul: Yordam Kitap

[6] György Lukacs, 1979, “Lenin’in Düşüncesi: Devrimin Güncelliği,” çev. M. R. Zaralı, İstanbul: Belge Yayınları, s.106.

Dövizle destek olmak için Patreon üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Türk Lirasıyla destek olmak için Kreosus üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Devrim dergisini dijital ya da basılı olarak edinmek, abone olmak için Shopier’daki mağazamıza göz atabilirsiniz.
Cem İnan
Yazar